Muhakemat
Müellifi
Bedîüzzaman Said Nursî
Mariz bir asrın, hasta bir unsurun, alîl bir uzvun reçetesi
veyahut
Saykal-ül İslâmiyet
veyahut
Bedîüzzaman’ın Muhakematı
Bu Muhakemat kitabı Reçete-ül Ulema’dır. Bu eser bize üç temel hakikatı öğretir:
Birinci Makalede, mariz bir asrın, hasta bir unsurun ve alîl bir uzvun reçetesini gösterir. Burada hasta unsurun âlimler olduğunu kabul etsek Unsur-u Hakikat, âlimlerin tedavisi hedefleyen bir “usul kitabı”dır.
Saykal-ül İslâmiyet olarak İslâm’ın bir yaşam kitabı olduğunu ortaya koyar.
Bedîüzzaman’ın Muhakemat-ı akliyesini anlamamıza vesile olur; böylece Kur’an-ı Kerim’e bakarken onun nokta-i nazarını kavramamızı sağlar.
1. Besmele, Tahiyye ve Şeriatın Hakkaniyeti
- Şeriat-ı Garra: Şeriat, akıl ve naklin (âyet ve hadisin) el ele vererek doğruladığı bir hakikatler bütünüdür.
- Saadet-i Dâreyn: Bu şeriatın kökleri hakikate dayanırken, meyveleri her iki dünya saadetini netice verir.
- Kur’an’ın Rehberliği: Kur’an, kâinat kitabındaki derin ve hassas ilahî kanunları izhar eden, insanlığın terakkisine (ilerlemesine) kefil olan bir “Üstad-ı Küll”dür.
2. Salvele Peygamberliğin (Risaletin) İsbatı
- Kâinatın Şahitliği: Göklerden yere, taşlardan hayvanlara, bulutlardan cinlere kadar her mevcudat lisan-ı haliyle Peygamber Efendimizin (asm) risaletini alkışlar.
- Zamanın Şahitliği: Geçmiş asırlar peygamberlerin müjdeleriyle, asr-ı saadet bedeviyetten medeniyete geçiş mucizesiyle, gelecek asırlar ise fenlerin diliyle O’nun davasını tasdik eder.
3. Bediüzzaman’ın feryadı ve İslam Dünyasının Geri Kalış Sebepleri (Teşhis)
Üstad, “tedenni-i millet” (milletin gerilemesi) karşısında duyduğu derin üzüntüyü dile getirerek sebepleri şöyle sıralar:
- Özden Kopuş (İslâmiyet’in mağz ve lübbü): İslâm’ın ruhu olan hakikatini terk edip sadece dış görünüşüne (kışrına) odaklanmak.
- Sû-i Fehm ve Sû-i Edeb: İslâm’ı yanlış anlamak ve temsil edememek; bu durumun İslamiyet’in nurlu yüzünün “evham ve hayalat” bulutlarıyla örtülmesine sebep olması.
- Üç Büyük Karışıklık: İsrailiyatın usûlüne ve hikâyatı akaidine ve mecazatı hakaikine karıştırılması:
- İsrailiyatın (dış kaynaklı hurafelerin) tefsir usulüne karıştırılması.
- Hikâyatın (menkıbelerin) inanç esaslarına (akaid) dahil edilmesi.
- Mecazatın (temsillerin) doğrudan hakikat sanılması.
- İslâm’a biat: İslâmiyetin kışrla lübbünü imtizac ettirirsek, İsrailiyatı usûlüne ve hikâyatı akaidine ve mecazatı hakaikine muvafık bir surette istimal etsek İslâmiyet’e tarziye verip biat etmiş oluruz.
4. İstikbal Müjdesi ve Maniler
Bediüzzaman, her ne kadar şu an zayıf görünse de gelecekte hüküm sürecek olanın yalnız İslâm hakikatleri olduğunu müjdeler. Bu hakikatin önündeki engelleri (sekiz mani) şöyle tanımlar:
- Ecnebilerdeki Maniler: Taklit, cehalet, taassup ve din adamlarının (kıssîslerin) baskıcı riyaseti.
- Bizdeki Maniler: İstibdat (baskı), ahlâksızlık, tevekkülsüzlük (müşevveşiyet) ve ümitsizlik (yeis).
- En Büyük Mani: İslamiyet ile modern fenlerin (fünun) birbiriyle çatıştığına dair yanlış ve batıl vehim.
5. İslamiyet Fenlerin Babasıdır
- İslâm’ın önündeki engellerin kalkışı: Eğitim hayatında ve fenlere bakış nokta-i nazarında uyanış hakikati araştırma meylini, insaniyet muhabbetini ve insaf duygusunu harekete geçirdiğinden bu maniler yıkılacaktır.
- Sû-i tefehhüm ile tevehhüm-ü müsâdemet ve muhalef: İslâmiyet fenlerin düşmanı değil; aksine onların seyyidi, mürşidi ve pederidir.
- Bazı zevâhir-i diniyeyi fünûnun bazı mesâiline muarız tahayyül emek: Dünyanın yuvarlaklığı (küreviyet-i arz) gibi kesin bilimsel gerçekleri dinden sanılan bazı yanlış bilgilere aykırı zannederek reddetmek, İslâm’a zarar vermiştir.
6. Muhâkemât’ın Yazılış Amacı ve Hedefi
Bediüzzaman bu kitapla şu üç grubu hedef alır:
- Ehl-i Tefrit (Din Düşmanları): Onların şüphelerini yok etmek.
- Ehl-i İfrat (Zahirperestler ve Sadık-ı Ahmak): Din adına bilime karşı çıkanların vehimlerini kovmak.
- Muhakkikîn-i İslâm (Akıl Sıddıklar): İstikbale yol açan muhakkikîn-i İslâma kuvvet vermek.
- Maksad: “İslam’da olan istikametli yolu ortaya koyarak elmas kılınca (İslâmiyet’e) saykal (cila) vurmaktır.”
- Sual: Mâlûmu i’lâma ne lüzum var?
- Elcevab: Bu zamanın çok bedîhiyatı, mazide yaşayan kurun-u vustânın yâdigârlarınca mevhumât sayılır. Zira onlar zaman olarak onüçüncü asırda olmakla beraber fikriyatta kurûn-u vust’ada kalmalarından melez bir kavimdir.
Mukaddeme
Muhâkemât’ın Muhtevası
Kitap üç makale ve Kur’an’da işaret olunan ilmü’s-sema ve ilmü’l-arz ve ilmü’l-beşeri tahkik üzerine bina edilen üç alt kitap olarak tertib edilmiştir:
- Birinci Makale: Unsuru’l-Hakikat (Hakikat unsuru ve tefsir usulünü mukaddimeler ve meseleler ile ders verir).
- İkinci Makale: Unsuru’l-Belâgat (Belâgat sanatı ve ifade inceliklerini gösterir).
- Üçüncü Makale: Unsuru’l-Akide (İnanç esasları ve Japonlara verilen cevabların beyanındadır).
- İlmî Mesail: ilmü’s-sema (Astronomi), ilmü’l-arz (Coğrafya) ve ilmü’l-beşeri (Fizyonomi) ilimlerinin bir nevi tefsiri niteliğindedir.
BİRİNCİ MAKALE
Mukaddimelerden İstimdat
Maksada uruç etmek için mukaddimelerden istimdat etmek, ehl-i tahkikin düsturlarındandır. Öyleyse, biz de on iki basamaklı bir merdiven yapacağız.
UNSUR-U HAKİKAT
Unsur-u hakikatın veyahut bazı mukaddemat ve mesail ile İslâmiyete saykal vurmanın beyanındadır.
Hasta bir unsur olan âlimlerin tedavisi, Unsur-u Hakikat’ta yer alan on iki mukaddime ile yapılacaktır.
BİRİNCİ MUKADDEME
Tekarrur etmiş usûldendir: Akıl ve nakil taâruz ettikleri vakitte, akıl asıl itibar ve nakil tevil olunur. Fakat o akıl, akıl gerektir.
Akıl ve naklin taâruz ettikleri vakitte yanlış akıl veya kör nakil sebebiyle hakikatın kaybolması bir hastalıktır. Hastalık teşhis edildi. Bunun tedavisi ise külli akıl önceliklidir; nakil tevile tabi tutulmasıdır.
1. Akıl ve Nakil Mukayesesi (Te’vil Usulü)
- Temel Kural: Eğer aklî bir gerçek ile nakil (âyet/hadis) çelişiyor gibi görünürse, akıl esas alınır ve nakil te’vil edilir (yorumlanır).
- Şart: Buradaki “akıl”, istikametli ve nurlanmış bir akıl olmalıdır. İmam-ı Azam, İmam-ı Gazali ve Bediüzzaman Radıyallahü Anhüm gibi müçtehidlerin izahları bu noktada esastır.
- İrşad Metodu: Kur’an, avamın (halkın) anlayışını okşamak için yüksek hakikatleri teşbih, misal ve mecazlarla basitleştirerek anlatır.
2. Kur’an’ın Dört Temel Maksadı (Anasır-ı Asliye)
Kur’an’ın kâinattan bahsetmesi ana gaye değildir; sadece şu dört esası isbat etmek için birer araçtır (istitradîdir):
- İsbat-ı Sâni’-i Vâhid (Tevhid): Kâinatın sultanı kimdir?
- Nübüvvet: Bu Sultan’ın elçisi ve hatibi kimdir?
- Haşir (Öldükten sonra diriliş): Bu kervan nereye gidiyor?
- Adalet ve İbadet: Bu dünyadaki vazifemiz nedir?
3. Kâinat Bahislerinin Hikmeti ve Fenlerle Münasebeti
- Kur’an kâinattan “san’atın intizamı” vasıtasıyla Sâni’i (Yaratıcıyı) göstermek için bahseder.
- İslâmiyet, hakiki fenlerin zübdesidir. Kâinattaki her varlık Sultan-ı Ezelî’nin saltanatını ilan eden birer memurdur.
- Kur’an’daki yeminler (Kasemat-ı Kur’aniye), gaflette dalanları uyandırmak için vurulan birer “asâ” (uyarı) hükmündedir.
Bediüzzaman Said Nursi, Kur’an-ı Kerim’in kainattan bahsetme amacını ve bu “meclis-i âlî”ye dahil edilen her bir varlığın üstlendiği dört büyük vazifeyi şudur:
- Saltanatın İlanı: İntizam ve İttifak lisanıyla
- Zübde-i Fünun: Varlıklar, tesadüfi birer eşya değil; her biri fenn-i hakikînin birer mevzu ve müntehabıdır. Bu cihetten, İslâmiyet’in fünun-u hakikiyenin zübdesi olduklarını ortaya koyarlar
- Fıtrat Kanunlarıyla Mutabakat (Neşv ü Nema)
- Hakikate Teşvik ve Tenbih (Tevcih-i Efkâr)
4. İrşad ve Belâgatın Gereği: Muhataba Göre Konuşmak
- Belağat Kuralı: Delil, iddiadan daha gizli olmamalıdır. Eğer Kur’an 1400 yıl önce doğrudan modern astronomi veya mikrobiyoloji diliyle (atomlar, cazibe-i umumiye, mikroplar) konuşsaydı, o zamanki insanların akılları karışır ve irşad gerçekleşmezdi.
- Menar Vazifesi: Kur’an, kevnî (bilimsel) sırların zahirini bir “menar” (işaret lambası) gibi kullanır. Avam o lambaya bakıp asıl ışığa (Tevhid’e) ulaşır. Güneş’in “lamba” olarak anlatılması buna örnektir.
5. Kinaye ve Maânî-i Sânevî (Esas Mana)
- Sıdk ve Kizb Terazisi: Bir sözün doğruluğu veya yalanlığı, kelimenin ilk maddi manasına (maânî-i ûlâ) göre değil, kastedilen asıl manaya (maânî-i sânevî) göre ölçülür.
- Misaller:
Kılıç kayışı: Boyun uzunluğuna işarettir.
Öküz ve Balık hadisi: Dünyanın rızık kaynaklarına (ziraat ve balıkçılık) ve astronomik konumuna (burçlar) birer latif kinayedir. Maddi bir öküz aramak belâgat cahilliğidir.
6. Kur’an’ın Birliği ve Karîne-i Mecaz (Bektaşi Hatası)
- Kur’an “Kelime-i Vâhid” (tek bir kelime) gibidir. Ayetler birbirinin “ihvanı” (kardeşi) ve “komşusu”dur.
- Bütüncül Bakış: Bir ayetteki mecazı anlamak için Kur’an’ın diğer muhkem ayetlerine bakılmalıdır.
Misal: “Yedullah” (Allah’ın eli) ayetini, “O’nun benzeri yoktur” ayetiyle beraber okumazsanız tecsime (Allah’ı cisim sanmaya) düşersiniz.
- Bektaşi Uyarısı: Ayetleri bağlamından koparıp “Namaz kılmayın” kısmını alan Bektaşi gibi davrananlar, hakikat karşısında maskara olurlar. Kur’an kendi mecazlarını yine kendi içinde açıklayan muazzam bir bütündür.
İKİNCİ MUKADDEME
Mazîde nazarî olan bir şey, müstakbelde bedihî olabilir.
Mazîde nazarî olan şeylerin anlaşılmadığı için reddedilmesi bir hastalıktır. Hastalık teşhis edildi. Bunun tedavisi ise istikbalde bedihî olabileceğini kabul ederek sabır ve tahkik etmektir.
ÜÇÜNCÜ MUKADDEME
İsrailiyatın bir taifesi ve hikmet-i Yunaniyenin bir kısmı, daire-i İslâmiyet’e duhûl etmeleriyle; din süsüyle görünerek, efkârı ihtilâle verdiler.
İsrailiyat ve Yunan felsefesinin din süsüyle girip zihinleri ihtilale sevk etmek bir hastalıktır. Hastalık teşhis edildi. Bunun tedavisi ise bunların tesirini teşhis edip İslâmiyet’i hurafelerden arındırmaktır.
DÖRDÜNCÜ MUKADDEME
Şöhret, insanın malı olmayanı da insana mal eder.
Şöhretin, insana ait olmayanı da ona mal ederek yanıltması bir hastalıktır. Hastalık teşhis edildi. Bunun tedavisi ise şöhretin aldatıcılığına karşı dikkat ve hakikate bağlılıktır.
BEŞİNCİ MUKADDEME
Mecaz, ilmin elinden cehlin eline düşse hakikate inkılab eder, hurafata kapı açar.
Mecazın, cehlin eline düşerek hurafeye dönüşmesi bir hastalıktır. Hastalık teşhis edildi. Bunun tedavisi ise mecazı ilmin elinde tutmak, doğru yorumla hakikate ulaştırmaktır.
ALTINCI MUKADDEME
Meselâ: Tefsirde mezkûr olan her bir emir, tefsirden olmak lâzım gelmez. İlim ilme kuvvet verir. Tahakküm etmemek şarttır.
Tefsirdeki her emrin doğrudan tefsirden sayılması bir hastalıktır. Hastalık teşhis edildi. Bunun tedavisi ise ilimlerin birbirine kuvvet vermesi ve tahakkümden kaçınmaktır.
YEDİNCİ MUKADDEME
Mübalağa ihtilalcidir.
Mübalağanın, hakikati bozarak ihtilal çıkarması bir hastalıktır. Hastalık teşhis edildi. Bunun tedavisi ise ölçülü söz, hakikate sadakattır.
SEKİZİNCİ MUKADDEME
Hem de şu gelen mukaddeme, her kemâli mahveden ye’si öldürür. Ve her bir saadetin mayesi olan ümidi hayatlandırır. Ve mazî başkalara ve istikbal bize olacağına beşaret verir.
Ye’sin kemâli mahvetmesi bir hastalıktır. Hastalık teşhis edildi. Bunun tedavisi ise ümidi hayatlandırmak, mazîyi başkalarına, istikbali bize müjdelemektir.
DOKUZUNCU MUKADDEME
Ukûl-ü selime yanında muhakkaktır ki: Hilkatte hayır asıl, şer ise tebaîdir. Hayır küllî, şer cüz’îdir.
Şerrin, hayırla eşit sanılması bir hastalıktır. Hastalık teşhis edildi. Bunun tedavisi ise hayrın asıl, şerrin tali olduğunu kabul etmektir.
ONUNCU MUKADDEME
Bir kelâmda, her fehme gelen şeylerde mütekellim muahaze olunmaz.
Bir kelâmda her fehme gelen şeyden dolayı mütekellimin sorumlu tutulması bir hastalıktır. Hastalık teşhis edildi. Bunun tedavisi ise mütekellimi, niyet ve maksada göre değerlendirmektir.
ONBİRİNCİ MUKADDEME
Kelâm-ı vâhidde ahkâm-ı müteaddide olabilir. Bir sadef, çok cevahiri tazammun edebilir. Zevil-elbabca mukarrerdir: Kaziye-i vâhide, müteaddid kazayâyı tazammun eder.
Tek bir sözde çok hükmün olabileceğinin anlaşılamaması bir hastalıktır. Hastalık teşhis edildi. Bunun tedavisi ise kelâmın çok cevheri barındırabileceğini kabul etmektir.
ONİKİNCİ MUKADDEME
Lübbü bulmayan, kısır ile meşgul olur. Hakikatı tanımayan hayalâta sapar. Sırat-ı müstakimi göremeyen, ifrat ve tefrite düşer. Muvazenesiz ve mizansız olan çok aldanır, aldatır.
Lübbü bulamayanın kısırla uğraşması; hakikati tanımayanın hayalâta sapması; muvazeneyi kaybedenin ifrat ve tefrite düşmesi bir hastalıktır. Hastalık teşhis edildi. Bunun tedavisi ise hakikati, dengeyi ve muvazeneyi bulmak; ifrat ve tefritten uzak durmaktır.
İKİNCİ MAKALE
UNSUR-UL BELÂGAT
…..
ÜÇÜNCÜ MAKALE
UNSUR-UL AKÎDE
…..
