Mücmel Emirdağ Lâhikası

Emirdağ Lâhikası 1 Fihristi

1. Mektub Sayfa 10

Hiç bir mahkeme bir suç bulamadığına; hem Üstadın ihlâsla Nurlara çalışmak için gazetelerle, siyasi haberlerle alâkadar olmadığına, hem Müddeiumuminin yapabilir iddiasına karşı imkânatı vukuat yerine istimal etmesinin hata olduğuna dair Üstadımızın Emirdağ’ındaki Abilere yazdığı mektubudur.

2. Mektub Sayfa 11

Vilâyât-ı şarkiyeye, Şeyh Sinusi yerine maaşlı vaizliği kabul etmeyip ihtilâlde kesilen yüzbin adamı kurtarmadığına bedel yüzbinler vatandaşa, herbirisine milyonlar sene uhrevî hayatı kazandırdığına; hem Üstad ve talebelerinin hiçbir cemiyet ve komite ile alâkası bulunamamasından ya bir deha veya hıfz-ı ilâhi olup her ikisine karşı gelmenin akıl kârı olmadığına; hem derslerin millet elinde gezdiği halde hayat-ı içtimaiyeye zarar verecek mûcib-i mes’uliyet her hangi bir madde bulunamamasından Risale-i Nur’a ilişmenin bir zulüm olduğuna; hem hayat-ı içtimaiyeyi terkeden adamlara neden yedi bin Avrupaperest sarhoşların kıyafetlerine girmiyorsun denilmeyeceğine dair büyük memurlardan birkaç zâtın sorduğu mühim bir suale Üstadımızın verdiği hakikatlı bir cevabdır.

3. Mektub Sayfa 13

Risale-i Nur’un makbuliyetine imza basan risaleler ve mektublar mecmuasının başında bu parçanın yazılmasına ve yazılacak parçaya dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur. Parçada Risale-i Nurun makbuliyetine dair, İmam-ı Ali (R.A) ın üç keramet-i gaybiyesine, Ehl-i Vukufun, “Keramet sahibi kerametini yazmaz” diyerek ilişmelerine binaen bu kerametlerin Kur’an’a ait olduğu ve Nur şakirdlerine kuvve-i maneviye ve gaybî imdad ve teşci’ ve sebat ve metanet vermek için yazmaya mecbur olduğuna; hem bu hizmeti, benliğine bir hodfüruşluk verip sukutuna sebeb olsa da, ehl-i imanı dalalet-i mutlakadan kurtarmak için dünyevî hayat gibi, uhrevî hayatını da Üstadımızın feda etmeyi saadet bildiğinden bahsedilmektedir. (Bu parçanın aynısı sayfa 60’da İşarat-ı Kur’aniyenin başında yazıldığı şekliyle vardır.)

4. Mektub Sayfa 14

Ankara Ehl-i Vukufunun ittifakla verdikleri raporun tenkid kısmı bulunmayan suretidir. Risalelerin mahiyeti iki nev’de belirtilmiştir. Birinci nev bu risalelerin ya bir âyetin tefsiri veya bir hadîsin şerhi maksadıyla yazıldığına; ikinci nev’ itibariyle bu risaleler, iman akidelerini açıkça anlatmak için temsillerle yazılmış ilmî görüşleri havi ve ahlâkî öğütler ve kısmen hayat tecrübesinden alınmış ibretli vak’aların bulunduğu herkese faideli menkıbelerdir.

5. Mektub Sayfa 15

Denizli Ağır Ceza Mahkemesinin ittifakla verdiği beraet kararı suretinden bir parçadır. Şahidlerin zanlıların işledikleri suç hakkında adem-i malumatına, hem Ankara Ağır Ceza Mahkemesi’nden Emin Büke’nin riyaseti altında tayin edilen ehl-i vukufun müsbet raporuna, hem zanlıların dinî mes’eleleri ve Kur’an hakikatlarını öğrenmek için bir araya gelen okuma-yazma bilmeyen kendilerini ibadet-ü taata veren kişiler olmasından müddeiumumînin tecziyeleri hakkındaki mütalaası, zikr ü ta’dad olunan delaile karşı gayr-ı vârid görüldüğünden reddine 15/6/944 tarihinde karar verilmiştir.

6. Mektub Sayfa 17

Ankara makamatına işittirmek niyetiyle Üstadımızın yazdığı Kendi kendime bir hasbihaldir. Afyon’da bir günü, bir ay haps-i münferid hükmünde kendisine sıkıntı verilen Üstadımız Afyon Adliyesinin, Denizli Mahkemesi’ndeki Risale-i Nur hakkında müracaatına ehemmiyet vermemesinden mütevellid Üstadın me’yusiyeti, adliyenin yangınına sebebiyet verdiğine; hem gizli bir komitenin Üstadın beraatini bozmak niyetiyle hükûmetin bir kısım memurlarını aleyhinde evhamlandırmalarına dair iki misal gösterildiğine; Birincisi Üstadın nüfuzunu ve eserlerindeki tesiri menfi bir surette kullanmak ihtimalidir. Halbuki otuz-kırk senelik hayatında kimsenin kendisinden zarar görmemesi bu ihtimali ortadan kaldırmaktadır. Hem iaşe ve istirahati için hükûmete müracaat edildiği halde kabul etmeyip iktisad ve hürriyet içersinde zahmetli hayatı tercih ettiği halde Denizli mahkemesinin Müdaafası olan Meyve Risalesinin elinden alınacak diye duyduğu endişe ve İstanbul da bir dinsizin İhtiyar Risalesini bahane ederek zabıtayı şaşırtıp yakınındakileri ondan uzaklaştırmaları, Üstadın çektiği sıkıntılara bir nümunedir. Halbuki bu hadiseler on adamı Üstadın yakınından çekmek yerine onbinler Müslümanı çekinmiyerek devam ettiriyor. Haşiyede karın üzerinde görünen kırmızı sarı renkte mürekkeb misüllü noktaların semanın Risale-i Nur’a gelen belalardan mütevellid kan ağladığına bir misal olarak zikredilmiştir.

7. Mektub Sayfa 21

Adliye vekili ile ve Risale-i Nurla Alâkadar Mahkemelerin Hakimleri ile bir Hasbihaldir. Eski terbiye-i İslâmiyeyi alanların yüzde ellisi meydanda varken an’anat-ı milliye ve İslâmiyeye karşı yüzde elli lâkaydlık gösterildiği halde; elli sene sonra, yüzde doksanı nefs-i emmareye tâbi’ olup millet ve vatanı anarşiliğe sevketmek ihtimaline binaen Risale-i Nur, şimdi ki insanlarla mübareze değil, elli sene sonra gelen nesl-i âtîyi ve bu vatan ve milleti anarşilikten kurtarmağa çalıştığından adliyelerin değil Onu ittiham etmek muhafaza etmeleri gerektiği halde Risale-i Nur’a yapılan haksızlıklardan iki nümune gösterilmektedir. Hem Risale-i Nur’un fenden, ilimden gelen dalaleti izale edecek ve nesl-i âtîden o belaya düşen kısmını kurtaracak kıymette olduğuna delil yirmi seneden beri hiçbir feylesofun karşısına çıkamaması hem medar-ı mes’uliyet suç bulunamaması hem “İşarat-ı Kur’aniye” ve “İhbarat-ı Gaybiye-i Aleviye ve Gavsiye”nin, ehemmiyetine ve makbuliyetine imza basmalarıdır. Madem öyledir. Risale-i Nurun bu vatana külli faidesini nazara almayıp müsaderesine gitmek, gazab-ı İlâhinin celbine vesile olur.

8. Mektub Sayfa 24

Hükümet tarafından iaşesi için her gün iki buçuk banknot ve mobilyası ile bir ev verilme teklifini kabul etmese iaşesi için lehinde çalışanları gücendirip aleyhindeki ittihama sevk edeceğine; eğer kabul etse yetmiş senelik hayat düsturuna muhalefet edip tama’ ve maaş yüzünden bid’alara giren ve ihlası kaybeden âlimleri tokatlayan İmam-ı Ali Radıyallahü Anh’ı küstüreceğinden teklifi reddetib Abilerin re’yine havale ettiğine; hem Emirdağ’da küçücük bir Abdurrahman Ceylan Abinin, Risale-i Nur’a tam hizmet ettiğine dair Üstadımızın Abilere meşveret için yazdığı bir mektubudur.

9. Mektub Sayfa 25

Üstadımıza şiddetli tecrid ve tazyik verilmekle beraber inayet-i Rabbaniyenin devam ettiğine; hem Risale-i Nura hücum edildiğinde, Emirdağ’ında kışın şiddetlenmesi ve Afyon’da zelzelelerin devam etmesi gösteriyor ki; vatanın belâlardan muhafazası için, millet ve vatanı sevenler Risale-i Nur’u serbest bırakmaları, okumaları ve okutmaları lâzım geldiğine; hem iaşe için tahsisatlarından, yalnız masraf borçları vermek için bir tek defa sekiz günlük tayinatı kabul ettiğine dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

10. Mektub Sayfa 25

Âyet-ül Kürsî’nin arkadaşı ve tetimmesi olan iki-üç âyetin nükte-i i’caziyelerine dair parçanın On birinci mes’elenin Hâşiyesinin bir lâhikası olarak kaydedilmesine; hem bu lâhikanın ihtar ile yazdırılmasına binaen tamamlamağa ihtar olmadığından noksan kaldığına; hem Hüsrev Abinin yazdığı fıkranın, Onbirinci Mes’elenin âhirinde kaydedilmesine dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

11. Mektub Sayfa 26

On birinci mes’elenin Hâşiyesinin bir lâhikasında yapılan sehve; hem “Dördüncü Şua”ın fihristesinin, “İhtiyar Lem’ası”nın Ondördüncü Ricası yerinde yazılmasına; hem Yirmisekizinci Lem’anın Yirmisekizinci Nüktesinin aynen, Onbeşinci Söz’ün âhirinde yazılmasına; hem Hâfız Ali’nin Lem’alarını tashih ettiğine; hem Meyve Risalesinin kuvveti ve kıymeti, muannidleri imana getirip geniş dairede iş gördüğüne dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

12. Mektub Sayfa 27

Cumhuriyet Hükûmetinde hürriyet-i vicdan ve hürriyet-i fikr-i ilmiyeden Üstadımızın men’edildiğine; hem üç ehl-i vukuf heyetinin ve üç mahkemenin incelemesinden geçen Risale-i Nur’un, ölümün i’dam-ı ebedîsinden iman-ı tahkikî ile bîçareleri kurtarmak ve bu mübarek milleti de her nevi anarşilikten muhafaza etmek vazifesini yerini getirdiğine; hem Üstadımızın siyasetin lisanı olan gazeteyi okumayıp dünyaya, idareye, asayişe ilişmediğine; hem aleyhinde bulunan ehl-i vukuflara rağmen Denizli Mahkemesinde bulunan Risale-i Nur’u teslim almak için hapse girmek istediğine; hem tarîkatların hakikatlarını ilmen beyan eden Telvihat Risalesinden Denizli Mahkemesinde beraet kazandığı halde muarızların tekrar tarikatcılıkla ittiham etmelerine karşı hürriyet-i vicdanı esas tutan Hükûmet-i Cumhuriyenin, Risale-i Nur’u muhafaza etmek ehemmiyetli bir vazifesi olduğuna dair Üstadımızın üç makamata veridiği istid’anın suretidir.

13. Mektub Sayfa 29

Bir hâdise çıkarmak için, Üstadın kapısının kilidini kırıp, Kur’an’ını ve Arabî levhalarını evrak-ı muzırra gibi götürüp, adliyenin mühim bir me’muru me’murlara (Saidi iki jandarma ile teşhir suretinde çıkarıp, zorla başına şapka giydirip öylece ifadeye getirmeli idiniz. Hem ona yanaşanları tutunuz) demesiyle, şahsını tahkir ve ihanet edip, hiddete getirerek habbeyi kubbe yaparak Emirdağ kasabasında Şeyh Said ve Menemen hâdisesinin on misli bir hâdise çıkarıp asayişi bozmak sû’i kasdına karşı haysiyet ve şerefini, bu vatandaki bîçarelerin istirahatı ve uhrevî saadetleri için feda edip anarşilik ve komünistliğe karşı Risale-i Nurla sedd-i Zülkarneyn gibi bir sedd-i Kur’anînin tesisine çalışan Üstadımızın hakkında teveccüh-ü ammeyi kırmaya çalıştıkları halde onlara hakkını helal edip Risale-i .Nurla imanlarını kurtarmak için dua ettiğine dair Üstadımızın Heyet-i Vekile’ye ve Milletvekilleri Riyasetine yazdığı cüz’î fakat ehemmiyetli bir maruzatıdır.

14. Mektub Sayfa 32

Üstadımıza hizmet eden küçücük bir Risale-i Nur talebesinin çoklar namına sorduğu “Yağmur duası ve namazı kılındığı halde yağmur yağmaması nedendir?” sualine Üstadımızın verdiği cevaba dairdir. Duanın ve ibadetin sebebi ve neticesi, emir ve Rıza-i İlâhî olup fâidesi uhrevi olduğu halde eğer dünyevî maksadlar niyet edilse o ibadet battaldır. Bu münasebetle yağmursuzluğun, musibet ve belâların meydana gelmesinin sebeblerinden Altı Nokta beyan edilmektedir. Birinci Nokta: Nimet ve rahmet-i İlahiyenin fiatını, şükürle vermediğimiz gibi zulmümüzle, isyanımızla gazabı celbediyoruz. İkinci Nokta: Bu zamanlarda öyle günahlar, zulümler oluyor ki; onların yüzünden yağmur kesilir, masum hayvanlar da azab çekerler. Üçüncü Nokta: Musibet-i âmmeden masumlar hârika bir tarzda selâmette kalsalar, dinin bir imtihan, bir tecrübe olduğu hikmeti bozulur. Dördüncü Nokta: Şimdi malda ve rızıkta hileler ile, sû’-i istimal ile, rüşvetle çok haram karıştırmakla ve şükürsüzlükle rahmete istihkak kaybediliyor. Beşinci Nokta: Risale-i Nur, bu Anadolu memleketinde belaların def’ine ehemmiyetli bir vesile iken Mahkeme-i Temyiz’in Risale-i Nur’un intişar ve okunmasını men’etmesi ve mahkemedeki risalelerin sahiblerine iade edilmemesi cihetiyle, kuraklık başladı. Altıncı Nokta: Yağmursuzluk ekser nâsın hatasından gelen bir musibet ve ceza-yı amel bir azab olduğundan, o insanların ekseri, -kısm-ı a’zamı- tövbe ve nedamet ve istiğfar etmekle umumi bela def’olur.

15. Mektub Sayfa 34

Hizb-ül Kur’an-ül Muazzam’ın ehemmiyeti ve faidelerine; hem Risale-i Nur’un iki parlak ve kudsî istinad noktası ve âb-ı hayat çeşmesi olan iki âyetin sehven Hizb-ül Kur’an’daki Sure-i Âl-i İmran’dan alınan âyetlerde yazılmadığından yazılıp içine konulmasına; hem Birinci Şuadaki, âyetler Risale-i Nura işaret ettiği gibi Onikinci sahifedeki Sure-i Nisa’nın 124’üncü âyeti de hesab-ı ebcedî cihetiyle asrımızdaki nifakın dört mertebesine 1342, 1356, 1362 ve 1376 tarihleriyle tevafuk ettiğine; hem Üstadın bu sekizinci defadaki zehirlendirmeleri yine Gavs-ı A’zam’ın teminatı ile akîm kaldığına dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

16. Mektub Sayfa 37

İki aylık kuraklıktan sonra, “Hizb-ün Nuriye”nin teslim edildiği günde, Rahmeten lil’âlemîn olan Hazret-i Risalet’in bir derece, bir cihette âlem-i şehadete teşrif ettiği Leyle-i Regaib’de, rahmetin çok bereketli olarak yağdığına; hem Risale-i Nur’un bir vesile-i rahmet olmasından, bu yağan rahmetin Nurun fütuhatına ve serbestiyetine bir îma olduğuna dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

17. Mektub Sayfa 37

Üstadı tazyik etmelerinin üç sebebinden, Birincisi: Hükümetin tayin ettiği günlük iki buçuk banknotu kabul etmemesi; İkincisi: Hakkındaki hüsnü teveccühün kırılmak istenilmesi; Üçüncüsü: Dost olmadığı ölmüş adam hesabına Afyon Valisinin intikam almak garazıdır. Halbuki onların Üstadın şahsıyla meşgul olmaları Risale-i Nur’un bir derece serbestiyetine ve intişarına vesile olduğundan, hem ziyaretçilerin görüştürülmemesiyle; ziyaretçiler için yapacakları masraftan ve Üstad için sırr-ı ihlasa muhalif hâlattan muhafaza olmasına vesile olduğundan kader-i İlahi oların Üstadı tecrid etmekle yaptıkları zulümlerini, merhametlere ve maslahatlara çevirdiğine dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

18. Mektub Sayfa 38

Hem manevî, hem maddî birkaç cihette sorulan “Neden siyasi cemaatlere ve ceryanlara alâka peyda etmiyorsun? Temas etsen binler adam Risale-i Nur dairesine girer, hem de sıkıntılardan kurtulursun” sualine cevaben, cereyanların tarafgirane çarpışmaları hengâmında sırr-ı ihlası muhafaza edip Risale-i Nur’u dünyaya âlet etmemek için, hem Risale-i Nur’un dört esasından birisi olan “şefkat etmek” düsturuna muhalefet edip tarafgirlik hissiyle birisinin hatasıyla, başkasına zulüm etmekle zâlim olup zarar etmemek için inayet ve tevfik-i İlahiyeye dayanmak gerektiğinden siyasete temas etmediğine dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

19. Mektub Sayfa 40

Doksan gün içinde yalnız Leyle-i Regaib ve Leyle-i Miracda kesretli yağmurun gelmesi tevafuku, Mirac Risalesinin kerameti olduğu nasıl kat’î sabit oluyor?” sualine küçük cevabdır. Bir şey de tevafuk olsa emare olur, tevafuk cihetleri çoğaldıkça emare kuvvetleşir. Tevafuk ciheti yüz ihtimalden bir ihtimalle olsa tevafuktan gelen işaret sarih bir delalet hükmüne geçer. Bu yağmur hadisesi de öyle olmasından keramet derecesine çıkmıştır. Demek Mi’rac mu’cizesi Zât-ı Ahmediye’nin (A.S.M.) semavat ehline ehemmiyetini ve kıymetini gösterdiği gibi; bu seneki Mi’rac da zemine ve bu memleket ahalisine kâinatça hürmetini ve kıymetini gösterip bir keramet gösterdine dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

20. Mektub Sayfa 41

İşarat-ı Gaybiye-i Gavsiye ve Aleviye’de, Risale-i Nur’un altmışdörtte te’lifçe tamam olup o tarihten sonra yalnız izahat ve haşiyeler ve tetimmeler yapılacağı münasebetiyle ihtar edilen iki noktaya dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur. Birinci Nokta: Risale-i Nur’a fıtraten ve vaziyeten muhtaç üç kısım talebelerinden Birincisi: Küçüklüğünde kuvvetli bir ders-i imani almaya fıtraten muhtaç olan çocuklardır. İkincisi: Nura fıtraten muhtaç, bir derece dünyadan küsmüş şefkat kahramanı kadınlardır. Üçüncüsü; Vaziyeti itibariyle ölüme yakın olup gaflet veya dalalet cihetiyle ölümü i’dam tevehhüm eden hastalar ve ihtiyarlardır. İhtar edilen İkinci Nokta: Arabîce altmışdört (Miladî 1945) tarihine girildiğinden İşaret-i gaybiye ile Risale-i Nur’un te’lifçe tamam olmasından yazılmayan ve te’hir edilen Otuzuncu Mektub ve Otuzikinci Mektub ve Otuzikinci Lem’alar gibi ehemmiyetli risalelerin ihtar ile tayin edildiğine; hem Kastamonu ve civarındakilerin, baba ve oğlun çetikleri sıkıntıların neticesinde, Risale-i Nur’un tevakkuf etmeyip perde altında büyük fütuhatı olduğuna; hem Risale-i Nur’un küçük taleberinden nümune olarak Ceylan, Küçük Ali ve Mehmed Zühdü’nün yapıkları hizmetlere dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

21. Mektub Sayfa 43

Siyasete temas etmemeye dair sayfa 38’de sorulan suale verilen mecburî cevabın tetimmesidir. Risale-i Nur ve şâkîrdlerinin meşgul oldukları vazife, rüyi zemindeki bütün muazzam mesailden daha büyük olduğundan fütura düşmemek için Meyve’nin Dördüncü Mes’elesini çok defa okumak gerektiğine; Ehl-i dalalet, muvakkat hayata karşı mücadele edip divanelikleri ile bizim ölüme karşı nur-u Kur’an ile yaptığımız cidale tenezzül etmezken bizim kudsî vazifemizin zararına, onların küçük mes’elelerini merakla takib etmememiz gerektiğine dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur. Bu tetimmenin yazılmasına Risale-i Nur’un bir talebesinin boğazlar hakkındaki boşboğazlığı sebeb olmuştur.

“Başkasının dalaleti sizin hidayetinize zarar etmez. Sizler lüzumsuz onların dalaletleriyle meşgul olmazsanız.” âyeti ve “Zarara kendi razı olanın lehinde bakılmaz, ona şefkat edip acınmaz.” düstur bizi, zarara bilerek razı olanlara acımaktan men’ediyor; biz de bütün kuvvetimiz ve merakımızla vaktimizi kudsî vazifeye hasretmeliyiz.

22. Mektub Sayfa 45

Denizli Mahkemesinin teslim ettikleri Risale-i Nur’un bir kısmını getiren Denizli tüccarı Burdurlu Hâfız Mustafa ve sadık arkadaşlarının Risale-i Nurun serbestiyeti için ettikleri hizmettten Üstadın minnettar olduğuna; hem Hâkim-i âdil namını alan malûm zât ve onunla beraber çalışanların Risale-i Nur’un bundan sonraki hizmetine tam hissedar olduklarına; hem Denizli’nin bütün emvatını ve ehl-i imanın hayatta olanlarını hem Üstadımız, hem Risale-i Nur’un talebeleri, manevî kazançlarına hissedar etmeğe karar verdiklerine dair Üstadımızın Denizli tüccarı Burdurlu Hâfız Mustafa’ya hitaben yazdığı mektubudur.

23. Mektub Sayfa 46

Risale-i Nur’un müsaderesine ve hapsine dört zelzelelerin tevafuku Küre-i Arz’ca bir itiraz olduğu gibi, Emirdağı memleketinde üç dört ay yağmur gelmediği halde, Risale-i Nur’un serbestiyet zamanlarına tevafuk eden Leyle-i Regaib ve Leyle-i Mirac ve Şaban’ın birinci cuma gecesinde rahmetin kesretli gelmesi, Risale-i Nur’un manevî bir rahmet olduğuna kuvvetli bir işaret olduğuna; hem serçe ve kuddüs kuşunun garib bir surette gelip bakması, sonra kaybolması ve masum çocuğun rü’yası tam tamına çıkması, hem Hâfız Mustafa’nın Risale-i Nur’un serbestiyetinin müjdesini, hem mahkemedeki kitabları kısmen getirmesi bu mes’elenin, küçük bir mes’ele olmayıp; kâinat ve hayvanat ile alâkadar olduğuna; hem Risale-i Nur eczalarının, Küre-i Arz ve küre-i havaiyeyi kendi ile alâkadar eder ve bu asrı ve istikbali kendi ile meşgul edecek bir hakikat-ı Kur’aniye olduğuna dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

24. Mektub Sayfa 47

Risale-i Nur’un serbestiyetinde hizmeti geçen avukat Ziya’yı ve Mahkemede zabıt kâtibi ve a’zadan Hasnâ hanım ve sorgu hâkimi gibi vicdanlı zâtlara Üstadın tebrik ve teşekkürüne hem hâkimlere Risale-i Nur’un ekser eczalarını hediye etmek istediğine dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

25. Mektub Sayfa 48

Risale-i Nur’un zaîf veya yeni şakirdlerine vesvese vermek için bir komitenin desisesiyle safdil bazı hocalar veyahut bid’a tarafdarları bazı muarızlar Üstada, hücum iftira ve isnadla onu çürütmek ve bu suretle Risale-i Nura darbe vurmak istediklerine; hem “Said cuma cemaatine gelmiyor, sakal bırakmıyor” gibi tenkidlere cevaben Şafiî mezhebine göre Cuma’nın şartları tahakkuk etmediğine hem inziva halinde yaşamasından ve herkesin arkasında Fatiha okuyamadığından Cuma’yı kılamadığına; hem Sakal bırakmak sünnet olup bıraktıktan sonra kesmenin caiz olmadığına; hem Risale-i Nur Kur’anın malı, olduğundan Üstadın şahsi kusurunun ona sirayet etmeyeceğine; hem kusurunu bildirene minnettar olduğuna dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

26. Mektub Sayfa 49

İmam-ı Ali Radıyallahu Anh fıkrasında Âyet-ül Kübra yüzünden şakirdleri bir musibete düşüp ve onun berekâtıyla emniyet ve selâmete çıkacaklarına; hem üç büyük yağmur rahmetine birinci vesile olduğuna; hem -sadaka gibi- belaların def’ine bir vesile olduğuna; hem Asâ-yı Musa’nın İmam-ı Ali’nin Radıyallahu Anh medar-ı nazarı olduğuna; hem Meyve Risalesi’nin çok firavunları susturduğuna; hem Merhum Hâfız Ali’nin Rahmetullahi Aleyh hizmet-i Nuriyesi, bununla da devam ettiğine dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

27. Mektub Sayfa 50

Âyet-ül Kübra, Meyve ve Hüccet-ül-Bâliğa eczalarındaki muazzam hakikatlar, muarızların inadını kırıp serbestiyetine ve beraatına resmen mecbur olmalarına rağmen yine gizli zındıka komitesinin hükûmeti iğfal etmeye çalışmasından ihtiyatı elden bırakmamak gerektiğine; hem Âyet-ül Kübra’nın başındaki ihtarın âhirinde, “nazar-ı dikkati celbetmiş” cümlesinin haşiyesinde bu risalenin gizli tab’ı hapsimize bir vesile olduğu gibi onun kudsî ve çok kuvvetli hakikatı galebesiyle, beraet ve necatımıza ehemmiyetli bir sebeb olduğuna dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

28. Mektub Sayfa 51

Ehl-i Vukufun, “Böyle şeyler kitabda yazılmamalı idi; keramet izhar edilmez.” diye hafif bir tenkidine mukabil ne için bu noktada bu kadar tahşidat yaptığının izah edildiği sayfa 13’teki ve 60’daki mektubun tetimmesi niteliğinde Üstadımızın Abilere yazdığı bir mektubdur. Bütün manilere karşı Risale-i Nur şakirdlerinin kuvve-i maneviyelerinin takviyesine medar ikramat-ı İlahiyeyi beyan ederek Risale-i Nur etrafında manevî bir tahşidat yaptırmak ve Risale-i Nur kendi kendine, tek başıyla (başkalarına muhtaç olmayarak) bir ordu kadar kuvvetli olduğunu göstermek hikmetiyle bu çeşit şeyler bana yazdırılmış. Yoksa hâşâ kendimizi satmak ve beğendirmek ve temeddüh etmek, hodfüruşluk etmek ise; Risale-i Nur’un ehemmiyetli bir esası olan ihlas sırrını bozmaktır.

29. Mektub Sayfa 52

Kırk sene evvel. bîr hiss-i kablel vuku ile on yaşında iken Üstadda, hem Nurs köyünde, hem Isparta nahiyesinde, hem Hizan kazasında, hem Bitlis vilayetinde hem tarîkat şeyhlerinde acib bir tarzda, izzet, iftihar,’ temeddüh ve kahramanlık haletinin görünmesi, kırk sene sonra çıkacak Risale-i Nura, ve onun muarızlarını mağlub etmesine ve İmam-ı Ali’nin Radıyallahü Anhu ve Gavs-ı A’zam’ın (Kuddise sırruhu) haber verdiği onun yüksek makamına ve fevkalâde galebesine işaret ettiğine dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

30. Mektub Sayfa 54

Hiss-i kablel vukuun bir tetimmesi; Risale-i Nur’un zuhuru hiss-i kabl-el vuku’ ile küllî bir surette hissedilmesi gibi; Üstadın ve sâdıkane hizmet eden Nur talebelerinin tarzı hayatları kader-i İlâhi tarafından Risale-i Nuru netice verecek şekilde tanzim tertib ve sevk edilmesi Risale-i Nur’un bir silsile-i kerameti olduğuna; Üstadın tarz-ı hayatının Risale-i Nur’u meyve vermek için tanzim edildiğinin misallerinden birincisi: İstanbul’a geldikten sonra, sebebsiz olarak hem ülemayı, hem mekteb muallimlerini münazaraya davet edip sordukları suallere cevab vermesinin hikmeti ileride Risale-i Nur’un İstanbul’ca ve ülemaca makbuliyetine ve ehemmiyetine zemin hazır etmek için imiş. İkincisi: Üstadın küçükten beri halkların mallarını, hediyelerini kabul etmemesinin hikmeti Risale-i Nur’un dehşetli bir mücahedesinde, tama’ ve mal yüzünden mağlub olmamak ve itiraz gelmemek için imiş. Üçüncüsü: Yeni Said’in siyasetle iştigal etmemesinin hikmeti Risale-i Nur’daki hakikat-ı ihlas, rıza-yı İlahîden başka hiçbir şeye âlet ve tâbi’ olamaz ve Kur’andan başka hiçbir nokta-i istinadı olmadığını isbat etmek için o acib halet-i ruhiye verilmiş.

31. Mektub Sayfa 56

Meyvenin Dördüncü Mes’elesindeki bir hakikatın izahı, Dördüncü Mes’elesinde geçtiği gibi; Dünya siyaseti cazibedarlığı cihetiyle merak edenlere hakikî ve büyük vazifelerini onlara unutturur hem takib edenlere tarafgirlik meylini verdiğinden zalimlerin zulümlerini hoş görür, şerik olur. Bu hakikata binaen Risale-i Nur şakirdlerinin meraklarını ta’dil etmek niyetiyle bu mektub Üstadımız tarafından Abilere yazılmıştır. İnsan fıtratındaki merakla yalnız birtek arı milletine ve üzüm taifesine baksa, bu nev’-i beşerdeki hâdisatın yüz defa daha mûcib-i merak ve ruhanî, manevî zevklere medar hâdiseler var olduğunu görür. Beşerin zararlı, şerli, ârızî hâdiselerine bu kadar merak ve zevk ile bağlanmak; dünyada ebedî kalmak ve o hâdiseler daimî olmak ve herkese o hâdiseden bir menfaat veya zarar gelmek ve o hâdiseye sebebiyet verenlerin hakikî fâil ve mûcid olmak şartıyla olabilir. Hem iman ve hakikat noktasında bu çeşit merakların büyük zararları var. Çünki gaflet verecek ve dünyaya boğduracak ve hakikî vazife-i insaniyeti ve âhireti unutturacak olan en geniş daire ise, siyaset dairesidir. Bu ehemmiyetli sırdandır ki, siyasetçi, ekserce tam müttaki dindar olamaz. Tam ve hakikî dindar, müttaki olanlar siyasetçi olmazlar. Bu geniş boğuşmaların neticesinde medeniyetin istinadı, menbaı olan Avrupa’da deccalane bir vahşet doğması endişesini teselliye medar; Hristiyanlığın Âlem-i İslâmla ittifak etmesiyle dehşetli gelecek iki cereyana karşı semavî bir muavenetle dayanıp inşâallah galebe etmesidir.

32. Mektub Sayfa 58

Denizli tarlasında ekilen Merhum Şehid Hâfız Ali Abinin, çok Hâfız Ali’leri sünbül verdiğine; hem Hasan Feyzi Abinin mektubunda isimleri bulunan Nur Talebelerine ve Hâkim-i Adile Üstadın dua ettiğine ve onların hizmetinin büyüklüğüne; hem Milas’lı Halil İbrahim ve Hasan Feyzi Abilerin yazdıkları parlak manzum iki parçayı; Risale-i Nur namına kabul ettiğine; hem ona, hem Ahmed Feyzi Abiye ve arkadaşlarına ve Şefik’e çok selâm ve dua ettiğine; hem Âyet-ül Kübra, hem Âyet-ül Kübra’dan çıkan ve bir saat tefekkür bir sene ibadet manasını taşıyan Hizb-i Nuriye, hem otuzüç defa “Lâ ilahe illallah” zikriyle otuzüç mertebede Küre-i Arz’ın küllî lisanıyla hakikat-ı tevhidi ders veren Âyet-ül Kübra’nın Hülâsat-ül Hülasası’nın Ramazan’da zuhur ettiğine dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

33. Mektub Sayfa 60

İkramı izhar mektubunun tetimmesi olarak İşarat-ı Kur’aniyenin başında yazılacak parçadır. Risale-i Nurun makbuliyetine dair İmam-ı Ali’nin Radıyallahu Anh üç keramet-i gaybiyesine, Ehl-i Vukufun, (Keramet sahibi kerametini yazmaz) diyerek ilişmelerine binaen bu kerametlerin Kur’an’a ait olduğu ve Nur şakirdlerine kuvve-i maneviye ve gaybî imdad ve teşci’ ve sebat ve metanet vermek için yazmaya mecbur olduğuna; hem bu hizmeti, benliğine bir hodfüruşluk verip sukutuna sebeb olsa da, ehl-i imanı dalalet-i mutlakadan kurtarmak için dünyevî hayat gibi, uhrevî hayatını da feda etmeyi saadet bildiğine dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur. (Bu parçanın aynı ve nerede yazılması gerektiğini gösteren kısmı sayfa 13’tedir.)

34. Mektub Sayfa 61

Merdümgirizlik hastalığının verilmesindeki hikmete dairdir. Hizmet-i imaniyedeki ihlası kırmamak ve tasannukârane hodfüruşluk vaziyetine girmeye mecbur etmemek ve ziyade hüsn-ü zan edenlerin karşısında tekellüflere ve gösterişlere mecbur etmemek ve kendini makam sahibi göstermek vaziyetinden kurtarmak ve Kur’andan gelen Risale-i Nur’un elmas gibi hakikatlarını kendisine mal etmekle cam parçalarına indirmemek hikmetleriyle, merdümgirizlik hastalığının Cenab-ı Erhamürrâhimîn tarafından Üstada verildiğine; hem teslim olunan onbeş-yirmi risale içinde bulunan mecmuaların içtimaındaki kuvvet, eczaların kuvvetinden çok ziyade olmasından feylosofları mağlub ettiğine; hem , Bir Mecmua Risalelerinin bir arada yazılması ve basılmasında kuvvet olduğu, Yirmidokuzuncu Sözün İkinci Makamının Yirmidokuzuncu Lem’a-i Arabîye olduğu ve tesbihatın mertebelerindeki nurları beyan edip Hizb-in Nuriye’nin de me’hazı olduğuna dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

35. Mektub Sayfa 62

Metin ve imanlı ve hakikatlı bir zâtın rü’yasının tabirinde ihsanlara mazhar olacağına; hem bu zamanda en büyük bir ihsan bir vazife. imanı kurtarmak ve başkaların imanına kuvvet verecek bir surette çalışmak olduğuna; hem benlik ve enaniyetten vazgeçmek, mahviyetkârane nefsini ittiham etmek lâzım geldiğine; hem . Risale-i Nur’un mesleği, muannid düşmanlara mağlub olmadığına; hem Onun haricinde mağlubane perde altında veya bid’alara müsamaha suretinde veya tevilat ile bin nevi tahrifat içinde hizmet-i diniye tam olamayacağına; hem bu zâtın Risale-i Nur dairesine girmekle iyiliklerinin cüz’iyetten külliyete çıkacağına dair Üstadımızın rü’ya sahibi zâta yazdığı mektubudur.

36. Mektub Sayfa 63

Mahkeme tarafından teslim olunan masumlar taifesinin ve ümmi ihtiyarlar cemaatinin yazdıkları mecmuaların, feylesoflara ve muannidlere karşı galebe ettiğine; Hem bu mecmua ile Risale-i Nur’un makbuliyetine delalet eden sekiz parçadan mürekkeb mecmuanın ilâve edildiği mecmuaya; hem masum çocukların ve ümmilerin yazdıkları risalelerin cildlendiğine; hem çocukların yaşlarına; hem Risale-i Nur’daki manevî zevk ve cazibedar nurun, mekteblerde çocukları okumağa şevkle sevketmek için icad ettikleri her nevi eğlence ve teşviklere galebe ettiğine; hem Nurların kökleşip ensal-i âtiyede devam edeceğine; hem harmancılar, çiftçiler, çobanlar, yörük efelerinin hacat-ı zaruriyeden ziyade bir hacat-ı zaruriye olarak Risale-i Nur’un hakaikını gördüklerine; hem masumların ve ihtiyar ümmilerin noksan yazılarının faidesine ve çabuk okunmadığından bütün duygu ve hasselerin hissesini aldığına dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

37. Mektub Sayfa 65

Isparta’daki talebelerin dünyevî meşagil içinde hizmet-i Nuriye’ye devam ettiklerine; hem kendilerini hizmet-i Nuriye’de Üstada talebe eden Hazret-i Allah’a şükrettiklerine; hem iktiran tabir edilen iki nimetin beraber geldiği manasını bildiklerine; hem dünyanın salah-u selâmetini merakla takib etmek yerine Risale-i Nur’un âli beyanatı ile kalblerinin tatmin olduğuna; hem Hristiyanlık âleminin Müslümanlıkla ittihadını ve İsa Aleyhisselâm’ın vürudunu intizar ettiklerine; Amerika’ın beşeriyetin saadeti için taharri ettiği dinin müceddidliğini Üstadımızın yaptığı İslâm olduğuna; hem Risale-i Nur’un Onuncu Söz, Hüccet-ül Baliğa ve Meyve gibi eczaları meydanda olup okunmakla imansızlığı temelini kaldıracağına dair Husrev Abinin yazdığı mektubudur.

38. Mektub Sayfa 67

Üstadımız şahsına karşı edilen çok ziyade hüsn-ü zannı, Risale-i Nur’un şahs-ı manevîsi namına kabul edebileceğine; hem zaman tarikat zamanı değil, imanı kurtarmak zamanı olduğuna; hem iman kurtarmak vazifesini yerine getiren Risale-i Nur’un Âl-i Beytin dairesi olduğuna; hem Keramet-i Aleviye ve Gavsiyeye ait dört risalede Risale-i Nur’dan haber verildiğine; hem Gavs-ı A’zamdan (K.S.), Zey’nelâbidîn (R. A.) ve Hasan, Hüseyin (R.A.) vasıtasıyla İmam-ı Ali (R.A.) dan Üstadımızın Üveysî bir surette hakikat dersini aldığına dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

39. Mektub Sayfa 68

Edilen dualarla zehirli hastalığın tehlikesi geçip yapamadığı hayratın yerini hastalığın tuttuğuna; hem masumların çavuşu Marangoz Ahmed Abinin mektubunun makbuliyetini latif ve manidar tevafukla kuşlar taifesinin tasdik ettiğine; hem Risale-i Nur’un makbuliyeti hakkındaki mektublara ilâveten Celcelutiye’nin Risale-i Nur’a verdiği ehemmiyetten bahseden fıkrayı gönderdiğine; hem fıkrada, Risale-i Nur’u senadan maksadının, Kur’an’ın hakikatlarını ve imanın rükünlerini teyid ve isbat ve neşir olduğuna dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

40. Mektub Sayfa 69

Ramazan-ı Şerif tebrikine ve Ramazanda tesmim neticesinde çektiği sıkıntı ve ızdırabdan edilen duaların berekâtıyla kurtulduğuna; hem Âyet-ül Kübra’nın bir hülâsası olan Hizb-i Nuriyenin bir hülâsası olan Hülâsat-ül Hülâsanın ehemmiyetine; hem İmam-ı Ali’nin (R.A.) Âyet-ül Kübra’ya verdiği ehemmiyetin sırrı güneş gibi iman nurlarını ruhlara telkin etmesinden ileri geldiğini bildiğine; hem Isparta umum şakirdlerinin derece-i irtibatlarını ve Risale-i Nur’un tam kıymetini gösteren Hüsrev Abinin yazdığı mektubun Lâhikaya girmesine; hem Mustafa Osman Abinin, Isparta şakirdleriyle irtibata vasıta olduğuna dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

41. Mektub Sayfa 70

Gayet ehemmiyetli iki mes’eleye dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur. Birincisi: Kendisine, Hilâfet-i maneviyenin bir mazharı nazarıyla bakanlara, Üstadımız cevaben: Bâki bir hakikatın fâni şahsiyetler üstüne bina edilemeyeceğine; hem ders-i Kur’anîde bulunan zâtların o feyizleri ruhen istemeleri ve kabul ve tasdik ve tatbik etmeleriyle Risale-i Nur’un tezahür ettiğine; hem âlem-i İslâmı bir cihette tenvir edecek ve kudsî bir dehanın nurları olan bir vazife-i imaniyenin cemaat halinde yapılabileceğine; hem şakirdlerin hizmet-i Nuriyede gayret ve şevkle çalışmaları neticesinde Hilâfet-i maneviyenin mazharı olunabileceği manasında cevab vermiştir. İkinci mes’elede, beş vecihle kanunsuz bir hâdise ile hiddete getirip, Nurun fütuhatına mâni olmak için Üstada taarruz etmelerine rağmen Üstadın tahammül ve sabr ettiğine; hem büyük bir makamdan kuvvet alarak uğraştıklarından başka bir yere naklini istediğinden bahsedilmektedir.

42. Mektub Sayfa 72

Taarruz hadisesinden gelen eleme mukabil Hüsrev Abinin gönderdiği mektubdaki hürmet ve ihtiramın bütün kederlerine merhem olduğuna; hem kendisinin bir çekirdek olup Risale-i Nur ağacına vesile olduğu cihetle hüsn-ü zan edilebileceğine; hem Cevşen-ül Kebir’den ve Celcelutiye’den aldığı bir kuvvet ve feyizle vazife-i hilafetin en ehemmiyetlisi olan neşr-i hakaik-i imaniye noktasında Risale-i Nur’a beşinci halife nazarıyla bakılabileceğine; Risale-i Nur’un şahs-ı manevisinin, Hazret-i Hasan Radıyallahü Anh’ın bir muavini bir mütemmimi bir manevî veledi hükmünde olduğuna; hem mektubunda Üstadın şahsına âli makam veren Hüsrev Abiye cevaben daha evvel yazdığı bir parçayı gönderdiğine dair Üstadımızın, Hüsrev Abiye yazdığı mektubudur. Parçada Risale-i Nur’un talimatı dairesinde ve bizlere bahşettiği hizmet noktasında feyizli makamlara kanaat edip haddinden fazla fevkalâde hüsn-ü zan ve müfritane âlî makam vermek yerine, fevkalâde sadakat ve sebat ve müfritane irtibat ve ihlasda terakki etmek gerektiğinden bahsedilmektedir.

43. Mektub Sayfa 74

Bu zamanda ehl-i imanın kâinatta hiçbir şeye âlet ve tâbi’ ve basamak olmayan bir hakikata muhtaç olmasından Risale-i Nur, dahili ve harici yardımcılara ve kuvvetlere, ehemmiyet vermeyip tâbi olmadığına;. Hem nuranî makamları, uhrevî rütbeleri kazanmak için kudsî hizmetlerini ve hakikatları basamak ve vesile yapıyor ithamı altında kalıp, ehl-i imanı tereddüdde bırakıp neşrettiği hakikatlara olan revacın zedelenmesiyle ehl-i imanın hayat-ı ebediyelerini tehlikeli düşmanlardan muhafaza edememek düşüncesiyle Üstadımızın büyük makamlardan kaçıp reddettiğine; hem hâlis bir hâdim olarak ihlâs ile her şeyin fevkinde iman, hakikatlarını ders vermenin büyük bir kutbiyetle binler adamı irşad etmekten daha ehemmiyetli olduğuna; hem Üstada kanunsuz ihanet eden bir şahsa keramet sayılmaması için belâ gelmesin diye, Üstadın telâş ettiğine; hem Risale-i Nur’un şakirdlerinin maişet cihetindeki bereketine; hem Memur olmayan veya hususî, şahsı itibariyle hıyanet edenlerin hususî tokat yediğine; memur ise, kanun namına kanunsuz hıyanet ettiğinden umumi tokada vesile olduğuna; hem dinsizlik hesabına, imanî hizmetimize ilişenlerin cezasının te’hir edilip âhirete kaldığına dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

44. Mektub Sayfa 76

Yirmi senedir idare ve asayişe ilişmediğine delil iki mahkemeden beraet etmesi olduğu gibi yirmi sene evvel vatan ve millet lehinde fedakarane hayat geçirdiğine delil Meclis-i Meb’usana çağrılması olduğuna; hem Risale-i Nur asayişin temel taşlarını muhâfaza edip fesad ve ihtilâllerin önünü aldığından Nur hizmetine taraftar olunması gerektiğine; hem Üstada olan teveccüh-ü ammenin de asayişe faidesi dokunacağına; hem Risale-i Nur şakirdlerinin ölüme karşı mücadele edip, ölümün idam-ı ebedisini yüzbinler adam hakkında terhis tezkeresine çevirdiğinden, tarassudlarla taciz etmek değil teşvikle alkışlamak lâzım geldiğine dair Sebebsiz evham yüzünden emsalsiz tazyik gören Üstadımızın, Emniyet-i Umumiye Müdürüne yazdığı mektubudur.

45. Mektub Sayfa 78

Afyon Emniyet Müdüründen, Emniyet-i Umumiye Müdürüne yazdığı mektubu vermesini istediğine; şahs-ı nazara alınmasa da Risale-i Nur’un bu vatan ve millet için ehemmiyetli olduğuna; hem bu hükümetin, Âlem-i İslâm ve dünyaya karşı Risele-i Nur gibi eserlere muhtaç olup mevcudiyetini, haysiyetini, şerefini ve mefahir-i tarihiyesini onun ibraziyle göstereceğine dair Üstadımızın, Afyon Emniyet Müdürüne yazdığı mektubudur.

46. Mektub Sayfa 78

Münafıklar hakkındaki âyet-i kerimenin ihbar-ı İlahi ile bilinen münafıklara dair olduğuna; hem zan ile namaz kılmamak olmayacağına; hem münafıklar itikadsız, kalbsiz ve vicdansız olduğundan bir Alevî, Râfızî dahi olsa ehl-i bid’aya dahil olduğundan sarih küfür söylemese ve tövbe etse cenaze namazı kılınabileceğine; hem farz namazını kılıp üç halifeye hürmet etseler kurtulacaklarına; hem Risale-i Nur Şakirdlerinin bir üstadı İmam-ı Ali (R.A.) olmasından Âl-i Beyte muhabbet iddia eden Alevîlerin Risale-i Nur derslerini Sünnîlerden ziyade dinlemeleri gerektiğine dair Ali Efendi’nin sorduğu suale mukabil Üstadımızın, yazdığı cevabî mektubudur.

47. Mektub Sayfa 79

Emirdağında jandarma kumandanının Üstada ilişip, başındaki mendili açtığına; sonra nefret-i âmmeden kurtulmak için inkâr ettiğine; hem Rumeli’li Vali’nin Üstadı Ankara Emniyet Müdür-ü Umumîsi ile görüştürmemesine binaen yazdığı pusulayı Müdüre verilmesi için Afyon Emniyet dairesine gönderdiğine; hem Üstâd hakkında bu zulmün merhamete çevrildiğine; hem ihtiyarsız bir ihtiyatla emanetlerin gelmemesinin güzel olduğuna Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

48. Mektub Sayfa 80

Risale-i Nurun tab’ suretiyle intişarında hakiki bir ihlâs ve kuvvetli bir tesanüd ve bir birinin, kusuruna bakmamak lâzım geldiğine; Kastamonu’nun ihlâs ve tesanüdde Isparta’ya benzemesi lâzım geldiğine; hem hasların hayatı, Risale-i Nur’a ait olup şahs-ı manevîsini temsil eden şakirdlerinin tensibiyle kayıd altına girebileceğinden Salahaddin Abinin peder ve vâlidesinin re’yleri de varsa evlenebileceğine dair Üstadımızın Kastamonu Nur Talebelerine yazdığı mektubudur.

49. Mektub Sayfa 80

Emniyet-i Umumiye Müdürü Emirdağ’ına gelmesiyle, cesaret alan bir kumandanın Üstada iliştikten sonra pişman olduğuna; hem mucib-i endişe bir şey olmadığına; bu mes’elenin Feyzi Abiye sirayet edip evinin taharri edilmesi, kıskançlık veyahut garaz veyahut gizli zındıkların tahrikinin sebeb olduğuna; hem tam metanet ve tesanüd ve sarsılmamak ve telaş etmemek lâzım geldiğine dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

50. Mektub Sayfa 81

Bedre’deki yüz senelik vazifeyi on sene zarfında gören Sabri Abinin dostlarına; hem Küçük Ali’nin büyük kardeşi Hafız Mustafa Abiye, hem Atabeyli Abdullah Çavuş ve Tahirî Abiye ve ailesine; hem İslâmköylü Halil İbrahim Abiye; hem Isparta’dan Rüşdü’nün kardeşi Burhan Abiye; hem Zekâi Abiye çok selâm edip hizmetleri takdir ettiğine dair Üstadımızın bir Abiye yazdığı mektubudur.

51. Mektub Sayfa 82

İnayet-i İlahiyenin, Risale-i Nur’u tam serbestiyet ve eski harflerle tamamını tab’edilmesine tam müsaade etmemesinin birinci sebebi her talebenin bilfiil hem büyük bir ibadete mazhar olması hemde ehl-i dalalete karşı manen mücahede hükmünde olan kalemiyle hakikatı neşrettirmek olduğu gibi ikinci sebebin de Risale-i Nur’un mühim bir vazifesinin huruf-u Arabiyeyi muhafaza etmek olduğundan izin verilmediğine; hem Meyve ile Hüccetullah-il Baliğa’yı yeni hurufla tab’ ettirmek için Tahirî Abiyle İstanbul’a gönderdiğine; hem Mu’cizat-ı Kur’aniye ve Mu’cizat-ı Ahmediye (A.S.M.) risalelerinin zeyilleriyle beraber bir cild içinde tab’ edilmesine dair Üstadımızın kalbine gelen bir ihtara binaen Abilere yazdığı mektubudur.

Yirmiyedinci Mektub’un Lâhikasının Zeyli

52. Mektub Sayfa 83

Denizli Mahkemesinden Üstada teslim olunan risaleler münasebetiyle Hasan Feyzi merhumun Üstad ve Risale-i Nur hakkında yazdığı parlak şehadetini, Üstadın ehemmiyetli gördüğüne; yalnız şahsına bakan fazla senakârane tabiratın tayy veya ta’dil edilerek mektubun Yirmiyedinci Mektubun veya Lâhikasının Zeyline girmesine; hem Üstadımızın bu mektubunu, Hasan Feyzi Abinin mektubunun başında yazılmasına dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

53. Mektub Sayfa 84

Nur’un bir hâdimi olan Üstadımızın tıpkı Cenab-ı Ömer (R.A.) gibi dünyayı istemeyip Hazret-i Risaletpenahî’ye ittiba ve imtisalen, dünya ve mâfîhayı ve muhabbet ve sevdasını terk ve hattâ terki de terk ederek bütün hizmet ve himmetini ve ömr-ü nazeninini envâr-ı Kur’aniyenin intişarına sarf ve hasrettiğine; hem Niyazi-i Mısrî’nin dediği gibi lütfu da kahrı da hoş gören bir tercüman olduğuna; hem Üstadımıza “Kürdî” denilmesinin ve Hazret-i İmam-ı Ali’nin (R.A.) kasidesinde “Kürd” îma ve işaretinde bulunması onun gerçekten Kürdlüğüne delalet etmeyip manevî silsile-i şerafet ve siyadetten tenzil ve teb’id etmediğine dair merhum Hasan Feyzi’nin Üstadımıza yazdığı mektubu ve Risale-i Nur hakkındaki manzumesidir.

54. Mektub Sayfa 86

Risale-i Nur talebelerinin, manevi zevkleri, keramet ve keşfiyatları aramamalarının dört sebebine; hem yazılan mektubların ehemmiyetini ve makbuliyetini tasdik hükmünde müteaddid tarzda kuşların vaziyetindeki tevafuka; hem kuşlar âlemini heyecana getiren nev’-i beşerin canavar kuşlarının tahribine karşı beşerin saadetine çalışan Risale-i Nur hizmetine kuşların alâkadarlık gösterdiklerine; hem Âyet-ül Kübra’nın hülâsası olan Hizb-ün Nuriye’nin de hülâsası olan Hülâsat-ül Hülâsanın sabah namazında duadan sonra otuzüç defa “Lâ ilahe illallah” tesbihatı yerinde okunmasına; hem Risale-i Nur hizmetiyle Üstadın manevî kışına hizmet etmenin, maddî kıştaki ihtiyaçlarının temininden daha ziyade ehemmiyetli olduğuna; hem Risale-i Nur’un kahramanlarından baba-oğulun meşrebleri ayrı ayrı da olsa, Nurun hatırı için birbirinin kusuruna bakmamaları gerektiğine dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

55. Mektub Sayfa 90

Kendisine fazla hüsn-ü zan eden insanların ihsanlarını alıp mukabilinde fiat vermektense Üstadımızın verilen ihsanları istemediğine; hem kendisine büyük makam vermekle şahsından velâyet neticelerini isteyenlere mukabele edememesinden onların hizmette fütura düşebilecek olmalarından hizmet noktasında kanaat etmeleri gerektiğine; hem has talebelerin Risale-i Nur’un sarsılmaz hüccetlerine kanaat ettiklerine; hem İlm-i Mantık’ta cerhedilmez delillerle elde edilen bürhan-ı yakînînin, kaziye-i makbuleden daha kuvvetli olduğuna; hem ibadet yerinde, ilim içinde hakikata yol açan Risale-i Nur’un, felsefe-i maddiyeden gelen dehşetli dalalet-i ilmiyeye karşı avam-ı ehl-i imanın taklidî olan imanlarına bir nokta-i istinad olup kurtardığına; hem kuşlar, hal-i âlemi ve Risale-i Nur’un hâdisata karşı faidesini bilmese de emr-i İlahî ile ve ilham-ı Rabbanî ile melâikelerin onları sevk ettiğine; hem küre-i arzın zelzele ile ve cevv-i havanın yağmursuzlukla ve soğukla, Risale-i Nur ve şakirdlerine gelen zulme itiraz ettiği gibi istikbali tenvir edecek olan Risale-i Nur hizmetine karşı kuşların alâkadarlık gösterdiklerine dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

56. Mektub Sayfa 92

Meyveci namını alan Nur Santıralı Sabri Abinin yazdığı irtibat ve sadakatını gösteren mektubu Üstadı memnun ettiği gibi Kozca hatibi Hasan Şükrü Abinin de mektubu memnun ettiğine dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

57. Mektub Sayfa 93

Üstadımızın onsekiz sene önceki keşfiyatını her iki senede bir defa bütün Risale-i Nur’u yazan Mübarekler pehlivanı Küçük Ali Abi ve Abisi Mustafa’nın tam bir Abdurahman Abi hükmüne geçmeleri ile tasdik ettiklerine; hem Hâfız Mustafanın hizmetlerinin kıymeti ve büyüklüğüne dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

58. Mektub Sayfa 93

Leyle-i Kadir ve Bayram tebrikine; hem Âyet-ül Kübra’nın mertebelerini tefekkürle Hülâsat-ül Hülâsanın sabah namazında duadan sonra veya usanç ve sıkıntı zamanlarında okumanın faziletine; hem nüfusu Kastamonu’dan alınıp Emirdağ’ına getirilen Üstadımız Talebelere bedel kendisine ilişmelerini iftiharla kabul ettiğine; hem Marangoz Ahmed’in bülbülü, gülcü kâtibinin bülbülünü tasdik etmesi kuşların Risale-i Nur’a alâkadarlıklarını gösterdiklerine; hem Safranbolu’daki Mustafa Osman Abiyle irtibatın ihtiyaten Isparta yolu ile sağlandığına dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

59. Mektub Sayfa 95

Hüsrev Abinin Üstadı incitmeyen mektubuna; hem Sabri Abinin malûm kardeşleri namına ve Hasan Feyzi Abinin Denizli şakirdleri hesabına yazdığı tebrikine; hem Feyzi ve Emin Abinin malûm hadisesinde endişe edilecek bir şey olmadına; hem Nazif Abinin sadakat ve irtibatına; hem cesur Halil İbrahim Abinin adresini yazarak gönderdiği mektubuna ve onunla beraber Nurun avukatına selâm gönderdiğine; hem Şükrü Efe’nin kuşlar tevafukuna; hem Ali Osman Abinin sualine cevab veremediğine dair Bayram münasebetiyle Üstadımızın Abilere yazdığı cevabî mektubudur.

60. Mektub Sayfa 96

Hâfız Ali Abinin kitablarıyla gelen Küçük Ali Abinin, yazdığı Sikke-i Tasdik-i Gaybî mecmuasının güzel ve münasib olup âhirine Risale-i Nur’un kerametleriyle alâkadar zelzele ve yağmur ve kuşlar gibi bahislerin girmesine; hem Mustafa Osman’ın, sadakatini ve hüsn-ü zannını gösteren edibane mektubunu manevî bir dua yerinde kabul ettiğine dair Bayram münasebetiyle Üstadımızın Abilere yazdığı cevabî mektubudur.

61. Mektub Sayfa 97

Halil İbrahim Abinin onbeş farklı cihetle Risale-i Nur’a hitab ederek yazdığı parlak fıkrasıdır.

62. Mektub Sayfa 99

Halil İbrahim Abinin yazdığı parlak fıkrası ile beraber Risale-i Nur başlıklı manzumesinin Emirdağı mektublarının âhirlerinde kaydedilmesine dair Üstadımızın Abilere yazıdığı mektubudur.

63. Mektub Sayfa 100

Risale-i Nur hakkında, Halil İbrahim Abinin yazdığı manzum kasidesidir. Mazhar-ı esma u sıfât-ı Bedîüzzaman’dır bu…

64. Mektub Sayfa 101

Risale-i Nur hakkında, Zekai İbrahim Abinin yazdığı manzum kasidesidir. Nur’a ver nakd-i ömrü, yarın sana verilecek. Huzuruna uhrada ihtişamlar serilecek.

65. Mektub Sayfa 102

Gizli münafıkların Risale-i Nur’a tecavüzleri Nur’un dairesini genişlettirdiğine; hem dehşetli dinsizlik cereyanının, bu vatanı manevî istilasına karşı sedd-i Kur’anî vazifesini görebilmek ve âlem-i İslâmın bu mübarek vatanın ahalisine karşı pek şiddetli itiraz ve ittihamlarını izale etmek için Risale-i Nur’u matbuat lisanı ile ders vermek zamanı geldiğine; hem hocaları ve sofi-meşreblileri aldatarak Risale-i Nur’a tecavüz ettirmek isteyen münafıklara karşı ihtiyat ile münakaşa etmeyerek mukabele edilmesi gerektiğine; hem “Bir âmi mü’minin îmanı, büyük bir velinin imanı gibidir” sualine cevab olarak imanın taklidden tahkike çıkıp hadsiz mertebelerde inkişaf etmesi için tevhid ve iman rükünlerinin tekrarlı ve kesretli bir surette tahşidatla ders veren Risale-i Nur’a ihtiyaç olduğuna dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

66. Mektub Sayfa 104

Mektubları, “İhlas” ve İhbar-ı Aleviye’yi alan hafiyelerin onları okuması ve Risale-i Nur’a zıt iki kuvvetin birbirine karşı vaziyet alması Nur’un fütuhatına vesile olacağına; hem Bolşevizmin, anarşizmi, ve küfr-ü mutlakı yerleştirmek istemesine mukabil, Risale-i Nur kuvvetli hakikatları ile karşı çıkabileceğinden siyasetçilerin onunla barışmağa yol aradığına dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

67. Mektub Sayfa 105

Asâ-yı Musa ve bazı Risalelerin yeni harfle basılmasına müsaade ve izin verilmesiyle Risale-i Nur’un bu milleti maddi manevi anarşilikten muhafaza ederek ve âlem-i İslâm’ın bize karşı itiraz ve ittihamını izaleye edip eski muhabbet ve uhuvvetini celbetmeye vesile olacağına, hem taharride müsadere edilen İhlas, İktisad ve Keramet-i Aleviye Risalelerinin daha evvel ehl-i vukuf ve mahkemeler tarafından görülüp iade edildiğine ve gönderilen mektublarında teselli mahiyetinde olduğundan bu risale ve mektublar eline geçmesi durumunda evhamla kanunsuz ilişmeğe meydan vermemesi için Afyon Emniyet Müdürlüğü’ne Üstadımızın bazı alâkadar makamlara göndermeleri için yazdığı istida’sıdır.

68. Mektub Sayfa 107

Nur’un imana verdiği kuvvetle, gençliğin galeyana gelerek komünistlerin gazete matbaası ve kütübhanesini tahrîb etmeleri Risale-i Nur’un geniş sahadaki fütuhatını gösterdiğine dair İstanbul’da hâdiseyi gören Risale-i Nur talebelerinin Abilere yazdıkları mektubdan bir parçadır.

69. Mektub Sayfa 107

Risale-i Nur’un talebeleriyle ve Risale-i Nur ve Âyet-ül Kübra’nın kerametiyle ve ehl-i dünyanın Risale-i Nur’a ilişmek niyetleriyle alâkadar yangın hadiselerine dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur. Emirdağ’ında vuku’ bulan büyük yangında hükûmet daireleri yandığı halde Çalışkanların dükkanının inayet eseri olarak mahfuz kaldığına; hem Isparta halıcıhanesinin yangınında Risale-i Nur’a köşklerini tahsis eden iki kardeşin hanelerinin mahfuz kaldığına; hem Kastamonu’daki yangında Hâfız Ahmed’in evinin ve hemşiresinin mücevheratının kurtulması; hem Sandıklı’da ve Afyon, Kütahya ortasında, Risale-i Nur’a ilişmek isteyenlerin İstanbul hadisesiyle tokat yediklerine; hem Risale-i Nur şakirdlerinin tesanüdlerine zarar vermek için birbirinin hakkında casusluk ve hafiyelik ithamıyla sû’-i zan vermek isteyenlere karşı hüsn-ü zan edip kesin bilinse dahi perdeyi yırtmayıp ıslahına çalışırken sır vermeyip ihtiyat etmek gerektiğine; hem tesanüdün her tarafta Risale-i Nur hizmetini netice verdiğine dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

70. Mektub Sayfa 109

Risale-i Nur, gazetecilere ve baştakilere yalvarmaz, onlar yalvarmalı ve aramalı, müşteri olduktan sonra onların yardımını kabul ettiğine; hem nazar-ı dikkati celbetmemek gerektiğine ve bu mes’elede haslar ve naşirlerin istişare etmelerine; hem Kastamonu ve İnebolu’daki talebelerin hizmetlerini unutmadığına dair Üstadımızın bir Abiye yazdığı mektubudur.

71. Mektub Sayfa 110

Ispata’daki Abilerin Asâ-yı Musa’yı neşretmelerini tebrik ettiğine; hem Hasan Feyzi merhumun ve Halil İbrahim Abinin Risale-i Nur hakkında yazdıkları manzumelerin ehemmiyetine ve bunların Lâhikaya ve Gaybi mecmuasına yazılmasına; hem Nur’u zulümlerden kurtarmağa çalışan Denizli’deki âdil zâtın manen hediyesine; hem Risale-i Nur’un te’lifçe 1364’te tamam olduğuna birinci emare yazıya sevk edilmemesi, ikincisi Nur’un hıfz ve neşrine gayret eden çok Saidlerin çıkması olduğuna dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

72. Mektub Sayfa 111

Hakkındaki teveccüh-ü ammeyi kırmak ve menfi bir harekete sevk etmek için, Üstadın üşümemesi için câminin mahfeline yapılan kulübeciğin zabıta eliyle kaldırılmasına mukabil Üstadımızın Risale-i Nur’un selâmet ve intişarına halel gelmemek için tahammül ettiğine dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

73. Mektub Sayfa 112

Hasan Feyzi Abinin Sikke-i Tasdik-i Gaybî’den aldığı bir ilham ile Risale-i Nur hakkında ve o nurun menbaı ve esası olan Nur-u Muhammedî (A.S.M.) ve hakikat-ı Kur’an ve sırr-ı iman tarifine dair yazdığı kasidede Üstadın şahsına bakan kısımların mesleğimizdeki mahviyet ve ihlas ve terk-i enaniyet noktalarına binaen ta’dil edilmesini Abilere havale ettiğine dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

74. Mektub Sayfa 112

Risale-i Nurun kıymeti, ulviyeti ve ehemmiyeti hakkında ve o nurun menbaı ve esası olan Nur-u Muhammedî (A.S.M.) ve hakikat-ı Kur’an ve sırr-ı iman tarifine dair merhum Hasan Feyzi’nin yazdığı manzum kasidedir.

75. Mektub Sayfa 125

Gizli münafıkların adliyeyi ve siyaset ve idareyi zahirî dinsizliğe âlet ederek Risale-i Nur’a hücumları akîm kalıp fütuhatına vesile olduğundan daha dehşetli bir planla Risale-i Nur şakirdlerinin tesanüdlerine zarar vermek için dost suretinde hulûl edip, korkutarak veya bazı genç talebelere, hevesatlarını tahrik için, bazı genç kızları musallat ederek veya safdil bazı hocalar veyahut ehl-i bid’a bazı şöhretli zâtlarla Üstada hücum etmelerine mukabil mümkün olduğu kadar Risale-i Nur’la meşgul olmak, elinden gelirse yazmak ve mübalağalı propagandalara hiç ehemmiyet vermemek ve eskisi gibi tam ihtiyat etmek gerektiğine dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

76. Mektub Sayfa 126

Âlem-i İslâm’ın teveccühünü, emniyeti ve asayişi ve hürriyeti ve adaleti temin eden Risale-i Nur ve şakirdlerine, vatana, idareye zararı dokunmak bahanesiyle tecavüz edemeyen perde altında küfr-ü mutlakı yerleştirmek isteyenler, bu def’a cepheyi değiştirip, din perdesi altında bazı safdil hocaları veya bid’a taraftarlarını veya enaniyetli sofimeşreblileri, Denizli ve İstanbul’da olduğu gibi Risale-i Nur aleyhinde istimal etmeye çabalayacaklarına dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

77. Mektub Sayfa 126

Din düşmanları, Üstada her fırsatta resmen ihanet ve hakaret etmekle, hakkındaki teveccüh-ü ammeyi kırmak istemelerine binaen Sikke-i Tasdik-i Gaybî onların bütün propagandalarını zîr ü zeber ettiğine; Risale-i Nur’un hârika fütuhatı ve şakirdlerinin ehl-i hakikat nazarında ve ruhanî ve melaikeler yanında hürmet ve merhametle karşılanmaları, Üstadın şahsına gelen ihanet ve hakaretleri hiçe indirdiğine; hem ihanet edenlerin ebedi azaba gideceği gibi şakirdlerinin de saadet-i ebediyeye gidecek olmalarından ihanetlere ehemmiyet vermediğine; hem asayiş ve idareye ilişmediğine iki sene, üç mahkeme ve yirmisekiz sene hayatı şahid olduğuna; hem dinsizlik hesabına ezenlere karşı asayiş, idare lehinde, sabır ve tahammüle karar verdiğine; hem Risale-i Nur’un anarşiliğe karşı sed çekmek ve üçyüz elli milyon müslümanların nefretlerini kardeşliğe çevirmekle bu memleketi iki tehlikeden kurtarmağa çalıştığına dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

78. Mektub Sayfa 128

Câmiye gitmesi men’edilerek yapılan ihanet ve tecavüzlere Müdür Beyin neden aldırılmadığına, hem teveccüh-ü âmmenin millete faidesi olduğu halde şahsına olan hürmeti, teveccüh-ü âmmeyi kırmak için ihanet yapıldığına dair Üstadımızın Afyon Emniyet Müdürüne yazdığı mektubudur.

79. Mektub Sayfa 129

Risale-i Nur medreseden çıkıp ilim içinde hakikata yol açtığından, hakiki sahib ve tarafdarları hocalar olduğuna; hem Konya Hocalarından başta tefsir sahibi Vehbi Hoca ve diğer âlimlerin Risale-i Nura sahib çıktıklarına; hem Konya Nur talebelerinin faaliyetini tebrik ettiğine; hem Mustafa Osman’ın Emirdağ yangını münasebeti ile nev’i beşerin yangınına işaret eden mektubunun hem Lâhikaya hemde Sikke-i Gaybîye girdiğine; hem Hâfız Emin’in, kasabası olan Küre’nin Medrese-i Nuriye haline gelmesine; hem mahkemece alınan kitabların İstanbul’da başka ellerde gezmesine memnun olmak gerektiğine dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

80. Mektub Sayfa 131

Üstada iki arkadaşıyla hizmet eden Ceylan Abinin Amcası Abdullah Çalışkan’ın Demokrat Partiye intisab etmesinden sebeb onun muarızları Üstadın kapısının anahtarlarını hizmet edenlerden alıp bekçilere verdiğine; hem bu hadise ile sıkıntı verdikleri aynı vakitte ehemmiyetli bir vukuat olup zabıtayı meşgul ettiğine; hem Üstadın câmiden men’ edilmesi emrini veren kaymakamın ameliyata maruz kaldığına dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

81. Mektub Sayfa 132

Risale-i Nur hizmetinde, muvakkat sıkıntılar arkasında inayet-i Rabbaniye ve tevfikat-ı Samedaniye devam ettiğine; hem Asâ-yı Musa’nın yazılmasının ehemmiyetine; hem sıkıntılara karşı teselliyi hizmete dair gelen mektublarda bulduğuna; hem İstanbul’da muallimlerin din konferansında okumak niyetiyle Âyet-ül Kübra risalesini istediğine dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

82. Mektub Sayfa 133

Re’fet Abinin suallerinin Risale-i Nur’da ehemmiyetli neticeleri olduğuna; hem Asâ-yı Musa’nın taksim-ül a’mal ile yazılmasının usandırmayıp yazıyı kolaylaştıracağına; hem bid’a taraftarı da olsa, Hocalara ilişmemek münazaa ve münakaşa etmemek, müsalâhakârane davranmak gerektiğine dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

83. Mektub Sayfa 133

Beşeri tehdid eden komünizm ve dinsizlik yangınına karşı, ehl-i gafleti uyandıran ve nurcuları çok çalışmaya teşvik eden Mustafa Osman Abinin Emirdağ yangını münasebetiyle, Emirdağlı Abilere yazdığı mektubudur.

84. Mektub Sayfa 136

Üstad Hazretlerinin, metrukatını ve hususi kitablarını ve sair şeylerinin bütününü Onyedi Abiye miras bıraktığına dair Abilere ve varislerine yazdığı vasiyetnamesidir.

85. Mektub Sayfa 136

Risalelerin yazılma ve neşrinin âlem-i İslâm’ın vahdetine hizmet edeceğinden ehemmiyetine; hem Abilerin hizmet-i Nuriyede çalışması Üstadın sıkıntılarını hiçe indirdiğine; hem Üstaddan halkları ürkütmek istemelerinin inayet-i İlahiye cihetinde arkasında çok hikmetler ve faideler olduğuna; hem ihanet edenlerin akıbetlerini ve kendisine ve hizmete kazandırdıkları neticeleri düşündükçe bedduadan vaz geçtiğine; hem gelen mektubların Üstadımıza hem şifa hemde teselli olmasından kemâl-i şevkle beklediğine dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

86. Mektub Sayfa 137

Halil ibrahim Abinin Üstad hakkındaki mektubunu, manidar iki tevafuka binaen ta’dil ile kabul ettiğine; tevafuklardan biri yüzbaşının ihaneti vaktinde mektubun gelmesi diğeri yazıcıların teşvike ihtiyaçları olduğu bir zamanda gelmesidir. Hem Feyzi ve Emin Abileri takdir ettiğine ve Abdülmecid Abinin de onlar gibi olması gerektiğine; hem Abdülmecid Abinin, Üstadımız hakkında merhum pederi gibi düşünüp validesi gibi düşünmemesi gerektiğine; hem Atabey’den Abdullah Çavuş ile İslâm Köyünden Mustafa Abinin mektublarını kabul ettiğine dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

87. Mektub Sayfa 139

Üstadımız yerine ölmek isteyen Husrev Abinin hayatının te’lif zamanı bitip neşir zamanı olmasından daha kıymetli olduğuna; hem Hasan Feyzi, Hâkim-i Adil, Muharrem, Feyzi, Hâfız Mustafa Abilerin Denizli hesabına Nur faaliyetine çalışmalarının kıymetine; hem Barlalı Marangoz Mustafa Çavuş ve Marangoz Ahmed Abinin yazdığı taziyenamenin Üstadı sürurla ağlattığına; hem Risale-i Nur’un serbestiyetine çalışan zât ve kardeşi Molla Mehmed’i manevi kazançlarına hissedar edip dua ettiğine; hem Konyalı Sabri Abinin vasiyetname münasebetiyle yazdığı kasideyi ta’dille kabul ettiğine; hem Ispartalı Mustafa’nın rü’yasının hayırlı olduğuna dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

88. Mektub Sayfa 140

Hizmetkârların yanına girmesini men edip Üstadı zehirlemelerine mukabil cevşen ve evrad-ı Behaiyenin okunmasıyla İnayet-i İlâhinin tecelli edip tehlikenin geçtiğine; hem vasiyetname münasebetiyle her tarafdan taziye mektublarının gelmesindeki beş cihetteki tevafuka; hem Üstadın, vazifesini vefatından sonra muallim ve âlimlerin yapacak olduğuna emarelerin göründüğüne; hem İnebolu’da Risale-i Nur yazan hanım ve çocukları tebrik ettiğine dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

89. Mektub Sayfa 142

Üstadın kulunç hastalığından ve insafsızların tazyikatından sıkıntı içinde bulunduğuna ve sabredip dua istediğine; hem Salahaddin Abinin yazısına göre, Asâ-yı Musa’nın o havalide fütuhat yaptığına dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

90. Mektub Sayfa 142

Isparta Kahramanlarının ağır şerait içinde Nura hizmetlerinin kıymetine; hem Halil ibrahim’in Üstada yazdığı şehnameyi, Üstad’ın ta’dil ettikten sonra göndereceğine; hem Risale-i Nur ve talebelere bedel Üstadın şahsına ilişerek zehirlemelerine mukabil Üstadın inayet-i İlahiye ile muhafaza olduğuna dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

91. Mektub Sayfa 143

Dahiliye Vekili ile hasbihalden bir parça… Üstada Afyon Valisini ve Emirdağ zabıtasını musallat edip on vecihle kanunsuz bir gadre ve tazyike hedef edip haps-i münferid azabını çektirmelerine mukabil Üstad’ın memlekete yaptığı hizmetleri kısmen beyan ettiği bir mektubudur. (221’deki hasbihalle tek farkı “palto” yerine “sako”, “ve” yerine “hem” demesidir.)

92. Mektub Sayfa 144

Osman, Mehmed ve Hasan Efendilere Üstadın takdiri ve Hasan Feyzi ve sair Abilerin, Çalışkanlar hanedanına teveccühleri cihetiyle Çalışkanların, Nurları ve şakirdlerini himaye etmek için daha ziyade ihtiyat etmeleri gerektiğine dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

93. Mektub Sayfa 144

Dahiliye Vekiline yazılan hasbihali icabında müracaat ve istifadeleri için talebelere gönderdiğine; hem biraderzadesi Nihad’ın, Hulusi ağabey ile Kars’ta görüşmelerini arzu ederken ikisinin beraber mektub yazmalarıyla görülen tevafuka; hem Re’fet ağabeyin sadakat ve alâkasını gösteren yazdığı mektubun tevafukuna; hem Yakub Cemal Abinin hizmete devam edip etmediğini düşünürken hizmette alâka ve sadakatını gösteren mektubunun tevafuk ettiğine dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

94. Mektub Sayfa 145

Hülâsat ül HüIâsa ve Cevşen-ül Kebir’i okuduğu anda Üstadımıza zahir olan Hakikat-ı İnsaniye lisanının şehadetinde enfüsî cihetinde, kat’î ve şuhudî ve iz’anî, bir vicdan bir itminan bir iman ile sıfat ve esma-i İlahinin tasdik edildiğine; hem ehl-i tarîkatın, seyr-i enfüsî ve âfâkî ile marifet-i İlahiyede giderken en kısa yolu enfüsîde, zikr-i hafiyy-i kalbde buldukları gibi yüksek ehl-i hakikat dahi iman ve tasdikte enfüsî ve âfâkî tefekkürle hareket ettiklerine dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

95. Mektub Sayfa 147

Menemen ve Şeyh Said hâdisesi gibi bir hâdise çıkarmak için ilişmelerine Üstadın tahammül ettiğine; hem Üstadı zehirlemelerine mukabil hıfz-ı İlâhi ile zehirlenmenin akim kalıp fütuhat-ı Nuriyenin tevessü ettiğine; hem Hasan Feyzi ve Halil İbrahim Abilerin yazdıkları mersiyelerin üç sebeb için kabul edildiğine; hem Hüsrev Abinin mektublarını lâhikaya geçirmeğe zaman bulamadığına; hem Ahmed Nazif Abinin mektubu ile Halil İbrahim Abinin mersiyesi endişelerini izale ettiğine; Çoban İsa Köyü’nde Ahmed’in mektubunda çocukları Kur’an’a ve Nurlara çalıştırmasından dolayı Üstadın ona dua ettiğine; hem zehirlenmesinin etkisiyle gelen merdumgirizlik hastalığı ile kendisine edilen hürmet, medih ve senaya tahammül edemediğinden medihlerle yüklerini ağırlaştırmağa bedel, dualarıyla ve himmetleriyle yardım etmelerini istediğine dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

96. Mektub Sayfa 149

Asây-ı Musa’nın tevafuklu yazılması ile Isparta ve civarını bir geniş Medreset-üz Zehra’ya ve bir Câmi-ül Ezher’e çeviren Abilere Üstadın duasına; hem bu Abilere acil mükafat olarak elde ettikleri manevî kazançlarına, hem Hadisin işaret ettiği üzere başkaların imanını kurtarmakla elde edilen kazançlarına, hemde kalemle cihad hizmetini görmekle büyük kazanç elde ettiklerine; hem Asâ-yı Musa mecmuasının başında yazılacak, ehemmiyetini gösteren kısma; hem Asâ-yı Musa mecmuasını İmamı-ı Ali (R.A.) Celcelutiye’de haber verdiğine; hem Musa (A.S.)’ın asâsı gibi,ışık vererek sihirleri ibtal edip dehşetli zulümlu zulmetleri dağıttığına; hem Sabri Abinin yazdığı mersiyesinin Lâhika’ya geçtiğine; hem Hâfız Mustafa’nın yedi yaşında iken Altıncı Şua’ı yazan mahdumunun yazıları masumlar içinde iştiyak uyandıracağına ve isminin Said Nuri olması gerektiğine dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

97. Mektub Sayfa 150

Birinci vazifenin yapılmasının kerametkârane bir surette merkezde hatt-ı Kur’anî kursunun açılmasına vesile olduğu gibi Mu’cizat Mecmuasının yazılması dahi daha mu’cizane bir keramet göstereceğine; hem Konya’lı Sabri Abi ile muhaberenin Isparta eli ile olmasının münasib olduğuna ve bazan bir harfin ve bir noktanın yanlışı, kıymetli bir manayı zayi’ ettiğinden tashih mes’elesinin ehemmiyetli olduğuna; hem Hoca Haşmet’in, evvelce vefatını, sonra hayatta olduğunu duymasıyla yazdığı mektublara binaen selâm ettiğine; Burhan Abinin lüzumlu vakitlerde ehemmiyetli hizmetlerine binaen ona dua ettiğine; hem Hüsrev ve Sabri Abinin mektubları gelmemesinden endişe ettiği aynı zamanda mektublarının geldiğine dair Üstadımızın Abiler yazdığı mektubudur.

98. Mektub Sayfa 151

Kastomonu’dan Hilmi, İhsan, Emin ile hapishanede iken Üstada dokuz ayda dokuz sene kadar hizmet eden Taşköprülü Sâdık Abinin mektubları Üstadı memnun ettiğine; hem Safranbolu’dan Ahmed, Osman, Hıfzı ve Mustafa Osman’ın yazı ile hizmetlerine; hem Barla sıddıklarının yazıya devamları için Üstadın duasına dair Üstadımızın Abiler yazdığı mektubudur.

99. Mektub Sayfa152

Afyon ve Eskişehir’deki münafıkların, Risale-i Nura ve Üstada tevavüz niyetlerinin neticesinde, bir hiddet ve gazab eseri olarak bir buçuk metre kar ve dehşetli fırtınanın geldiğine; hem Mehmed Feyzi ve Emin Abinin senakârane mektublarına, sekiz sene hususî hizmetinde bulunmaları cihetiyle ilişmediğine ve Feyzi’nin merhume vâlidesinin nuranî vefatı, Nurların şakirdlerinin imdadına yetişmesine bir nümune olmasından Lâhikaya geçmesine; hem Halil İbrahim Abinin kaza ve kader-i İlahiye dair mektubunun itiraz manasını hayale getirdiğinden şimdilik Lâhikaya geçmemesine; hem kazanın hikmeti hasenat kazandırmak ve Nurlara nazar-ı dikkati celbetmek olduğuna; hem Atabey’li Kötürüm Ali ve Eğirdir’li Kâzım’ın ve Aliköyü’nden üç Ali’lerin gayret ve himmetleri ve ondört yaşındaki Mustafa Veysel ve pederinin Nurlara çalışmaları umum Nur şakirdlerini tahsine ve şükre sevkettiğine; hem Salahaddin Abinin mektubunun Üstadı sürurla ağlattığına; hem birinci vazife olan Asây-ı Musa’nın tevafuklu yazılmasının kerameti ile Arabî hattı ve hurufu kursunun açılmasına vesile olduğuna; hem Tavas’lı Molla Mehmed’in mektubunda Üstadın ölümüne razı olmadığına dair Üstadımızın Abiler yazdığı mektubudur.

100. Mektub Sayfa 154

Savalı Hâfız Mehmed Abinin mahdumu masum küçük Ahmed’in fıkrasının Lâhikaya girdiğine; hem Safranbolu’lu Hıfzı Abinin iki masum mahdumunun Âsa-yı Musa Mecmuasını yazmaları Üstadı sevindirdiğine; hem Selaniklilerin istibdad-ı mutlakasını kırdığı için Üstadı tedric ettikleri halde Risale-i Nurun Üstad bedeline küfr-ü irtidadı kırıp anarşiliği bozduğuna dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

101. Mektub Sayfa 155

Üstad Hazretlerinin hayatı boyunca bu millete yaptığı imanî ve İslâmî hizmetlere; hem bu hizmetlerinden dolayı kendisine çektirilen hapis ve sıkıntılara; hem Üstadın serbest ve rahat bırakılmasına dair Erzurum’un eski miletvekillerinden Yeşiloğlu Mehmed Salih’in, Dahiliye Vekili Hilmi Uran’a yazdığı mektubun suretidir.

102. Mektub Sayfa 157

Yeşiloğlu Mehmed Salih’in, Üstad Hazretlerine tecrid ve sıkıntısından dolayı teessürünü bildiren mektubu ile, Üstadın cevaben minnetdarlığını ve selâm ve duasını bildiren mektubudur.

103. Mektub Sayfa 157

Hüsrev Abinin hattına benzeyip üstünde Mustafa yazan Asâ-yı Musa’yı yazan Ahmed’in kızı Hatice’yi Üstadın tebrik ettiğine dair Üstadımızın Abilere yazdığı pusuladır.

104. Mektub Sayfa 158

Amerikalı bir âlimin Risale-i Nurları neşretmek için istemesi durumunda verilmesine; hem Nazif Abinin mektubunda bahsi geçen Mütekaid Efendinin vesveseye düştüğü mevzunun izahının risalelerde olduğuna; hem Marangoz Ahmed’in mektubu mesrur ettiğine; hem Hasan Dayı’nın oğlu Ahmed’in şehid Hâfız Ali’nin vazifesini yaptığına; hem Merhum Hâfız Mehmed’in iki kardeşi o merhumun vazifesini yaptığına; Atabeyli Ali Osman Abinin hizmetlerine Çilingir Ali ve Hasan Dayının yardım ettiğine dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

105. Mektub Sayfa 159

Gizli komitenin hadise çıkarmak için Üstada sû-i kasd plânı yaptıklarına bir delil, Reis-i Cumhur’un (Afyon’a geldiğinde, bu vilâyette dinî cihette bir karışıklık çıkacağı) şeklindeki sözü olduğuna; hem inayet-i İlâhi ile gelen sabır ve tehammül neticesinde sû-i kasdın akîm kaldığına; hem dessas münafıkların istibdad-ı mutlaka dinsizcesine taraftarken, hürriyet fırkasına girebileceğinden ihtiyat edilmesi lâzım geldiğine; hem Müslümanları kendi tarafına çekmek isteyen koministlere karşı Misyonerler ve Hristiyan ruhanîlerle Nurcuların çok dikkat etmeleri elzem olduğuna dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

106. Mektub Sayfa 160

Re’fet Abinin hizmetini takdir ettiğine; hem Risale-i Nur umumun malı olması hasebiyle Nur talebelerinin tarafgirane siyasi bir cereyana tabi ve dâhil olmaması gerektiğine; hem Nur talebelerinin mütecâviz dinsizlere karşı haklı tarafa yardımcı, dost ve ihtiyat kuvveti hükmünde istinad noktası olması gerektiğine; hem Nurların intişarı ve maslahatı hesabına bazı kardeşler nurlar namına değil, kendi şahısları namına siyasete girebileceğine; hem Asâ-yı Musa, dini din için seven Amerika âlimlerinin eline geçerse fütuhat yapacağına dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

107. Mektub Sayfa 161

Üstadımızın tashih ve te’lifte mazhar olduğu inayete İstanbul’a giden Tahirî Abinin de mazhar olduğuna; hem Tahirî Abinin Nura hizmetini ve sadakatını takdir ettiğine; hem Nisli Kureyşilerden Ahmed Kureyşinin Nurlara has nâşir ve talebe olmasından dolayı dua ettiğine; hem Çilingir Ali Abinin çalışkanlığına dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

108. Mektub Sayfa 161

Salih Yeşil’in, Üstadın Sergüzeşt-i hayatına dair sorduğu suallere Üstadın verdiği cevabdır. Tarihlere geçmek ve nesl-i âtîye kendini göstermek istememesinin sebebleri; Cenab-ı Hakkın kendini kendine beğendirmemesi, hem şöhrette riyakârlık ihtimali olması, hem hayat-ı içtimaiyeyi terketmiş olmasıdır. Vatan ve millete menfaati noktasında tarihlere geçmeye lâyık ve nesl-i âtîye kendini gösterecek Risale-i Nur olduğuna; hem Üstadın şahsını ve Risale-i Nur hizmetini anlatacak başta Abdurrahman Abinin tab’ ettiği tarihçe-i hayat ve Eskişehir ve Denizli Müdafaalarıyla ve bazı Nur eczaları olduğuna dair Üstadımızın Salih Yeşil’e yazdığı mektubudur.

109. Mektub Sayfa 162

Cevşe-nül Kebir hakkındaki sevab ve faziletleri, kendi aklınca, akıl ve mantık harici gören ve şübheye düşen vesveseli ve hassas bir adama, Üstadın akıl ve hikmete muvafık onu ikna eden cevabı hakkındadır. Sevab ve faziletine dair evvelâ Yirmidördüncü Söz Üçüncü Dal’ın tam cevab olduğuna; hem Zât-ı Ahmediye’nin (A.S.M.) şahsına bakan sevab ve faziletin tebaiyetle bazı şartlarla başkalarına da verilebileceğine; hem yüzer esmanın feyizlerine medar olmak kaziye-i mümkine olup mutlak olmadığına; hem Yirminci Lem’ada geçtiği gibi akıl haricindeki bazı sevab ve mükafatlara insanın nezaret derecesine göre mazhar olduğundan Zât-ı Ahmediye’nin (A.S.M.) velâyeti noktasında yüksek mertebesini beyan ettiğine dairdir.

110. Mektub Sayfa 164

Medreseden çıkanlar herkesden ziyade Risale-i Nur’a sarılmaları lâzımken, en ziyade çekinen onlardan resmî vazifeyi alanlardır diye olan suale cevaben resmi hocaları propaganda ile ürküttüklerine ve bir kısım bid’alara giren hocaların Risale-i Nurdan gelen şiddetli tokatlardan dolayı çekindiklerine; hem merhum ve muhterem İstanbul hocalarının hatırı için onlara kızmayıp gücenmemeleri gerektiğini Üstadımızın talebelere tavsiye ettiğine; hem Isparta’da ve Barla’da hizmet eden Nurları okuyan ve yazanları ricalen ve nisaen tebrik ettiğine; hem Küçük Ali Abinin, Abisi Mustafa Abinin yerini doldurarak Abdurrahman Abi yerine hizmet edeceğini kalben Üstadımızın hissettiği gibi Muhacir Hâfız Ahmed Abinin nurun birinci bir talebesi ve naşiri olacağını kalben hissedip beklerken onun yapamadığı kalemle Nura hizmeti onun yerine oğlu ve damadının yaptığına dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

111. Mektub Sayfa 166

Şuhur-u selâselerini tebrik ettiğine; hem şahsına yapılan medih ve senadan dolayı gönderilen mektubun Lâhikaya girmesi geri kaldığına; hem iki İhlas Lem’aları ve mesleğimizin “hıllet” ve “ihlas” ve “uhuvvet” esasları, bu tarz medihlere müsaade etmediğine; hem Hıfzı’nın iki masumunun yazdıkları Asâ-yı Musa ve Rehber ve Küçük Sözler Üstadı mesrur ettiğine dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

112. Mektub Sayfa 167

Şuhur-u selâsede Nurcuların şirket-i maneviyesinin servetinin artacağına; hem Zülfikar-ı Mu’cizat mecmuasını bu aylarda yazanların çok bahtiyar olduğuna; hem yazıdan ziyade sıhhatine dikkat edilmesine; hem Asâ-yı Musa’nın tashihinde sıkılmasına mukabil Üstadın ücret ve tayinatının tevafukat suretinde inayet-i İlâhiye tarafından ihsan edildiğine dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur. Tevafukattan biri Tahirî Abinin gönderdiği tatlı lokmaların bittiği anda aynı miktarda Hıfzı Abinin göndermesi diğeri üryani erik ve şekerin Asiye’nin arkadaşlarından Nurcu Şerife’nin eliyle verilmesidir.

113. Mektub Sayfa 167

Yaz, derd-i maişet ve ibadet ayları olan şuhur-u selâsenin, Nurların kitabetine fütur vermeyip bilakis daha ziyade şevk vererek maişet ve rahat-ı kalb bereketi ve tefekküri imanî cihetiyle, mübarek ayların sevablarına yardım ettiğine; hem Asâ-yı Musa ve Zülfikar-ı Mu’cizat’ın okunması ve yazılması, yağmur ve rahmet-i İlâhiyeye vesile olduğuna dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

114. Mektub Sayfa 168

Rüşdü Abinin el makinasını celbe çalışması Nurların ehemmiyetli fütühatın mukaddimesine vesile olacağına; hem lâyık ellerle sıhhatli ve en başta eski harfle tab’ edilmesinin münasib olduğuna; hem başta müfessir Hoca Vehbi olarak Konya Alimlerini ve Sabri Abiyi tebrik ettiğine dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

115. Mektub Sayfa 169

Sekiz sene çoluk çocuğu ile hizmet eden ve vefatından sonra Üstadın mezarının Barla mezaristanında olmasını isteyen Muhacir Hâfız Ahmed Abinin vefatı münasebetiyle Üstadın yazdığı taziyename; hem İstanbul’da Nurların fütühatı ve Yeşil Şemseddin’in Nurlara alâkası hakkında Re’fet Ağabeyin yazdığı mektuba dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

116. Mektub Sayfa 170

Hüsrev Abiyi Nurların neşrinde, yazmasında, tashihte, tevzi, tedbir ve muhaberesinde yaptığı hizmetlerden dolayı Üstadın tebrik ettiğine; hem Sava Medrese-i Nuriyesindeki, Hacı Hâfız Mehmed, merhum Hâfız Mehmed ve oradaki Abileri düşünüp Sava kabristanında defn olmayı arzu eden Üstadımıza, manevî yadımların her canibden geleceği ihtar edildiğine; hem her tarafta Nurlara kuvvetli ve kesretli ellerin sahib çıktığına dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

117. Mektub Sayfa 170

Geçmiş Berat ve gelecek Ramazan-ı Şeriflerini tebrik ettiğine; hem Asâ-yı Musa’nın tashihiyle Üstad meşgul iken, Beraet gecesini tebrik manâsına iki gece üst üste bir güvercinin gelip kaldığına; dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

118. Mektub Sayfa 171

Afyon’un büyük memurunun, bir çavuşu vasıta ederek hakkındaki teveccüh-ü âmmeyi kırmak için, Üstada ihanet ettikleri vaktinde, Feyzi ve Emin Abiden gelen samimi, âlimane ve hürmetkârane mektubun tevafukuna binaen sadakatlarının bir kerameti olarak kabul ettiğine dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

119. Mektub Sayfa 171

Lüzumsuz bahanelerle on defadan fazla ihanet maksadıyla karakola çağrılan Üstadımızın artık gitmemek için doktordan rapor alınmasını istediğine; aksi takdirde bu şehre maddî ve manevî zarar olacağına dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

120. Mektub Sayfa 171

Afyon’un büyük memuruna dayanan, karakol çavuşunun Üstada tahkirkârane ihanet edip yanına çağırarak nurların hizmetine sekte verdiği aynı vaktin gecesinde şiddetli dört defa zelzelenin geldiğine; hem yazdığı Asâ-yı Musa, Mustafa Osman Abinin sadakatına delil olduğuna dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

121. Mektub Sayfa 172

Üstadın Ankara makamatına verilmek üzere yazdığı şekvasının bir suretini de Afyon Emniyet Müdürüne gönderdiğine; buna binaen Müdürün “Bunu kim yazmış ise tahkik ediniz” diyerek Üstadı sıkıştırdıklarına; hem mektubu yazanı karakola çağırdıklarına; hem bayrama kadar yüzünü dünyaya çevirmemelerini istediğine dair Üstadımızın Emirdağ zabıtasına yazdığı bir hasbihaldir.

122. Mektub Sayfa 173

Emirdağ, Afyon ve Eskişehir’de dört defa olan şiddetli zelzeleden hiç zarar olmamasının sebebi, karakol çavuşunun“Cebren getirinizemrine, Bekçi ve Onbaşının uymayıp kitli kapıyı kırmamasıdır. Bu şiddetli hakaretler, Üstadın Eski Said’den kalan damarlarına dokunmakla beraber tahammül ettiğine; hem Marangoz Ahmed Abinin Üstad için Sava’nın Davraz Dağı’nda, bir mezar düşündüğünü yazması, Üstadı sevindirip hazînane ağlattırdığına dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

123. Mektub Sayfa 173

İki kardeş ve Süleyman Rüştü Abinin kerimesinin Zülfikar-ı Mu’cizat’ı makina ile teksir etmesini Üstadın tebrik ettiğine; hem Hüsrev Abinin makine müjdesi, Nazif Abinin mektubu ve makine yazısının nümunesinin Üstada verilmesi, Eskişehir’de Ezan-ı Muhammedi okunmaya başlanması, çavuşa ihanet emrini veren büyük memurun tokat yemesi vaktinde bir aydan beri yağmayan yağmurun gelmesi tevafukuna dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

124. Mektub Sayfa 174

Zülfikar-ı Mu’cizat’ın, İnebolu’da Ahmed Nazif Abinin kalemiyle serbest ve mümanaat görmeden teksir edilmesini Üstadın tebrik ettiğine; hem Üstadın bir tek mektubunu yazanın hükûmetçe araştırıldığı bir zamanda Zülfikar-ı Mu’cizat’ın, teksir makinesiyle neşrini iki kuşun tevafuk suretinde tebrik ettiğine dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

125. Mektub Sayfa 174

İnebolu’dan Mehmed Zekeriya Abinin çocuklara Kur’an okutması ve iman dersi vererek yaptığı hizmetin eskide yaptığı kalemle hizmeti gibi kıymettar olduğuna dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

126. Mektub Sayfa 175

Evrad-ı Bahaiye’nin hatîmesinde, Şâh-ı Nakşibend’in ondokuz defa Nur kelimeleri ile Risale-i Nur’a işaret ettiğine ve otuz yıldır okuduğu Evrad-ı Bahaiye’ye bu kısmı da ilâve ettiğine dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

127. Mektub Sayfa 175

Isparta yangınında, ehl-i imanın zayi’ olan mallarının sadaka hükmüne geçtiğine; hem bu çeşit kazaların sebebi, beşerin çirkin bir hatası bulunmasından, Isparta halıkının Ramazan-ı Şerif’in hürmetini ve kıymetini muhafaza ederek Nurları himaye etmeleri gerektiğine dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

128. Mektub Sayfa 175

(Ey habibim, sen olmasaydın, ben bu eflâk ve âlemleri yaratmazdım) mealindeki hitab, doğrudan doğruya Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâma baktığı, sonra hayata ve canlılara nazar ettiğine; hem Abdülmecid Abinin yazdığı Fuadiye Risalesindeki icad ve hilkat-i İlahî noktasındaki felsefeye temas eden bazı cümlelerin ıslah veya ta’dil edilerek “Haşir Mes’elesine Bir İzahlı Haşiye” namında Lâhika’ya dercedileceğine; hem Abdülmecid Abiyi vazife-i resmiye itibariyle çocuklara Kur’an okutmasını tebrik ettiğine; hem güzel kalemi ve dikkatli ilmi ile teksir edilen Zülfikar ve Asâ-yı Musa mecmualarını tashih etmesini istediğine dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

129. Mektub Sayfa 176

Üstadın, Re’fet Abinin ameliyatını merak edip sorması ve ona dua ettiğine; hem Sava’lı kahraman Ahmed’in kerimesi Hatice’nin yazdığı Asâ-yı Musa mecmuasının hanımları şevke getirdiğine dair Üstadımızın yazdığı bir pusuladır.

130. Mektub Sayfa 176

Kastamonu’da Nurlara çalışan Asiye, Ulviye, Lütfiye, Zehra, Şerife, Hacer, Necmiye, Nimet ve Aliye hanımların hizmetlerini tebrik ettiğine; hem Ulviye, Lütfiye’yi merak ettiğinin ikinci günü onlardan gelen cübbe ve yelek hediyesini sadakatlarına bir emare olarak kitab mukabilinde kabul ettiğine; hem onların evlâtları masumlar dairesine dahil olduğuna dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

131. Mektub Sayfa 177

Gelen mektublarla Hüsrev ve Nazif Abinin makine ile bu kudsî yeni hizmette devam ettikleri haberini almakla endişelerinin izale olduğuna; hem İnebolu ve Atabeydeki Nur hizmetlerine, hem vali Nevzad’ın intiharına, hem Aliler Köyü imamı Ali Abiye yapılan taarruz hadisesinin haberine ait mektublar gelmeden bir gün evvel Nureddin Abi ile beraber yaptığı seyahatde Hüdhüd kuşunun, sürurlu haberlere müjdeci olarak otomobilin etrafında uçtuğuna; hem Asâ-yı Musa tabiatta boğulanlara lâzım olduğu gibi, Zülfikar dahi ehl-i imana, ehl-i ilme ve bilhassa hâfızlara çok lâzım olduğuna; hem az zahmetle çok hizmet edildiğine dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

132. Mektub Sayfa 178

Zülfikar ve Asâ-yı Musa teksir edilmesine mecbur olunduğu bir zamanda matbaacıların çekinmesine binaen inayet-i İlahiye ile teksir makinasının Nurcuların eline verildiğine; hem Üstadın bir tek mektubunu yazanın hükûmetçe araştırıldığı bir zamanda Nurcu ve bin kalemli kâtib olan makinanın imdada geldiğine; hem makinadan sönük çıkan yerlerin elmas kalemli Nurcular tarafından ıslah edildiğine; hem şimendifer gelmesiyle faytonculara daha çok iş çıktığı misaline dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

133. Mektub Sayfa 179

Kâzım Karabekir’in, eskiden Üstada münasebeti olduğuna; hem Nurlara zararı yok, faidesi olacaksa, ona selâm gönderdiğine; hem Ehl-i siyaset ebedi hayat için Nurlara müracaata tenezzül etmezken, Üstadımızın da fani hayat için onlara müracaata tenezzül etmiyeceğine dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

134. Mektub Sayfa 179

Küçük Ali Abinin, Zülfikarın âhirine yazılmayan Hizb-i Nuriyeyi de yazıp Üstada göndermesine dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

135. Mektub Sayfa 179

(Haşiye): Kâtib Osman Abinin yazdığı Asâ-yı Musa’nın tashihini bitirmesi vaktinde Kâtib Osman Abinin gönderdiği üzüm, medrese ilmine başlıyan veya bitiren için “Müftihane” veya “Mahtumane” diye tatlı veya yemek vermek âdetini Üstada hatırlattığına; hem Nur mesleğinde şefkat bir esas olmasından şefkat kahramanı hanımlarında Üstadın gönderdiği mektublara muhatab olduklarına dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

136. Mektub Sayfa 179

Sû’-i kasd eseri olarak gelen hastalıkla beraber Üstad’ın evrad ve tashih vazifesini yerine getirmesinden dolayı Abilerin merak etmeyip dualarla yardım etmelerini istediğine; hem her bir nur mecmuası ve has her bir şakird Said’in vazifesini görebileceğine; hem Tahirî Abinin kerimesi Hicret’in vefatından müteessir iken onun yerine Uşaklı Küçük Haydar’ın vazifeye başlamasından dolayı mesrur olduğuna dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

137. Mektub Sayfa 180

Nur şakirdleri siyasete girmediklerine; hem îman mâl-i umumî olup, tarafgirlik olmayacağı ve yalnız küfre, zındıkaya ve dalâlete cephe alınacağına; hem Nur mesleğinde, mü’minlerin uhuvveti esas olduğuna dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

138. Mektub Sayfa 180

Yirmibeşinci Söz olan, Mu’cizat-ı Kur’aniye Risalesindeki âyetler, ekseri, mülhidler veya ehl-i fen tarafından tenkid ve itiraz edilen âyetler olup bulantı vermemek için şübheler beyan edilmediğine; hem ilm-i belâgat ve ulûm-u arabiye noktasında âlimlere hayret verecek derecede çok ehemmiyetli mes’elelerin hakikatını beyan ettiğine dair Üstadımızın Yirmibeşinci Söz’ün başına koyduğu ihtardır.

139. Mektub Sayfa 181

Risale-i Nur, felsefenin, dalâlete, sefahate, lehviyata, tabiat bataklığına düşüren muzır kısmına tokat vurup beşerin terakkiyatına, fen, san’at ve kemalâtına hizmet eden felsefenin Kur’anla barışık olduğuna; hem bazı felsefecilerin enaniyet-i ilmiyelerini tahrik edip, Nurlar aleyhinde istimal etmek ihtimaline binaen, bu hakikatın Asâ-yı Musa ve Zülfikar mecmualarının başında yazılmasına dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

140. Mektub Sayfa 182

Safranbolu, Eflani nahiyesi Mülayim köyünde mütekaid Muallim Fuad Efendi’nin sermayesinin büyük bir kısmını Risale-i Nur hizmetine teberrü etmek istemesine binaen Üstadımız bu hayrı geri çevirmeyip bu mes’eleyi Abilere havale ettiğine; hem bu paranın Isparta ve İnebolu’da çalışan Nur makinalarının masrafına sarf edilip teberru veya mukabilinde kitab verilerek kabul edilmesine dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

141. Mektub Sayfa 182

Rumuzat-ı Semaniyede, hurufat-ı Kur’aniyenin i’caz cihetindeki esrarını beyan etmekle yapılan hesablar, Kamus-ül Lügat sahibi, Mecdüddin Fi-ruz Abadînin (El-Mikyas) adlı tefsiri ile karşılaştırıldığında Üstadın hesabları doğru çıktığına dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

142. Mektub Sayfa 183

İnebolu’da Nazif Çelebi Abinin, Zülfikar ve Mu’cizat-ı Kur’aniye Risalelerini teksir ettiğine; hem Salahaddin Abinin Asâ-yı Musa ve Mu’cizat-ı Ahmediyeyi Hristiyan misyonerlerine okutturmasına; hem bu iki mecmuanın Cami-ül Ezher’e hediye gönderilmesinden Üstadın memnun olduğuna; hem Ahmed Kureyşi’nin, İnebolu makinasına yüz banknot vermesini tebrik ettiğine dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

143. Mektub Sayfa 183

Cami-ül Ezher’e gönderilecek Zülfikar ve Asâ-yı Musa, Üstadın tashihinden geçmediğinden âhirdeki Arabî Hülâsat-ül Hülâsa’nın harekelerinin tashih edilmesi gerektiğine; hem Medreset-üz Zehra, Cami-ül Ezher’in bir mahdumu ve talebesi olup dersini üstadına takdim ettiği manasında bir mektub Cami-ül Ezher’e yazılmasına dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

144. Mektub Sayfa 184

Bayram tebriki ile beraber Hasan Feyzi Abinin hastalığını haber veren mektubu Muharrem Abinin yazdığına; hem Denizli kahramanı Hasan Feyzi Abinin, Üstadın tesemmüm hastalığına dört ciheti tevafuk etmekle benzeyen fakat soğuktan gelen hastalığıyla, manen Üstadın hastalığını kısmen kendine aldığına; hem Hastalar Risalesi onu teselli edeceğine ve Üstadın kendisine şifa duasında bulunduğuna dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

145. Mektub Sayfa 184

Üstadımız, geçmiş hayatını, geçirdiği memleketleri hayalen hatırlıyarak, ekser ahbabının berzaha gittiğini görmesi ile oraya karşı bir iştiyak hissettiğine; hem onun yerine vazife-i Nuriyeyi yapacak çok sadık talebeler arkasında kalacağından yalnız günah cihetinde ölüp hasenat cihetinde yaşayacağına dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

146. Mektub Sayfa 185

Zülcenaheyn ve hakikî mü’min ve müdakkik bir âlim ve yüksek bir edib muallim ve tesirli bir vaiz ve müderris olan Merhum Hasan Feyzi’nin vefatı, âlem-i İslâm için büyük bir zayiat olduğuna; hem on sene gibi kısa bir zamanda çok hizmet edip toprak altına girmekle İnşâallah, Denizli’ den onun gibi halis, kahraman, sahib ve naşirler sümbül vereceğine; hem Hasan Feyzi Abinin yazdığı fıkaraların Lâhikaya ve bazı kitabların âhirine girmesine; hem Üstadımızın onun vefatına çok müteessir olup ağladığına ve onu duasına dahil ettiğine ve bizim de etmemiz gerektiğine; hem Cenab-ı Hakk’ın ona bedel, Dadaylı Muallim Hâfız Hasan’ı, Eflanili Muallim Ahmed Fuad’ı, Bolvadinli Hasan’ı, Tabib Hayri, Muallim Abdurrahman, Mustafa Osman, Mektepli Mustafa Oruc’u hizmet-i Kur’aniyeye ihsan ettiğine; hem Hâfız Ali Abinin vefatıyla onun yerine Denizli geldiği gibi Hasan Feyzi Abinin vefatıyla onun yerine dâr-ül fünun geleceğine dair Üstadımızın Abilere yazdığı bir taziyenamedir.

147. Mektub Sayfa 187

Nazif Çelebi Abinin, Salahaddin ve İbrahim Abilerle beraber makine ile neşrettikleri nüshaların zînetli, hem açık, hem sıhhatli olmakla beraber bir çok kelimesinin noksan kaldığına; hem Safranbolu Nurcuları namına Mustafa Osman Abinin gönderdiği Zülfikar ve iki mecmuayı aldığına; hem Mustafa Osman Abinin, Muallim Ahmed Fuad ve Mustafa Oruc’la gayretli hizmetlerini Üstadın takdir ettiğine; hem İnebolu’da İbrahim Abinin çoluk çocuğuyla ve refikasıyla Nura ve makinaya çalışmasını ve Salih, Gülcü Hüseyin, Osman Zühdü, İzzet, Ömer ve sair Nurcuların çalışmalarını tebrik ettiğine; hem Mektebli Mustafa Oruc Abinin Üniversiteliler için yeni yazı Nurları istemesine binaen Üstadın gönderdiğine fakat İstanbul’a yakın Abilerin Nurların neşir ve himayesinde ona yardım etmelerine; hem Merhum Hasan Feyzi Abinin, manevi şehid olup, kabirde Hâfız Ali Abi gibi Nur hakikatlarını müzakere ettiğine; hem Hasan Feyzi Abinin vefatından evvelki vazifesinin taksim-ül a’mal suretinde yerine getirilmesine ve ona hediye ettiği takkenin muhafaza edilmesine; hem Hasan Feyzi Abinin resmî ilâçları fazla aldığına; hem Sava kahramanlarından Mustafa Yıldız Abinin hüdhüdmisal kuşu gibi kuşların Nurlarla çok alâkadar olduklarına; hem hapiste Hilmi Abiyle birlikte hizmet eden Sadık Beyin memleketinde de sadakatla kahramanane Nurlara çalıştığına ve onunla selâm gönderen Sâlih oğlu Osman Abiyi Nur dairesine kabul edip selâm gönderdiğine dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

148. Mektub Sayfa 190

Risale-i Nur’u yazmanın beş türlü ibadet olup beş türlü dünyevî faidesi bulunduğunun izahatına; hem kalemle Nurlara hizmet etmenin ve sadakatla talebesi olmanın iki mühim neticesinden birisi, imanla kabre girip diğeri şirket-i maneviye sırrıyla bütün talebelerin hasenatlarına hissedar olunduğuna dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

149. Mektub Sayfa 191

Ankara ve Denizli Mahkemelerinin ve ehl-i vukufunun tedkikinden sonra Talebelerin beraatine ve Risale-i Nur’un teslimine karar verilmesine binaen Nur eczalarının neşrinde bir mâni olmadığı hakkında bu mektubun makine ile çıkan mecmuaların başında yazılmasına; hem Isparta’daki din lehindeki icraatların Zülfikar’ın manevi fütuhatı olduğuna; hem mecliste camileri kaldırmak için dinsiz bir meb’usun dine sû’-i kasd maksadıyla yaptığı çalışmanın, hemde Üstadı zehirlemekle yapılan sû’-i kasdın akîm kaldığına; ancak Hasan Feyzi Abinin sû-i kasd eseri olarak hastalığının onun vefatına sebebiyet verdiğine dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

150. Mektub Sayfa 191

Sıddık Süleyman ve Nur Santralı Sabri Abinin ziyaretlerini, Üstadın Isparta ve Barla hesabına kabul ettiğine; hem Üniversite Nurcularından dokuz talebenin dâr-ül fünunun tenvirine ciddî çalıştıklarını bildiren bir mektubdan doladan dolayı memnun olduğuna; hem Âyet-ül Kübra’ya yapılan tecavüz gibi bir arama olması durumuna karşı Zülfikar’ın makine ile neşrinde ihtiyat edilmesine dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

151. Mektub Sayfa 193

İşkenceli ve mazlumiyet haletinde şefkatkârane ciddî alâkadarlığıyla Üstadımızın imdadıma fikren koşan Erzurum’un eski miletvekillerinden Yeşiloğlu Mehmed Salih’in yazdığı uzun mektubun hatırı için zalimlerin işkencelerine dair Üstadımızın yazdığı birkaç maddedir. Birincisi: Otuz sene evvel Dâr-ül Hikmet a’zası iken Üstadın vücudunu kaldırmak isteyen komite, şimdi de Risale-i Nuru te’siri dolayısıyla on bir (şimdi 19) defa zehirleyip me’murları aleyhine sevk ederek işkence etmişlerdir. İkincisi: Ankar’da Divan-ı Riyasette, M. Kemale (Namaz kılmayan haindir, hainin hükmü merduddur) demesine karşılık M. Kemal’in ihanete cesaret edemediği halde, şimdi ise bir çavuşun ihanetine maruz kalıp Üstadımızın sabırla tahammül etmesidir. Üçüncüsü: Beraat ettikten sonra tecrid-i mutlak manasında Emirdağ’ına göndermeleridir. Bu hakaretlerden maksadları, hiddete getirip hâdise çıkarttırmak iken, bu zalimleri bekleyen kabir ve cehennem azabını düşünerek Üstadımız onlara acımıştır. Dördüncüsü: İstirahati için Şam ve Hicaz tarafına gitmesi için müracaat edilmesine ceaben: “İmanı kurtarmak ve Kur’an’a hizmet için Mekke de olsam buraya gelmek lâzımdı.” demiştir. Mısır ve Amerika’da olsaydınız tarihlerde hürmetle yad edilirdiniz sualine cevaben, “Tarihlere şa’şalı geçmek, insanlara iyi görünmek ihlâsa aykırı olduğundan ondan kaçıyoruz yalnız Risale-i Nurun kıymet ve ehemmiyetinin bilinmesini istiyoruz.” demiştir. Şahsına ait küçük bir haşiye olarak; Emirdağ’ında sıkı bir tecrid altında bulunarak kendisine yapılan tazyiklerden dolayı maddî ve manevî havası ile imtizac edemediğinden, Emirdağ’ın civar köylerine gitmek istemektedir.

152. Mektub Sayfa 196

Merhum Hasan Feyzi Abi yerine, Mustafa Osman Abinin Muallim Ahmed Fuad ve Mustafa Sungur’u, talebe Mustafa Oruç ve Rahmi’yi bulmasıyla ve onların hizmetleriyle çokların imanlarını kurtaracaklarına; hem Isparta’lı ondört yaşındaki Rahmi’nin Nurların neşrini gaye-i hayat bildiğine; hem Ahmed Fuad Abinin Zülfikar’a verdiği herbir banknota mukabil bin kâr göreceğine; hem Safranbolu memleketini ve oradaki Abileri tebrik ettiğine dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

153. Mektub Sayfa 197

Halil İbrahim Abinin, mesmuatına göre 70-80 sene evvel, Denizli’de Hasan Feyzi isminde bir evliyanın talebelerine Kürdistan’da bir evliyanın zuhurunu haber verdiğine; hem Üstadın o zâtın ruhunu şad u i’zaz etmek için onun yerine Denizli’ye geldiği gibi vefat eden Hasan Feyzi Abinin yerine de çok Hasan Feyzi’ler gelmesini Cenab-ı Erhamürrâhimîn’den tazarru’ ve niyaz eylediğine dair Merhum Hasan Feyzi Abinin vefatı dolayısıyla Halil İbrahim Abinin, Üstada yazdığı taziye mektubudur.

154. Mektub Sayfa 198

Üstad Hazretlerinin sıkıntılı bir zamanında nefsi sabırsızlıkla onu taciz ederken, nefsinin heveslerini susturan, takva, sabır ve şükre sevk eden başı yanında asılı olan beş fıkrayı bize de faidesi olması için Üstadımız leffen takdim etmektedir.

155. Mektub Sayfa 199

Üstadımız, başı üstündeki levha ile sabırsızlıkla onu taciz eden nefsini susturduğu gibi gayet kuvvetli iki hakikatla da ölümden ürkütmek, lezzet, zevk ve istirahat-ı hayatı aratmak gibi desiselerle kalb ve ruhuna ilişen ve nefs-i emmarenin silahını istimal eden kör hissiyatını ve şeytanını susturduğuna dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur. Birinci hakikat: Üstadın ölümüyle vazife-i Nuriye’nin daha ziyade ihlas ile rekabetsiz, ittihamsız inkişaf edeceğini bilmesi kör hissiyatını susturuyor. İkinci hakikat: Risale-i Nur’daki hakikatlara Üstad’ı masdar ve menba’ bilen şakirdlerinin, hüsn-ü zanlarını kırmamak için girilebilecek çok ağır, soğuk ve nâhoş tekellüf elemlerinden ve hodfüruşluk zahmetlerinden ve tasannu’ zararlarından kurtulmak için fütuhat-ı Nuriye’yi görmekten gelen lezzeti terketmeyi kör hissiyatına kabul ettirmesidir.

156. Mektub Sayfa 202

Daha hayatta iken Hâfız Ali Abi ile Hasan Feyzi Abi arasında duaya iştirak edilen Savlı Hacı Hâfız Mehmed Abinin hâlisane kudsî hizmetinin bir kerameti olarak vefatını ihsas ettiğine; hem mahdumu Hâfız Mehmed’e ve Hafidi Ahmed Zekiye, muvaffakiyetleri için Üstad Hazretlerinin dua ettiğine dair Savlı Hacı Hâfız Mehmed Abinin vefatı dolayısıyla Üstadımızın yazdığı taziye mektubudur.

157. Mektub Sayfa 202

Küçük Ali Abinin sualine benzer bir tarzda Risale-i Nur’un imanî hakikatlarına ihtiyacı düşürmek desisesiyle (Her millet, herkes Allah’ı bilir. Onu, daha yeni ders almağa ihtiyacımız çok yok) diyen bazı mu’terizlere, Üstad Hazretlerinin Allah’a imanın nasıl olması gerektiğini ve inkâr etmemenin, iman etmek olmadığını izah için Abilere yazdığı mektubudur.

158. Mektub Sayfa 204

Âl-i Beyt’in muhabbeti, Risale-i Nur’da ve mesleğimizde bir esas olduğuna; hem Vehhabîlik damarı, hiçbir cihette Nur’un hakikî şakirdlerinde olmamak lâzım geldiğine; hem bu zamanda dinsizlik ceryanları Müslümanlar arasına ihtilâf verip parçalamak istedikleri için, ihtilâflı mevzuları açmamak, sahabeler, zamanındaki fitnelerden bahs etmemek gerektiğine; Ehl-i Sünnet Velcemaat, sahabeler zamanındaki Cemel ve Sıffîn hâdiselerinden bahis açmayı men’ ettiğine; hem Sa’deddin-i Teftezani, Haccac-ı Zalim Yezid ve Velid gibi heriflere, lânet caizdir demiş, vacibdir, hayırdır, sevabı vardır demediğine; hem bu zamanda Vehabilik damarı ile bir kısım hocaları elde edip, ehl-i hakikatı Alevîlikle ittiham ederek, İslâmiyete darbe vurmak istiyenlerin olduğuna; hem Salih Yeşil ile Sabri Halıcı Abiler arasında yukardaki hususlarda meydana gelen zararlı münakaşadan Üstadın müteessir olduğuna; hem bundan dolayı Nura zarar geldiğine; hem af ve helâl etmesi lâzım geldiğine; hem bu zamanda değil Müslüman kardeşi ile, dindar Hrıstiyan ruhanileri ile dahi ittifak etmek lâzım geldiğine; hem Sahabe hadiselerinde, tarafgirlik damarı ile diğer tarafta bulunan sahabelere, tehlikeli ve zararlı olan zem ve adavet meylinin uyanacağına dair Üstad Hazretlerinin Salih Yeşil Abiye yazdığı mektubudur.

159. Mektub Sayfa 207

Zülfikar’ın ve bazı risalelerin basılıp Üstada gönderilmesi ile Üstadın mesrur olduğuna ve basanları tebrik ve dua ettiğine; hem Zülfikar’ın intişarı memlekette İslâmiyetin inkişafına işaret ettiğine; hem şimalden gelen küfr-ü mutlak cereyanını durduracak yalnız Risale-i Nur olduğuna; hem siyaset ve diplomatlık bu vazifeyi göremiyeceğinden, milliyetçi ve siyasetçilerin Nurlara sarılmak mecburiyetinde olduğuna; hem zındıklar, ehl-i siyaseti evhamlandırdıkları için daima ihtiyat lâzım olduğuna; hem “Sırran tenevverat” düsturu ile ihtiyatla hareket edilmesi gerektiğine; hem Sırr-ı İnna A’tayna’nın tevil ve tefsiri yapılmadan anlaşılmayacağına; hem Üstada mücmelen ihtar edilen iki hakikata dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur. Birinci hakikat: Kırk sene evvel (bir Nur göreceğiz) diye olan müjdeyi, siyaset dairesinde olacak zanettiğine, halbuki, o Nur’un Risale-i Nur olarak hayat-ı içtimaiyede zuhur ettiğini ihtar eder. İkinci hakikat: Şeair-i İslâmiye’ye dârbe vuranlar, on iki, on üç, on dört, on altı sene zarfında darbeler yiyeceklerine dair olan ihtarı, küçük dairede şahıslara gelecek tokatlar olarak mâna verdiğine; halbuki, büyük dairede dehşetli cemaatlere gelen ve gelecek olan tokatlar olduğunu ihtar eder.

160. Mektub Sayfa 209

İhlas ile hakikî hizmet-i İslâmiyenin Üstadımızı siyasetten çektiğine; hem dehşetli ejderhaların, ehl-i imanın iman cephesine saldırıp ısırdığı bir zamanda ehl-i imanı kurtarmak Kur’an’ın emri iken, bu zamanı bırakıp Ehl-i Beyte gelen dehşetli zulümleri temaşa etmek ruhu ezer, kuvve-i maneviyeyi kırar, azab azab üstüne gelmeğe sebeb olduğuna; hem zalim siyasetin gaddarane (cemaat için fert feda edilir) düsturu ile, ehven-ü şer diye bir nevi adalet-i izafiye ile beş on adamın hatası ile binler adamı perişan etmelerine; hem bu gaddar düstur İslâmlar içine girip çok zararlar verdiğine; hem Ehl-i Beyte zulm edenler şimdi cezalarını fazlası ile çekmekte olup hucumla yardımımıza ihtiyaç olmadığına; hem mazlum Ehl-i Beyt o zahmet ve işkence ile öyle bir manevî makam ve saltanat kazanmışlar ki, onları tebrik etmek lâzım geldiğine; hem zalimlerin gaddarlıklarını değil deşmek, düşünmek dahi meşrebimize muvafık gelmediğine; hem bu mes’elelerle meşgul olmak, şimdiki musibet-i diniyeye karşı mükellef olduğumuz vazife-i Kur’aniyeye zarar verdiğine; hem Risale-i Nur’un bu meşrebi ile, muhtelif mezheb ve meşreb sahiblerinin Nura girdiği ve Nurlar bu zamanın yaralarına tam bir ilâç olduğunu; hem harici düşmanın hücumu zamanında dahili düşmanlıkları unutmak maslahat-ı İslâmiyenin muktezası olduğuna dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

161. Mektub Sayfa 212

Zülfikar’ı neşreden Süleyman Rüşdü Abi ve kardeşi Burhan Abiye Üstad Hazretlerinin, dua ve tebrik ettiğine; hem Süleyman Rüşdü Abinin rü’yasında emr-i İlâhi ile Kur’an’ı Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm’a verdiğini gördüğüne; hem rü’yayı Üstadımızın medar-ı makbuliyet ve rıza alâmeti olarak tabir ettiğine dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

162. Mektub Sayfa 212

Vazifemiz ihlâs ile sebat ve tesanüd ve ihtiyat ve sırran tenevveret ile irşad-ı Alevîyi fiilen tasdik etmek olduğuna; hem fütuhat, revac ve intişar ettirmek vazife-i İlâhiye olduğuna; hem Safranbolu’lu Ahmed Fuad Abinin baki kalan hayatını Üstada vermek istediğine; hem Üstadımızın kendi yerine vazife-i Nuriyeyi yapacak talebeleri gördüğünden kemal-i istirahat-ı kalble ecelini beklediğine; hem Merhum Hacı Hâfız Abinin kerametli vefatı dolayısıyla Marangoz Ahmed Abinin yazdığı hazin mektuba dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

163. Mektub Sayfa 213

Sekiz sene mahdumu ve refikası ile Nura sadakatla hizmet eden Hilmi Beyin, refikası Hacer hanımın vefatına dair Üstadımızın Kastamonu’lu Abilere yazdığı mektubudur.

164. Mektub Sayfa 213

Nur şakirdlerinin bir kısmı Arabî bilmediklerinden yazılarındaki sehiv ve hatalardan zahmet çeken Üstadımızın, İmam-ı Ali’nin (R.A.) tokat vurduğu âhirzamanın bir kısım resmî hocalarına kızdığına; hem kalbini bozmayan hocaları müdafaa için üç mâna ihtar edildiğine; Birincisi, iki heyet-i ilmiyenin hocaları derd-i maişet, büyük hocalara itimad ve ilm-i enaniyetle, nurlardan uzaklaştırmalarına; İkincisi, Menemen ve Şeyh Said gibi vakıalarala hem Nur Talebelerini hapislere atarak propagandalar ve evhamlarla, zaif hocalara ehemmiyetli bir korku verip Nurlardan uzaklaştırmalarına; Üçüncüsü, Kıyamet alâmetlerine dair bazı müteşabih hadisleri hakikat zannetmelerinden ve Nur’un bazı ihbarat-ı gaybiyesine sathî nazarla bakmalarından yanaşmadıklarına; hem Nur hakikatlarının, hiç bir şeye âlet olmayıp hiç bir maksad ona girmediğine; hem hak ve hakikat için ona çalışılmasından, ehl-i îmana itimad verip, imanlarını kuvvetlendirdiğine; hem Zülfikar ve Asâ-yı Musa’nın Salahaddin Abi vasıtasıyla Mısır’a Câmi-ül Ezher’e gidememesinin hikmeti, Üstad tarafından tashih edildikten sonra Tılsım Mecmuası ile beraber gönderilmesi için olduğuna; hem Mevlevîlerden Hacı Abdüllatif’in Nur’a hizmet edeceğine; hem Sabri Abi ve Hoca Vehbi’ye selâm ettiğine dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

165. Mektub Sayfa 216

Üstad Hazretlerinin vefatından evvel her bir has Nur Şakirdini varis göstererek vasiyetname yazmasının hikmeti; eğer vefatından sonra taksim edilse, dünya malı gibi dercesine göre herbiri yalnız bir kısmına malik olur, vefatından evvel olsa uhrevî mal gibi herbir has şakird o nur lâmbasına derecesine göre, malik sayılarak bir nöbetçi yerine, binler nöbetçiler olacağına; hem vefatından evvel verilmesi ile herbir has şakirdin bütün davaya kendi malı gibi sahib çıkarak öylece fedakârane çalışacağına; hem has şakirdlerin mabeynindeki tesanüd-ü hakikînin verdiği kuvvet, Üstadın fedakârlığından geri kalmayacağına dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

166. Mektub Sayfa 216

Isparta Emniyet Müdürünün Zülfikar’ı Mehmed Çavuş’un elinde görüp okumak için almasından Üstadımız memnun olup Asâ-yı Musa’yı da ona hediye edeceğine; hem Risale-i Nur ve şakirdlerinin asayiş, idare, inzibat ve ahlâksızlığa karşı komiserlerden ziyade iş gördüğüne; hem Re’fet Bey’in 9 yaşındaki mahdumu Hüsnü’nün, Birinci Sözü yazması gösteriyor ki, O da Safranbolu’nun 11 yaşındaki Hüsnü’sü gibi ileri de bir Nur kahramanı olacağına dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

167. Mektub Sayfa 217

Eski Dahiliye Vekili, şimdi Millet Partisi Umumi Kâtibi Hilmi Uran’a, Üstad Hazretlerinin, gönderdiği istidadadır, Evvelâ: Yirmi sene Hükûmete müracaat etmeyen ve onlarla konuşmayan bir adamı, iki saat dinlemesi lâzım geldiğine; Sâniyen: Şimdi eğer Kur’an’a ve Hakaik-i imaniyeye sahib çıkılarak Âlem-i İslâm’ın uhuvveti ve muhabbeti elde edilmezse, Türk Milleti’nin anarşiliğe mağlub olup, parça parça olmasına ve şark-ı şimaliden çıkan ejdarhanın istilasına sebebiyet verileceğine; hem üç dört şahsın inkilâb namında yaptıkları haseneleri onlara verip, kusurlar millete verilse, milyonlar şehid veren bu kahraman milletin şerefine büyük bir leke ve zarar ve zulüm olacağına; Sâlisen: Bu millet dinine, imanına, an’anelerine bağlı olup bağlı olanları başında istediğine; Râbian: Risale-i Nur bu memlekete girmek isteyen dehşetli dinsizlik ceryanlarını durdurduğu ve sedd-i Zülkarneyn olup binlerce gencin imanının kurtuluşuna vesile olduğunu izah eder. Hâşiye: Dahiliye vekili Hilmi Uran zamanında Üstada edilen işkence ve eziyet dolayısıyla, şahsına beddua etmek istediğinde, Hilmi isminde bir talebesinin ismini taşıması sebebiyle beddua etmediğine; hem yirmi seneden beri hiç kimseye müracaat etmeyen Üstadımız, bir sene evvel yazdığı bu istida’nın, bir suretini Afyon Emniyet Müdürüne göndermesine binaen, Müdürün bu istida dolayısıyla, Üstadımızı “Senin yazın böyle değil” deyip beş defa karakola çağırmaları ve eziyet etmeleri Üstadımızın yirmi senedir sükut etmekte haklı olduğunu göstermektedir.

168. Mektub Sayfa 221

Dahiliye Vekili ile hasbihalden bir parça… Üstada Afyon Valisini ve Emirdağ zabıtasını musallat edip on vecihle kanunsuz bir gadre ve tazyike hedef edip haps-i münferid azabını çektirmelerine mukabil Üstad’ın memlekete yaptığı hizmetleri kısmen beyan ettiği bir mektubudur. (143’deki hasbihalle tek farkı “sako” yerine “palto”, “hem” yerine “ve” demesidir.)

169. Mektub Sayfa 222

Üstad Hazretlerini, iki miralay (ikisi de Jandarma kumandanı) ve parti müfettişi bir meb’us ziyaret ettiğine; hem Üstada dost olmalarına; hem o meb’usun Hilmi Uran’la görüşmesinden sonra Hilmi Uran’ın Üstadla dostane görüşmek istemesine binaen Üstadımız, daha evvel Dahiliye Vekiline yazılan hasbihalden bir parçayı o gelmeden evvel elden ona gönderdiğine; hem Nurcu, dost ve mütedeyyin bir kaymakamın atandığına dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

170. Mektub Sayfa 222

Avrupa’da üç devletin, Kur’an’ın büyüklüğünü kabul etmesi, Zülfikar çıkarsa dahilde ve hariçte fütuhat olacağı hükmünü tasdik ettiğine; hem bu gibi havadisler bizlere ve âlem-i İslâm’a büyük bir müjde ve avam-ı ehl-i imana büyük bir kuvve-i maneviye temin ettiğine; hem Yirmidokuzuncu Mektub’da neşredilen rumuzat-ı Kur’aniye ve tevafukat-ı Nuriyeye’ye dair bahislerin mahkemeleri ve ehl-i vukufu susturmakla vazifelerini yapmalarından ve şimdi herkes ona muhtaç olmamasından dolayı Yirmidokuzuncu Mektub’un içinden çıkarılmasına dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

171. Mektub Sayfa 223

Mu’cizeli Kur’an’ın fotoğrafla tab’ına çalışılacağına dair bir pusuladır.

172. Mektub Sayfa 223

Zülfikar ve Asâ-yı Musa’yı Amerika’ya göndermek isteyen dosta hitaben Üstadımız, sefirlerin kafası siyasetle meşgul olduğundan tam takdir edemeyeceklerine ve Risale-i Nur’un siyasetle alâkası olmayıp müşterileri aramadığından, bu memleketteki en küçük havadisi merakla takib eden Amerika’nın Risale-i Nuru arıyacağına dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

173. Mektub Sayfa 223

Medreset-üz Zehra’nın erkânlarının, tesanüd ve ittihadlarının kerametiyle Zülfikar’ın muhtaçların eline ulaştığına; hem Re’fet Abinin mektubunda ismi geçen masumların üç ayda Kur’an’ı öğrenip hatmettiklerine; hem Santral Sabrin Abinin mektubunda Üstad yerine kendi vefatını istediğine; hem Barla ve Cire’de yapılan Nur hizmetlerini takdir ve oralarda çalışan talebelerinden Sıddık Süleyman, Şükrü, Süleyman, Osman Çavuş gibi Abileri tebrik ettiğine; hem Mehmed Feyzi Abinin lügatname yapması ve Asâ-yı Musa’nın sonuna eklenmesini Üstadımızın tasvib ve tahsin ettiğine; hem Mehmed Feyzi Abinin Kastamonu’yu sofi meşreb bir me’mur ve siyasi tüccar bir hocanın nüfuzundan kurtaramadığına; hem Zehralar, Hacerler, Lütfiyeler, Ulviyeler, Necmiyeler nur hizmetinde Köylerde bulunan Hilmi, Sadık ve Ahmed Kureyşî Abilere bedel Mehmed Feyzi Abiye arkadaş olduklarına; hem Zehra Hanımın Medreset-üz Zehra’nın kâğıd masrafına iki yüz lira verdiğine; hem Kastamonu’dan Hâfız İhsan, Hilmi Bey ve Emin Abinin mektublarına Üstadın cevabına; hem Safranbolu, Karabük ve Eflani’de yapılan Nur hizmetlerini takdir ve oralarda çalışan Ahmed Fuad, Mustafa Osman, Mustafa Sungur, Hıfzı ve Rahmi Abileri tebrik ettiğine; hem Mustafa Sungur Abinin “Meyve”nin Onbirinci Mes’elesi Hatimesi ile ve Rahmi Abinin Gençlik Rehberi’ni eski harfle güzelce yazmalarından Üstadımızın memnun olduğuna dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

174. Mektub Sayfa 226

Sandıklı Alamescid Köy İmamı İbrahim Edhem Abinin hocaları nurlara davet eden ve korkak hocaları tokatlıyan mektubunun Lâhikalara girmesine; hem Denizli Otelinde iken mahdumuyla hizmet eden Ekmekçi Mustafa’ya Üstadımızın selâm gönderdiğine dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

175. Mektub Sayfa 227

Risale-i Nur’un öyle kuvvetli ve sarsılmaz istinad noktaları ve öyle parlak ve keskin hüccetleri var ki; şakirdlerinin ziyade şevkine medar olmak için Üstada vermek istedikleri manevi makam ve kemalât ihtiyaç bıramadığına; hem şahsî makam ve kemalatlar çürütülebildiğine; hem şahsın kendini makam ve kemalat sahibi bilmesi olmadığına delil olacağından Üstadımızın kabul etmediğine; hem dünya cihetinde hakaik-i imaniyenin neşrindeki vazifedar şahısların velâyet makamını istemelerinin ihlas ve mahviyete münafî olacağına; hem bazı enaniyetli hocaların Üstadı tenkid etmeleri menbaını Hakaik-i Kur’aniyeden alan Nurların daha ziyade fütuhatına vesile olduğuna dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

176. Mektub Sayfa 228

Alamescid Köyü Hocası İbrahim Edhem’in mektubunda bahsi geçen çocukların ömürlerin Üstada vermek istemelerine; hem Hacı Hâfızın mahdumu, Hâfız Mehmed’in hıfza çalışan mahdumuna; hem yazdığı fıkrada “Nurla iştigalin, ölümden başka her belâya, hastalıklara ilâç olduğu gibi, dehşetli ölümü de cennetin kapısı gösterip ehl-i imanı heyecanla şevke getirdiğinden”bahsettiğine; Mustafa Yıldız Abinin mektubunda bahsettiği hüdhüd kuşlarının vaziyeti Sikke-i Gaybiye’nin fütuhatını alkışladığına dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

177. Mektub Sayfa 229

Risale-i Nur’un te’lifi zamanında hissiyat-ı nefsaniyenin hükmetmediğine emare rabıta-i mevtin kuvvetli tezahür ettiği Arabî Münacat ile Eski harb-i umumîde daima şehid olmağa muntazıran yazılan İşarat-ül İ’caz tefsiri olduğuna dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

178. Mektub Sayfa 229

Barlalı Abilerin, Barla’nın birinci medrese-i Nuriye olduğunu hissetmeğe başlamalarına emare olarak Hâfız Ahmed Abinin damadı Berber Mehmed ile Mustafa Çavuş Abinin madumu Ahmed Abinin Barla namına Üstadı ziyaret etmelerine; hem eskiden “Onuncu Sözü” bastıran Hacı Bekir Abinin, Barla’da Üstadın oturduğu odayı, muhafaza edip masrafını deruhte ile Nur şakirdlerine misafirhane yapmak teşebbüsüne; hem Nur Santralı Hoca Sabri Abinin mektubunu aldığına dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

179. Mektub Sayfa 229

İki haricî, iki dâhilî dört cereyanın, herbiri bir maksada göre Nurculara ilişerek yüzlerini dünyaya ve siyasete çevirmek istemelerinden kuraklık başladığı gibi mu’cizatlı Kur’an’ın gelmesi ve Afyon Emniyet Müdürü’nün takdir ile Zülfikar’ı okuması ve İsmail namında üç ehemmiyetli memurun, aynı vakitte Nurlara tam şakird ve naşir olmaları yağmura vesile olduğuna dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

180. Mektub Sayfa 230

Sure-i Fil’in, fil ashabına ebabil kuşlarının attığı taşları haber verdiği gibi dünya ashabının başlarına da tayyarelerden bombalar yağdırılacağını 1360 sene evvel mu’-cizane işaret ettiğine; hem pür-şer beşer, şirkten şükre girmezse ve Kur’ana tarziye vermezse, melaike elleriyle de ahcar-ı semaviye dinsizlerin başlarına yağacağının bir emaresi olarak Rusya’nın Viladivostak ormanlarına yirmibeş metre uzunluğunda on metre boyunda taşlar düştüğüne; hem bu taşların semavât ehlinin hiddetine bir işaret olup dinsizlerin başına geldiğine dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

181. Mektub Sayfa 231

Üstadımızın evvelce olan bir arzusuna binaen alınmasını istediği otomobilin, Tahirî, Sabri, Salahaddin, Mehmed ve Mustafa Abilerin iştiraki ile alındığına; hem otomobili kabul etmesine binaen o gece manevî bir ihtar ile bir itab ve itiraz gördüğüne; hem gördüğü manevî itabın üç sebebini başka bir vakitte izah edileceğine; hem gelebilecek manevi bir tokattan çekinerek otomobili en çok parayı verenin yanında kalması için geri göndereceğine dair Üstadımızın şuhur-u selâsede Abilere yazdığı bir mektubudur.

182. Mektub Sayfa 233

Bir taarruz hâdisesiyle, emniyetin Zülfikar, Asâ-yı Musa ve teksir makinasını almaları üzerine, Hilmi Uran, Ahmed Hamdi, Yusuf Ziya gibi bazı şahıslara müracaat edilmesi için, Üstadın Ankara’ya birisinin gitmesini istemesine; hem Zülfikar ve Asâ-yı Musa Kur’an’ın iki keskin kılıncı olup şimalden gelen dinsizlik cereyanına mukabele edebileceğine; hem hükûmetin dine musamahakâr olduğuna ve Hindistan’ın bu hükûmetten iki milyon liralık Kur’an-ı Kerim istediğine; hem bu taarruzun keyfi bir zulüm olduğuna ve mecbur kalınırsa hakklarını tam müdafaa edebileceğine dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

183. Mektub Sayfa 234

Dost olan Isparta adliyesinin Nurlara ilişmesinden dolayı Üstadın gücenmediğine; hem bu hadise onların Nurları tedkik ve okumalarına vesile olduğu için istifadelerine medar olacağına; hem Üstadın onların, iman-ı kâmil kazanması ve hüsn-ü hâtimesi ve Nurlardan istifadesi için dua ettiğine dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

184. Mektub Sayfa 234

Minnetsiz olarak alınan ve lüzumu bulunan otomobilin kabul edilmemesi, muteriz hocalara ve siyasilere, Risale-i Nur’un yüksek hakikatı, dünyanın hiç bir menfaatına tenezzül edip âlet olmadığını kat’i bir surette isbat ettiğine; hem otomobil satıldıktan gönderilen üç bin liranın kabul edilmemesi ile dost memurların itimadını kazandırdığına dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

185. Mektub Sayfa 235

Zülfikar ve Asâ-yı Musa’nın hususan resmî dairelerde fütuhatına kat’i bir emare olarak Mi’raç gecesinde yağmurun geldiğine; hem Mi’raç gecesinde Üstadın sıhhat ve âfiyeti için edilen duaların makbul olduğuna; hem Re’fet Bey’in Ankara seyahatiyle Nur hizmetine muvaffak olduğuna; hem Zülfikar ve Asâ-yı Musa’yı Diyanet Riyasetinin müntesiblerinin müdafaa edeceklerine söz verdiklerine dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

186. Mektub Sayfa 236

Müteahhid İsmail Efendinin Hilmi Efendi ile görüştüğüne; hem Re’fet Ağabeyin, Diyanet İşleri Dairesine gidip Diyanet Reisini, Hasan Hüsnü Erdemi ve Yusuf Ziyayı görerek, Nurlara yapılan taarruzun kanunsuz olduğunu, bunlara son verilmesi lâzım, geldiğini izah ettiğine; hem Mehmed Efendinin de Erzurum Mebu’su Vehbi Paşayı görüştüğünde Vehbi Paşa’nın dahiliye vekiliyle bu hususta görüşeceğini söylediğine dair Re’fet Ağabeyin Ankara seyahati sonrası Üstad Hazretlerine yazdığı mektubudur.

187. Mektub Sayfa 237

Baharda çiçeklerin tebessümkârane tesbihat edip, lisan-ı hal ile Sâni’-i Zülcelallerinin san’atını takdir edip alkışlıyorlar olmalarını hakkalyakîn derecede hisseden Üstadımızın nefsi, fanide bâki zevki aramak istemesine karşı, Üstadımızın hissiyat ve damarlarına da sirayet eden îman nuru, toprak perdesi altındaki bâki âlemlerdeki, hakiki ve daimi ve manevî çiçekleri seyretmenin daha ziyade sevilmeye ve iştiyaka lâyık olduğu ihtar ettiğine dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur. Hâşiyesinde Nur’un fütühatı, ordunun kısmen şapkayı çıkarması ve Kur’an Mekteblerinin resmen açılması şaşaalı bir baharı netice verdiğinden bahsetmektedir.

188. Mektub Sayfa 238

Yeni harflerde noksanlar olmasından Kur’an’ın yeni harfle okunmaması gerektiğine; hem kısa dünya hayatına çalışmaktan ziyade bakî âhiret hayatı için çalışmak gerektiğine; hem Kur’an’ın âhiretteki faidelerini niyet ederek okumakla umum şakirdlerin duasına hissedar olunacağına dair Üstadımızın masum şakirdlere yazdığı mektubudur.

189. Mektub Sayfa 238

Re’fet Bey’in Nur hizmeti için İstanbul’a gittiğine; hem Asâ-yı Musa ve Zülfikar’ın, daha evvel yazılan bir mektubla beraber Ravza-i Mutahhara’ya, Câmi-ül Ezher’e ve Şam-ı Şerîf’e gönderileceğine; hem Üstadın, umumun dua ve kazancına ihtiyaç duymasının iki sebebine; birincisi umumun duasıyla sıhhat bulup çalışabileceğine, ikincisi kendisinden beklenen iktidar ve neticelere, muvaffak olmak için cem’ siygasiyle Nur Talebelerine dua ettiğine; hem Tahirî Abinin makine ve kâğıt almak için İstanbul’a gitmesi Nur’un fütuhatı olup Talebelerin sarsılmadığını gösterdiğine dair Leyle-i Berat münasebetiyle Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

190. Mektub Sayfa 240

Zülfikar ve Asâ-yı Musa’yı Ravza-i Mutahhara civarındaki ülemaya göndermeyi münasib gören Abilerin kitabları teslim ederken yazacakları mektubun içeriğine dair Üstadımızın tavsiyelerini ileten Tahirî, Hayri, Mustafa, Sadık, Osman, Hüsrev, Tahir Abilerin, kitabları teslim edecek Abilere yazdıkları mektubdur. Üstad, kitabları tashih ve ulemaya bağlılığını ifade etmek maksadıyla göndermektedir.

191. Mektub Sayfa 241

İsveç, Norveç, Finlandiya’nın mekteblerinde Kur’an’ı en büyük halâskâr bir kitab olarak kabul ettiklerine; hem şimalin pek uzun günlerinde nasıl oruc tutacakları hakkında Cami-ül Ezher’e, sual sorduklarına; hem dünyanın hakiki mahiyeti anlaşıldıktan sonra beşeriyet için tesellinin yalnız Kur’an’da olduğunun anlaşıldığına dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

192. Mektub Sayfa 241

Nur’un mesleği, hakikat ve Sünnet-i Seniye ve feraize dikkat ve büyük günahlardan çekinmek esas olduğundan tarîkata ikinci, üçüncü derecede baktığına; hem Aleviler içinde Kadirî, Şazeli Rüfa-i tarikatlarının bir hülâsası olarak Sünnet-i Seniye dairesinde, Hulefa-i Raşidin ve Aşere-i Mübeşşereye ilişmemek suretinde bir tarikat dersi vermeyi düşünen Binbaşı Galip Beyin düşüncesinin üç dört faidesine dair Üstadımızın Sabri Abiye yazdığı mektubudur. Birinci faide; Alevîleri fena cereyanlara kaptırmamak, ikinci faide; tarîkat namıyla ehl-i sünnet dairsine çekmek, üçüncü faide; fıtrî fedakârlıklarından istifade etmek isteyen siyasilere mani olmaktır. Bununla beraber bu zaman imanı kurtarmak zamanı olup Nur dairesi hakikat mesleğinde gidip tarîkatların faidesini temin etmektedir.

193. Mektub Sayfa 242

Safranbolu’dan Hıfzı Abinin refikası ve masumları Yılmaz ve Hüsnü’nün yazdıkları tebriklerini kabul ettiğine; hem Eflani’de Nur hizmetine gayretle çalışan, Mustafa Osman’ı ve iki namdaşı Mustafa Sungur ve Mustafa Oruc’u takdir ve tebrik ettiğine; hem Safranbolu Hasan Feyzi’si olan Ahmed Fuad’a vesair mektublarında isimleri bulunanlara selâm ve dua ettiğine dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

194. Mektub Sayfa 243

Yeni çıkan Sıracünnur’un geniş daire-i Nuriyede merakla okunacağına; hem Kastamonu Hüsrev’i Mehmed Feyzi’nin ve Karabük’te Mustafa Osman’ın ve Eflani’deki şakirdlerin Nura hizmetini tebrik ettiğine; hem Sıracünnur’un tashihi bir cihetle ibadet olduğu gibi ayn-ı marifetullah, zikrullah, huzur-u kalbî ve muhabbet-i imaniye olmasından noksan bıraktığı virdlerin yerini tam dolduracağına dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

195. Mektub Sayfa 243

Ehl-i dünya, Üstadımızın zaif damarlarını bularak mağlub etmek istemelerine karşı muvaffak olamayıp mağlub olduklarına; hem bu damarların neler olduğunun bilinmesi talebelere faide vereceğine dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur. İnsanların zaif damarları; Hastalık, korku, derd-i maişet, tama’, şân-ü şeref ve maddî, manevî rütbe kazanmak iştiyakıdır. Üstadımız makbul ve herkesin kazanmağa müştak olduğu manevi makam ve velayet mertebelerini Nur hizmetinin haricinde aramamakla ehl-i dünyayaya mağlub olmamıştır.

196. Mektub Sayfa 245

Nurcuların Leyle-i Kadr’i, aşr-i âhir-i Ramazan’da hususan tek gecelerde aramalarına; hem Hüsrev, Tahirî ve o sistemde biri Abiyi sulh mahkemesine verilmesinin inşâallah hayırlara vesile olacağına; hem Eski Said’in sergüzeşt-i hayatında, üç cebbar kumandana karşı tezahür eden üç harika vakıanın, ileride zuhur edecek Risale-i Nur’un kerameti olduğunu, Üstadın yanına gelen resmî me’murlara naklettiğine; hem Yakub Cemal’in Denizli şakirdleri namına tebrikine ve havadisine Üstadımızın memnun olduğuna; hem Küçük Ali Abinin Lemaat’taki muvaffakıyetine, hem masum mahdumu Nur Mehmed’in hâfızlığına bin mâşâallah dediğine dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur. Üstadın hayatındaki üç harika vakıadan birincisi Divan-ı Harb-i Örfi kumandanı Hurşit paşadan, ikincisi, İstanbulda İngilizlerin Başkumandanından, üçüncüsü Mustafa Kemal’den korkmaması ve onların ondan çekinip geri çekilmeleridir. Yakub Cemal Abinin havadisi; İngiliz Devleti’nin payitahtında hatiblerin kürsülerinden “İngiltere’nin İslâmiyet’i kabul etmesi gerektiğine” dair beyanatlarıdır.

197. Mektub Sayfa 247

Üstadımızın şiddetli hasta olduğu halde, cismine ehemmiyet vermemek için, sevdiği doktorlara ve ilâclara müracaat etmediğine; hem harb-i umumiyi merak edip sormadığına, hem siyasete ve dünyaya meyil uyanmamak için gazetelere bakmadığına, hem maişeti için kimseden yardım istemediğine, hem istirahatı için hükümete müracaat etmediğine; hem millet ve vatana hizmet için derdlerine deva bulduğu hakaik-i imaniyeyi kaleme alarak neşrine çalıştığına; hem bu hizmetin kendinden sonra hükûmet erkanı ve Ahmed Hamdi gibi zatlar tarafından sahib çıkılacağını ümid ettiğine dair Üstadımızın Abilere kendi hakkında denilmesi için yazdığı mektubudur.

198. Mektub Sayfa 247

Nev’-i beşerin maşuk-u mecazîsi olan hayat-ı dünyeviyenin, çirkin ve geçici olduğu hadisatlarla umuma görülmesinden fıtraten hayat-ı bâkiyeyi arayan nev’-i beşer, Kur’an-ı Mu’ciz-ül Beyan’ın hakikatlerini anladıktan sonra bütün ruh u canlarıyla Kur’an’a sarılacaklarına; hem Risale-i Nur, Kur’an’ın elinde bir elmas kılınç hükmünde, ruhu, kalbi, hissiyatı tam tenvir ederek gafleti dağıtıp Nur-u Tevhidi göstermesiyle muannid düşmanlarını teslime mecbur ettiğine; hem resmen hususi dershaneler açılmasına izin verilmesine binaen her yerde küçük bir dershane-i Nuriye açılması lâzım geldiğine; hem iman hakikatlarının izahı olduğu için tahsili, ilim, marifet ve, ibadet olduğuna; hem eski medreselerde beş on senede elde edilen neticeyi Nur medreseleri, beş on haftada temin ettiğine; hem hükümetin geçen günahlara keffaret ve gelecek müdhiş belâlara ve anarşistliğe sed olabilmesi için Risale-i Nur’un neşrine çalışması lâzım geldiğine; hem Tahirî ve Hâfız Ali Abinin fotoğrafla tab’ına muvaffak oldukları Hizb-ül Ekber-i Kur’aniyeyi okumakla yorgunluklarının gittiğine ve Hizb-ül Ekber-i Kur’aniye gibi, Mu’cizatlı Kur’an’ın tab’ını arzu ettiğine dair Üstadımızın Abilere yazdığı Leyle-i Kadir’de ihtar edilen bir mes’ele-i mühimme başlıklı mektubudur.

199. Mektub Sayfa 250

Ankara’nın emri ile Nur kitablarının geri verilmesi bir fal-ı hayır olduğuna; hem Alil Ali Osman’ın hizmet-i Nuriyelerini tebrik ettiğine dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

200. Mektub Sayfa 250

Eflani, Safranbolu, Kastamonu, İnebolu, Daday ve Aras’taki Abiler namına Üstada, küçük bir Said olarak bayram tebriki yazan Mustafa Sungur’u tebrik ettiğine; hem Muharrem’i Tavas’a; Mustafa Osman’ı Karabük’e; Re’fet’i İstanbul’a gönderen münafıkların tesanüdü kırma planı akim kalıp Nurların neşrine vesile olduğuna; hem girilen hapishaneler birer Medrese-i Nuriye haline gelmesinden dolayı, Nur Talebelerinin hapishaneye girmelerini üç mahkemenin istemeyip, beraat kararı vermelerinin Risale-i Nurun kerameti olduğuna dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

201. Mektub Sayfa 251

Isparta emniyetinin bir derece müsaadekâr davranmakla beraber ihtiyat tavsiyesi hayır olduğuna; hem Dadaydan gelen bayram tebrikine; hem İstanbul’a giden Re’fet Abinin, kendi sisteminde Abdül’ehad hocayı Nur dairesine kazandırdığını; hem masum çocukların hiss-i kabl-el vuku’ ile ileride Risale-i Nur ile saadeti bulacaklarını hissetmelerinden dolayı Üstada karşı alâka gösterdiklerine dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

202. Mektub Sayfa 253

Hüve Nüktesi, meslek-i imanîyenin hadsiz derece kolay ve vücub derecesinde sühuletli bulunmasının ve şirk ve dalaletin mesleğinde hadsiz derecede müşkilâtlı, mümteni’ binler muhal bulunduğunun gayet kısa bir işaretle beyanıdır.

هُوَ nin lafzında, havasında birtek zerrenin muntazam birtek vazifesi kadar kolayca, hadsiz küllî vazifelerini Hâlıkının izniyle ve kuvvetiyle ve Hâlıka intisab ve istinad ile ve Sâni’inin cilve-i kudreti ile bir anda şimşek sür’atinde ve هُوَ telaffuzu ve havanın temevvücü sühuletinde yapılmasından gelen bir lem’a-yı vâhidiyet vardır.

هُوَ nin manasında ve işaretinde gayet nuranî bir cilve-i ehadiyet ve çok kuvvetli bir hüccet-i tevhid bulunur.

Havanın maddî cihetindeki vazifeleri: asvat, elektrik, cazibe, dafia, ziya gibi sair letaifin nakli ve bütün nebatat ve hayvanata teneffüs ve telkîh gibi hayata lüzumu bulunan levazımatı kemal-i intizam ile yetiştirmektir.

Havanın manevî cihetindeki vazifeleri: âlem-i misal ve âlem-i manaya suret ve manaların naklidir.

203. Mektub Sayfa 256

Perde altında Nur’un fevkalâde fütuhatının devam ettiğine; hem serbestiyet verilmemesinin sebebi, Nurun fevkalâde kuvvetinden korktuklarından resmen intişarından telaş ettiklerine dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

204. Mektub Sayfa 256

Dâr-ül Hikmet’ten kalma doksan banknotu Siracünnur ve Sikke-i Gaybiye’nin tab’ masrafında kullanılmak üzere Üstadımızın gönderdiğine; hem Şam’a gönderilen Asâ-yı Musa ve Zülfikar oradaki ulemaca tedkik edilerek beğenilmesi ve tab’etmek istemelerine karşı, şimdi zamanı olmadığına; hem hacılar vasıtasıyla mecmuaların gönderilememesinin hikmetli olduğuna; hem İttihad-ı İslâm siyasetine âlet olup Nurların kıymetinin anlaşılmasına mani olmamak ihtimaline ve talebelerinin imtiyaz kazanmakla gösteriş gibi haletin olmamak cihetiyle, Kader-i İlahî Nur şakirdlerini tam ihlasın muhafazası için şimdilik müsaade etmediğine; hem Hüve Nüktesi’nin tashihine ve Na’büdü bahsiyle birlikte Sikke-i Gaybiye içine girmesine dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

205. Mektub Sayfa 258

Şemseddin Yeşil ve bazı müelliflerin kitablarında Nurlardan parçaları, kendi namlarına neşretmelerine razı olduğuna; hem resmî makamları bulunanların kendi eserlerinin revacı için Nurların neşrini men’ etmelerine, Nurların bir nev’i ilanatı hükmüne geçmesinden dolayı razı olduğuna; hem Nurların temellük edilemediğine her girdiği yerde kendini gösterdiğine; hem Isparta’dan hacca gidenleri tebrik ettiğine dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

206. Mektub Sayfa 259

Rehberin hakikî fiatı hiç olmazsa on adama okutmak olduğuna; hem Adliyedeki resmî adamlar tarafından Nurların okunmasıyla fütuhatın ziyadeleşeceğine; hem Karadeniz sahillerindeki hem de alamesciddeki Nurculardan gelen Nur’lu faaliyetleri hakkındaki mektublarına Üstadın verdiği cevab ve tebrikine dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

207. Mektub Sayfa 260

Hizb-i Kur’aniye ve Hizb-i Nuriye’yi fotoğrafla tab’eden matbaacı Aziz’in Mu’cizeli Kur’anı gördükten sonra onu da tab’ etmek istediğine dair yazılan bir pusuladır.

208. Mektub Sayfa 260

Nur mecmualarını naşirlerden alabilmek için gömlek, tencere gibi zaruri eşyalarını sattığına dair Üstadın yazdığı fıkrasıdır.

209. Mektub Sayfa 261

Nurlara zarar vermek isteyen bir adamı Ceylan Abinin dört gülle ile yüzünden yaralaması hadisesinde, Nur’un iki kerameti göründüğüne dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur. Birinci keramet-i Nuriye vurulan adamın şikayetçi olmaması ve vuranı söylememesi, ikincisi daha evvel Nurları okuyan vurulan adamın ölmeyip iyileşmesidir.

210. Mektub Sayfa 262

Hüve nüktesinin âhirinde yazılacak bu parçada; kuvve-i hâfıza ve kuvve-i hayaliyede hâdisat-ı beşeriyenin kaydedildiği gibi, hava sahifesinde nihayetsiz fotoğraf makinaları bulunup dünya maceralarını âlem-i misal ve levh-i mahfuza kaydedilmesine vesile olduğu Üstadımız tarafından izah edilmektedir.

211. Mektub Sayfa 262

İnayet-i İlâhi ile bir taharriden kurtulup kitab ve mektubların mahfuz kaldığına; hem taharriye sebeb verecek hadise yüzünden Üstada gelen teessürat ve sıkıntının, Cenab-ı Hakk’ın ertesi gün bazı Nurcuları göndermesi ve Molla Hamza’dan haber alması ile izale olduğuna dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

212. Mektub Sayfa 263

Üstadımız, macera-yı hayatının şehadetiyle ilmin izzetini muhafaza etmek ve günahlı zevklerin akibeti elemler olmasından dolayı gayr-ı meşru hevesattan vazgeçtiği; hem kudsî hizmet-i imaniye, onun nefsini bütün hevesatından vazgeçirip hizmetteki manevî zevk ona kâfi geldiği; hem bütün tarih-i hayatının şehadetiyle hediyeleri kabul etmeyip hizmetin selâmeti için maddî ve içtimaî ve siyasî bütün ezvakı ve merakı terkedip ehl-i garazın bütün tehdidlerine beş para ehemmiyet vermediği halde, resmî bir me’murun çirkin bir iftirasına ma’ruz kaldığına; hem iftirayı yapan memurun plânları akim kalıp başka yere gittiğine; hem Hatib Mehmed Tevfik’in, rü’yasının mübarekiyetine; hem Mehmed Feyzi Abinin Nurun fütuhatını müjdeleyen mektubunu aldığına dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

213. Mektub Sayfa 265

“Âhirzamanda gelen Âl-i Beyt’in büyük mürşidi seni zannediyorlar ve ısrar ediyorlar sen kabul etmiyorsun, onlarda bir hakikat ve hüccet var, sende bir hakikat ve hikmete binaen kabul etmiyorsun bunun hallini istiyoruz” diye sorulan suale Üstadın iki cihette yaptığı tabir ve tevile dair Abilere yazdığı mektubudur. Üstadımız Âhirzamanda gelecek Zâtın üç vazifesinin neler olduğuna ve hakikat noktasında en birinci vazife iman olmakla beraber diğer ikinci üçüncü derecedeki şeriat ve hayata dair hizmetlerin daha şaşaalı görünmesiyle vazifeler birbiriyle iltibas ediliyor. Hem üç vazifenin birden bir tek zât tarafından yapılmasını beklemekle hataya düşülüyor.

214. Mektub Sayfa 268

Âlem-i İslâmda büyük memleketlerin istiklâliyetlerini alarak Arab birliği ile İslâm birliğini birleştirmelerine; hem dârül fünun binasının alnındaki Kur’an hattına müsaade edilmesi, Üniversitenin ileride bir Nur Medresesi olacağına emare olduğuna; hem Bismark ve Karlayl’ın Kur’an’a şehadetleri ecnebide bunların çok emsali çıkacağına emare olduğuna; hem Bürhan, Hıfzı ve Ali Osman ismindeki üç berberin çocukları ile Nura hizmetlerinden mesrur olduğuna dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

215. Mektub Sayfa 269

Ceza alan üç şakirdi melaikeler, ruhaniler ve istikbalde nesl-i âtînin alkışladığına; hem Hrıstiyan iken Prens Bismark’ın Kur’an’ı takdir ettiği ve şimaldeki dehşetli hükûmetin dahi Kur’ana tarafdar çıkmakla siyasî propaganda yaptığı bir zamanda Kur’an’ın hakikatlarını Zülfikar ve Asâ-yı Musa gibi hârika risalelerle neşre çalışan talebelere ehl-i dalaletin hücum etmesi değil yalnız ehl-i hakikat insanları, belki ruhanîleri, belki melekleri de ağlatığına; hem muhtelif yerlerdeki Nurcuların faaliyetlerini tebrik ettiğine; hem Gençlik Rehberi’nin fiyatının bir veya bir buçuk banknottan aşağı olmamasına; hem Hüsrev Abinin Dördüncü Söz’e başladığına dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

216. Mektub Sayfa 272

Risale-i Nur hiç bir şeye âlet olmayıp maksadı rıza-yı İlahi dairesinde îman hakikatlarını ders vermek olduğundan tarafgirlik hissiyatına bina edilen hususan siyaset gibi cereyanlarla ihlâsı muhafaza etmek için alâkadar olmadığına; hem Üstadımızın da Nurlardaki ihlâsa zarar gelmemek için istirahatı için siyasete temas etmediğine; hem Nur’un ihlasına dünya menfaati girmemesi için sadaka ve yardımları kabul etmediğine; hem Nur’un mesleğine muhalif olarak maddî ve manevî menfaat için tarafgirâne mubaheseye Mustafa Oruç Abi gibi girilmemesi gerektiğine; hem dost ve hemşehri bir zâtın gönderdiği gazeteleri dünya ile alâkasını kestiği için okumadığına dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

217. Mektub Sayfa 273

Ahmed Feyzi’nin, Âyet ve Hadîslerden manâ ve cîfir muvafakatları ile, Nur’un şahs-ı manevisini ve mümessilini pek kuvvetli isbat eden üç senelik çalışma mahsulü olan tahkikatının Tılsımlar Mecmuası’nın zeyli veya Lem’alar mecmuasına Risale-i Nur’un hakkaniyetine bir hüccet olarak yazılmasına; hem Ahmed Feyzi Abinin çoluk ve çocuğuna dua ettiğine dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

218. Mektub Sayfa 274

Üstadımızın erzak ve elbiselerini satarak Lem’alar’ mecmuasının fiatı olarak gönderdiğine dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

219. Mektub Sayfa 274

Risale-i Nur’un Haremeyn-i Şerifeyn’ce makbuliyetini gösteren bir emare olarak gönderilen Zülfikar, Asâ-yı Musa ve Sıracünnurun selâmetle gittiğine; hem risaleleri götüren Keşmirli meşhur âlimin risaleleri, Hindistan ulemasına da göndereceğine; hem Câmi-ül Ezher’e gidecek üç mecmuadan Zülfikarın gidememesinin hikmeti kolera hastalığı sebebiyle layık olduğu takdiri göremeyecek olmasından geri kaldığına dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

220. Mektub Sayfa 275

Risaleleri Hindçe’ye tercüme edip Hind’e göndereceğine teminat veren meşhur âlim Ahmed Ali Şimşirî’nin Mekke-i Mükerreme’deki adresine; hem evhamla habbeyi kubbe yaparak, Dahiliye Vekilinin emri ile Afyon Valisi ve Emniyet Müdürü gece Emirdağ’ına gelerek Üstadın evinin kapı kilidini kırıp sabahleyin baskın yaparak ve Üstadın gezdiği yerleri beş tayyare ile takib ederek Üstada eziyet verdiklerine; hem Isparta hükûmetinin onda bir derecesinde verdiği eziyetlerine mukabil onlara hakkını helal ettiğine; hem bu hadisede kaderin adaleti ve inayet-i İlahiye cihetindeki hikmeti Kütahya ve adliyesini ve hükûmetini Risale-i Nur’la alâkadar etmek olduğuna dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

221. Mektub Sayfa 276

Afyon Valisi’nin Ankara’ya “Cem’iyetçilik, tarîkatçılık gibi mes’eleler olmayıp Said Nursî’nin sözü ile kendini feda edecek iki yüz bin Nurcu kardeşleri var” diye yazmasının Nur’da büyük bir hakikatın mevcudiyetini ilan hükmüne geçmesinden faydası olduğu gibi bazı Abileri etrafından kaçırmak ihtimaline binaen Üstada zararı olduğuna; hem Yusuf Ziya ve Diyanet Riyasetindeki hocalar Nurlardan bir takım isteyip zerre hakkında sual sormalarına dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

222. Mektub Sayfa 277

Sergüzeşt-i hayatının şehadetiyle millet ve vatana yaptığı hizmetlere rağmen Afyon Valisi’nin ve Emniyet Müdürü’nün Üstadı bir cani gibi evinin kilidini kırıp Arapça evrad ve îmanî levhalardan başka bir şey bulamadıkları halde yaptıkları baskının on vecihle kanunsuz olduğuna dair Üstadımızın Adliyenin şahs-ı manevisine ve Dahiliye Vekiline verdiği malümattır. Birincisi: Risaleler iki sene tedkik edilip, Üstad ve 75 talebesi beraat ettikleri halde, İkincisi: Münzevî yaşayıp siyasetten tamamen çekildiği halde, Üçüncüsü: Siyasete karışmamak için bir defa istirahatı için hükûmete müracaat etmediği halde, Dördüncüsü: Tarikatcılık ve Cemiyetcilikten iki mahkeme ile beraat ettiği halde, Beşincisi: Şefkat-ı îmaniye ile masumlara zarar gelmemek için emniyet ve asayişin manen muhafaza ettiği halde, Altıncısı: Medh-ü senadan şan ve şereften kaçtığı halde, Yedincisi: Âhireti ile meşgul olup Parti cereyanlarından kendine taraftar kazanmağa çalışmadığı ve Diyanet Riyaseti tarafından eserlerinin takdir edildiği halde; Sekizincisi: Türkleri sevdiği, salih bir Türk’ü bin fasık Kürd’e değişmediği ve milyonlarca Türk’e çok faidesi olduğu halde, Dokuzuncusu ve Onuncusunu siyasete temas etmemek için söylemediği halde yeniden evrak-ı muzırra gibi eserlerine el uzatmak kanuna ve adalete uymamaktadır.

223. Mektub Sayfa 282

Taarruzun evhamı yüzden bire indiğine; hem dört saat Üstadın ifadesini aldıklarına; hem Isparta Adliyesi iş’arıyla yardım ettiğine; hem müsadere edilen Kur’an’ı, tab’ etmek için Diyanet Riyasetinin muavenetini ümid ettiklerine; hem mahkemede sorulan “Ne ile yaşıyorsun”sualine verdiği cevaba dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

224. Mektub Sayfa 283

Sebatlarını ve elifler kerametini gösteren Yirmidokuzuncu Söz’ü yazmalarını tebrik ettiğine; hem Üstadın evine baskın yapılması ve dört saat ifade alınması sebebiyle belâların def’ine bir vesile olan Risale-i Nur hizmetinin tevakkuf etmesi iki milyon zarar veren maarif yangınına sebebiyet verdiğine; hem yangına dair parçayı postahane ile gönderemediklerine ve mahkemece hakiki vaziyetlerini merak ettiğine dair Üstadımızın Isparta’daki Abilere yazdığı mektubudur.

225. Mektub Sayfa 284

M. Kemal’e itiraz etmesi ve ona dost olmaması sebebeiyle kendisine garazkârane hücum edildiğine dair Üstadımızın Reisicumhur’a gönderdiği istidanın zeylidir. Üstadı onun dostluğundan vazgeçiren üç maddeden Birincisi: Hadis-i Şerif’in ihbar ettiği İslâmiyetin zararına çalışacak adam olduğunu ef’aliyle göstermesi, İkincisi: Cemaatın hayrını baştaki bir ferde ve o ferdin şerrini cemaata vererek haksızlık etmemesi; Üçüncüsü: Kur’an’ın bayraktarlığını yapan ordunun şerefini muhafaza etmek ve ordunun efradı adedince elde edilen hayırların küçülmeyip keffaret-üz zünub olması içindir.

226. Mektub Sayfa 285

Üstadın kıyafetine ilişmek istiyen Vâli Nevzat Tandoğanın intihar etmekle tokadını yediğine; hem Afyon Valisi cebren kıyafetine karışmak istemesine binaen küçük bir adliye me’murunun kanunu hatırlatarak ona karşı geldiğine; hem valinin Üstadı sıkmayan kaymakamın tebdiline çalıştığına; hem valinin Üstadın rahatsızlığı hakkında rapor veren doktorun raporunu bozdurduğuna dair Üstadımızın yazdığı parçadır.

227. Mektub Sayfa 286

Maarif dairesi ve Ankara, İzmir ve Adana’daki yangınları işiten Üstadımız teessür içinde iken mahkemede dört buçuk saat sual-cevaba maruz kalıp sıkıntı çektiği zamanda sabır ile tahammül ettiğine; Gençlik Rehberi’nin basılması ve intişarı ile, bir çok gençlerin Nurlarla ıslah olmalarını beğenmeyen Maarif dairesinin Nurlara ilişmek istemesi ve Gençlik Rehberi ile gençlerin nazarlarını dine çeviriyor diye ihbar etmesi zamanında Maarif dairesinin yanmasının sebebi, hocalardan ziyade mekteblilere itimat edip dayanmak isteyen Üstadımızın, Rehberin âhirinde “Nur dershaneleri açılmak münasibdir” cümlesini bahane ederek maarif dairesini aleyhe sevketmeleri olduğuna; hem Üstadı dört buçuk saat ayakta hasta haliyle ifadeye mecbur ettikleri mahkemede “hem bana, hem bu vatana yazık olur” cümlesini söylemesinden üç saniye sonra zelzele olması hem o günün gece veya gündüzünde, maarif dairesinin tamamen yanması bir tesadüf olmayıp Risale-i Nur hakikatlarının, bu hadiselerle milletin nazar-ı dikkatini Kur’an hakikatları olan Risale-i Nurlara çevirmek istendiğine; hem Nurlara ilişildiğinde muarızlara şefkat tokadı olduğu gibi, serbestiyet verildiğinde belâların def’ine vesile olduğuna dair Adliyenin şahs-ı manevîsine ve dâhiliye vekiline bera-yı malûmat Üstadımızın takdim ettiği ve Emirdağı’ndaki istintakta verdiği ifadenin haşiye ve lâhikasıdır.

228. Mektub Sayfa 288

Eğridir’de Asâ-yı Musa’yı mahkemeye veren adam, iki sene hapis cezası ile Hüsrev’e hiddet eden hâkimim istifaya mecbur olup refikasının ayrılmasıyla tokadını yemesi, hem hücum zamanında kışın şiddeti, hücumun durmasıyla ferahlaması, hem teveccüh-ü ammeyi kırmaya çalışan polislerin yedikleri tokatlar gibi çok nümuneler bir himayet ve inayet altında olduğumuzu ve bize ilişenlerin âhirette de dünyada da tokat yiyeceklerini gösterdiğine dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

Emirdağ Lâhikası 2 Fihristi

[Emirdağ Lâhikası-I ile bu Emirdağ Lâhikası-II arasında Nur Müellifi Üstadımız Hazretleri bazı talebeleriyle Afyon hapsine sevk ile, orada muhakeme edilmiş ve Afyon hapsinde kaldığı yirmi ay zarfında yazdıkları mektub ve müdafaaları Şualar’da ve kısmen Tarihçe-i Hayat’ta neşredilmiştir.]

1. Mektub Sayfa 6

Sadakat ve ihlas dairesinde neşr-i envâr eden vârislere ve Nurların bekçisi olan talebelere icazet-i ilmiye verdiğine dair Üstadımızın bayram tebriki münasebetiyle Abilere yazdığı mektubudur.

Afyon hapsinden sonra Emirdağı’nda yazılan mektublar

2. Mektub Sayfa 6

Nur’un Külliyatından bir takım isteyen Diyanet Reisi Ahmed Hamdi Efendi’ye Nurların serbestiyetine mümkün olduğu derecede çalışmasına ve Kur’an’ımızın basılmasına himmet ve sa’y etmesine kudsî bir ücret olarak kendisine verileceğine; hem vefatından sonra Ahmed Hamdi’nin Nurlara sahib çıkacağını düşündükçe ferahlandığına; hem Nurların serbestiyetine çalışacaklara me’haz olmak için mahkeme müdafaatını göderdiğine dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

3. Mektub Sayfa 7

Gelen hediyeleri kabul etmesine sebeb olan üç manidar ve garib hadiseden Birincisi; Bir takım Risale-i Nur’u isteyen Diyanet Riyaseti’ne risaleleri götürmek için Sungur Abinin gelmesi, İkincisi; Diyanet Riyaseti’ne gönderdiği aynı miktar risalenin Safranbolu, Eflani havalisi talebelerince hediye edilmesi, Üçüncüsü; Hediyeler odasına gelmeden evvel bir kuşun müjdeci olarak gelmesine ve Halil Abinin rü’yasında Sungur ve Mustafa Osman Abilerin geldiğini görmesine dair Üstadımızın Safranbolu, Eflani havalisi Nur şakirdlerine yazdığı mektubudur.

4. Mektub Sayfa 9

Diyanet Riyaseti Başkanı Ahmed Hamdi Efendi’ye Üstadın mektubu ile Nurları teslim ettiğine; hem Ahmed Hamdi Efendi’nin tedricen Nurların neşrine çalışacağını söylediğine dair Sungur Abinin Üstadımıza yazdığı mektubudur.

5. Mektub Sayfa 9

Kur’an’ın tercümesi hakkında Yirmidokuzuncu Mektub’un İkinci Makamındaki suale verilen uzun cevabın kusur ve israf olduğuna; buna mukabil parlak ve icazlı Birici Makamın onu afvettirdiğine dair Üstadımızın Abilere yazdığı bir pusuladır.

6. Mektub Sayfa 10

Hocaların azimeti terkedip ruhsata tâbi’ olmalarına hiddet eden Üstadımızın kalbine ihtar edilmiş ki; Ahmed Hamdi gibi zâtların şiddetli tahribata karşı ehven-üş şer düsturuyla hareket etmeleri tehlikeyi dörtten bire indirdiğine; hem hocaların Nurlara kendi bedeline hakikî sahib ve hâmi ve muhafız olacağınızı düşünen Üstadımızın bir takım Risale-i Nur’u üç manevî fiata mukabil vereceğine dair Üstadımızın Ahmed Hamdi Efendi’ye yazdığı mektubudur. Manevî fiatlardan birincisi; Diyanet Riyaseti tarafından dinsizliğe karşı neşredilmesi, ikincisi; Medrese malı olan Risale-i Nurdan münasib gördüklerini neşretmeleri, üçüncüsü; Tevafuklu Kur’an’ın fotoğraf matbaasıyla tab’ edilmesidir.

7. Mektub Sayfa 11

Diyanet Reisi’ne Üstadın gönderdiği mektub hakkında Hüsrev Abiye verilen malumata; hem Üstadımızın tevafuklu Kur’an’ı ve bir takım Risale-i Nur mecmuasını Diyanet Reisine Hüsrev Abi tarafından verilmesini istediğine dair Üstadın hizmetinde bulunan Halil, Sadık ve İbrahim Abilerin Hüsrev Abiye yazdıkları mektublarıdır.

8. Mektub Sayfa 12

Yirmi seneden beri Nurlara çalışan Hâfız Mustafa’nın vefatı münasebetiyle Üstadımızın Mübarekler Hey’etine ve Isparta Vilayetine yazdığı ta’ziye mektubudur.

9. Mektub Sayfa 12

Üstadımız, Risale-i Nuru ve hizmet-i imaniyeyi, dünyevî rütbelere ve uhrevî makamlara âlet etmediği gibi hakikî ihlasa binaen ruhanî ve cinni hüddamların yardımını dahi çok zahmet çektiği halde dünyevî hizmeti için kabul etmediğine; yalnız inayet cihetinde gelen bereket gibi ikramat-ı Rahmaniyeyi, hizmetin makbuliyetine bir alâmet olduğundan kabul ettiğine; Hem gençlik hayatında eski harb-i umumide hayatının muhafazasına çalışmadığı halde şimdi seksen yaşında gayet derecede bir ihtiyat ile hayatını muhafaza etmesinin üç kudsî hikmetine dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur. Birinci Hikmet; İnsafsız düşmanların talebelere bedel Üstadımıza hücum etmeleriyle çekilen zahmetin yüzden bire inmesidir. İkincisi; Lem’alar ve Sözler mecmuası çıkmadan meşreblerin ihtilafıyla talebelerin tesanüdünün bozulmaması ve hocaları Nurlardan ürkütmek belası def’ oluncaya kadar Üstadımız hayatını muhafazaya çalıştığı gibi Abilerin dualarıyla da sû’-i kasdların âkim kalmasıdır. Güzel bir tenbih: her vakit ihtiyat, ihlas, tesanüd, sebat, sarsılmamak ve vazifemizi yapmak ve vazife-i İlahiyeye karışmamak, “sırran tenevverat” düsturuna göre hareket etmek ve telaş ve me’yus olmamak lâzım ve elzemdir. Hem tekrar derim: Güzel bir teselli:Nur şakirdleri gibi pek az zahmetle pek çok kıymetdar hizmet ve pek çok manevî kazanç elde edenler tarihlerde görülmüyor.

10. Mektub Sayfa 15

Leyle-i Mi’racdan bir gün evvel ve bir gün sonra gelen yağmurun bu vatanda umumi rahmetin tecelli edeceğine işaret olduğuna; hem Van’da eski talebelerinde haber alan Üstadımızın Çaycı Emin Abinin de orada Nurlarla bulunmasından dolayı memnun olduğuna; hem Mu’cizatlı Kur’anı müsadere ederek vermeyen Afyon Mahkemesine incinen Üstadımız siyaset dünyasına baktığında koministlik hesabına bizi ezen kuvveti kıracak bir cereyanın tezahürünü gördüğüne dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

11. Mektub Sayfa 16

Nur talebelerine dini siyasete âlet etmek ihtimaline binaen yirmi seneden beri hücum edenlere ve Mahkemelerde tazib edenlere karşı siyaseti dine âlet ve dost yapmakla bu vatan ve milletin saadetine çalışan Nur Talebelerinin imdadına Cenab-ı Hakk’ın Celal Bayar’ı gönderdiğine dair Üstadımızın bütün Nur Talebeleri namına Reis-i Cumhur Celal Bayar ve Heyet-i Vükelasına yazdığı tebrik mektubudur.

12. Mektub Sayfa 17

Risale-i Nur’un manevî galebesi ile İstanbul ve Ankara’daki münevver gençlerin Ezan-ı Muhammedî’nin okunmasına çalışan Başvekil’e teşekkür ve tebrik mektubları yazmalarına mukabil mason ve koministler habbeyi kubbe yaparak Kur’anımızı vermemek için mahkemeyi tehir ettiklerine; hem talebelerin Ramazan tebrikiyle beraber koministlerin işkencelerine bir-iki nümuneyi leffen gönderdiklerine dair Üstadımızın Abilere Ramazan tebriki münasebetiyle yazdığı mektubudur.

13. Mektub Sayfa 18

Halk Fırkası iktidar partisi iken Üstadımıza yapılan eşeddi zulüm ile yüzer kanunsuz işkencelerinden birinci nümune: Nefes almak üzere kapalı araba ile kırlara gitmek için dışarıya çıktığı zaman, buranın büyük bir memuru beş cihette kanunsuz ve beş vecihle vicdansızlıkla kıyafetine ilişmek istemeleridir. En küçük bir tahakkümü en büyük şahıslardan gelse tahammül etmeyen Üstadımızın bu vatan ve millete kendi yüzünden bir zarar gelmemesi için haysiyetini, şerefini, nefsini, ruhunu, rahatını dahi feda ettiğine dair Konyalı Zübeyr Abinin Abilere yazdığı mektubudur.

14. Mektub Sayfa 20

Memleket ve Âlem-i İslâm’da fütuhatın mukaddimesi ve müjdecisi olan Ezan-ı Muhammedî’nin (A.S.M.) kemal-i ferahla onbinler minarelerde okunmasını tebrik ettiğine; hem Ramazan-ı Şerif’te manevî yardım rica ettiğine; hem son hayatını hükûmeti kendisine dostluk gösteren Isparta vilayetinde geçirmek istediğine; hem Ahrarların istibdad-ı mutlakı kaldırıp hürriyet-i şer’iyeye vesile olacaklarına; hem hayat-ı dünyevîyedeki son menzilinin seçimini erkanların kararına bıraktığına; hem gelen tebrik mektublarına verilecek olan cevabı Abilere bıraktığına dair Üstadımızın Abilere Ramazan tebriki münasebetiyle yazdığı mektubudur.

15. Mektub Sayfa 21

Leyle-i Kadr’in nısf-ı âhirde aranmasına; hem Üniversitedeki genç Saidlerin mebuslara gönderdikleri beyannamelerini ve Sungur Abinin Maarif Vekaletine müdafaasını ve Mustafa Osman Abinin Adliye Vekiline yazdığı istidasının neşrini Abilerin rey’ine havale ettiğine; hem Hüsrev ve Ahmed Feyzi Abinin yazdığı mektuba verilecek cevabı erkanlara bıraktığına dair Üstadımızın Abilere Ramazan tebriki münasebetiyle yazdığı mektubudur.

16. Mektub Sayfa 22

Sebiliürreşad’a, Halk Partisi namına yapılan kanunsuz muameleye; hem Üstadımızın müftü kardeşine muhafaza etmesi için gönderdiği beş parça müdafaat ve zeyilleri ile üç parça daha evvel beraat eden risalelerin Emirdağ Postahanesi tarafından alıkonularak mes’elenin şaşaalandırılmak istendiğine; hem Fuat Sirmen’in Zülfikar mecmuasından iki sahifeyi bahane ederek muzır eser diye hey’et-i vekileye ihbar ettiğine; hem bu hücumların hakiki sebebinin Üstadımızın Demokratlara yardım için talebeleri teşvik etmesi olduğuna; hem diğer bir sebeb Halk Partisinin “Saltanat Demokratlarda ise de hüküm ve icraat onlarda olduğunu göstermek istemeleri olduğuna dair Emirdağ Nur Talebrelerinin yazdığı bir fıkradır.

17. Mektub Sayfa 23

Demokratların, eskilerin yaptığı tahribatları tamire çalıştığı bir zamanda Afyon’da iki garazkârın Zülfikar, Asâ-yı Musa ve Siracünnur gibi Temyiz Mahkemesi tarafından kazıye-i muhkeme haline gelerek beraat eden mecmuaları ve Diyanet Reisi’nin takdir edip tab’ına çalıştığı mu’cizatlı Kur’an’ı müsadere ederek yaptıkları kanunsuz muamelenin kaldırılmasına dair Üstadımızın Reisicumhur’a, Heyet-i Vekile’ye, Başbakanlığa, Adliye Bakanlığı Yüksek Katına, Diyanet Riyaseti’ne yazdığı birkaç noktadır.

18. Mektub Sayfa 24

Şeair-i İslâmiyenin serbestiyetine vesile olan Demokratların mevkilerini muhafaza ve milleti memnun edebilmeleri için hakikat-ı Kur’aniye etrafında ittihad-ı İslâm’a dayanmaları gerektiğine; hem Demokratlara karşı eski partinin ulemayı kendi yanına çekip Demokratları din aleyhinde göstermek istemelerine binaen Demokratların Nurcuları ezmeyip arkasına almakla ulemayı da kendi yanına çekmesi gerektiğine; hem Amerika ve müttefiklerinin yardımının devam etmesi için Demokratların şeair-i ihya etmesi elzem olduğuna adar Üniversite Nurcularının Demokratlarla bir hasbihalidir.

19. Mektub Sayfa 26

Risale-i Nur’un bir sene de medresede elde edilen ilmin aynını temin etmekle kâfi geldiğine binler ehl-i ilimin şahid olduğuna; Hem Hacı Kılınç Ali Abinin birbuçuk senede yirmi senelik bir Nur Talebesi gibi Üstadımızın nazarında mevki aldığına dair Üstadımızın hizmetinde bulunan Sungur, Zübeyr ve Ziya Abilerin Abilere yazdığı mektubudur.

20. Mektub Sayfa 26

Tab’ edilen Sözler mecmuasında yanlış yok gibi olduğuna; hem Üstadımıza gönderilen kitabların bedeli olarak elli lira alınmasına; hem Tarihçe-i Hayat’ı isteyen meb’uslara parsıyla verilmesine dair Üstadımızın bir Abiye yazdığı mektubudur.

21. Mektub Sayfa 27

Halk Parti hükûmeti zamanında imha edilmek niyetiyle müsadere edilerek Afyon Mahkemesi’nde üç senedir hapsedilen iki büyük mecmua ve tevafuk mu’cizeli Kur’an’ı, Demokrat hükûmetinin imha planına mani’ olup sahiplerine geri iade etmesi gerektiğine; aksi takdirde Nurlara yapılan bu taaruz ve hücuma karşı Nur Talebelerini maddi mücadeleden Kur’an-ı Hakîm men’etmesine binaen manevî zelzeleler, fırtınalar, taun ve tufanlar bu millet ve memleket içinde kopmak ihtimalini alâkalı makamlara umum Nur Talebeleri namına ihtar eden Hüsrev ve Sungur Abileri yazdığı bir fıkradır.

22. Mektub Sayfa 28

Büyük mecmuaların imha kararının eskiden mi, yeni mi verildiğine; hem resmen sabit olup olmadığına hakkında Ankara’da bulunan Sungur Abiye ve Devlet Bakanı’na yazılan yazıyı takdim ettiklerine dair ve Ziya Abilerin Kahraman bir Abiye yazdıkları mektubudur.

23. Mektub Sayfa 29

Isparta adliyesinde zabtedilen yüzyetmiş cild Asâ-yı Musa ve Zülfikar mecmualarının imha edilerek Demokratlara karşı olan muhabbetin nefrete döndürülmek planına karşı Isparta ve Afyon adliyesindeki kitapların tamamen iade edilmesine çalışılması için Üstadımızın tenbihine dair Ziya ve Zübeyr Abinin Sungur Abiye yazdığı mektubudur.

24. Mektub Sayfa 29

Bu vatanda dinsizlikle ve istibdad-ı mutlakla yirmiyedi yıldır perde altında hususi neşriyatıyla mücahede eden Üstadımızın yaptığı Nur hizmetiyle eski partinin cebbarane saltanatının yıkılmasına medar olmasından Nur Talebelerini, Demokratlardan nefret ettirmek için yapılan plana; hem eski hükûmete binler hakaretli neşriyatlar yapıldığı bir zamanda kazıye-i muhkeme haline gelen ve af kanunları gören dörtyüz sahifelik Zülfikar mecmuasının iki sahifesini bahane ederek imha edilmesini isteyenlerin Nur Talebelerini Demokratlar aleyhine çevirmek istediklerine dair Yusuf Ziya Arun’un Üniversite Nur Talebeleri namına Devlet Bakanlığı’na yazdığı istidadır.

25. Mektub Sayfa 31

Büyük Doğu’nun yirmidokuzuncu sayısında; “Lozan’ın İçyüzü” diye yazılan makaleden bir parçadır. İngiliz murahhas heyeti reisi Lord Gürzon’un “Türkiye’nin İslâmî alâkasını ve İslâmı temsil rolünü atmasına” binaen kendisiyle hulus birliği yapılacağı teklifini İsmet, Mustafa Kemal’e bildirerek “Dinin öldürülmesi” kararı alındığına; ve ikinci safhada millî irade yaftası altında Kemalizm ve İsmet hükûmetinin İslâmiyeti katletmek prensibiyle hareket ettiğine; hem Nihaî Vesika’da Lord Gürzon’un “Maneviyat ve ruh cephelerinin öldürülmesi suretiyle Türklerin istiklaliyetinin tanındığına” dair cevabına; hem gizli anlaşmanın müesiri Yahudilik olup Şeriat-ı Ahmediyeye ihanet eden dehşetli şahsın mühim bir kuvveti Lord Gürzon ile Türk murahhaslar hey’etine müşavir olarak sokulan Mısır Hahambaşısı Hayim Naum olduğunu Nurcuların ihbar etmesinden dolayı Nurcuların imhası için keyfî kanunlarla dehşetli zulümler edildiğine dair Abilerin yazdığı bir fıkradır.

26. Mektub Sayfa 33

Diyanet Riyasetinin Mu’cizatlı Kur’an’ı Afyon Mahkemesinden getirtip İstanbul Mushaflar İnceleme Hey’etine gönderildiğine; hem Üstadımızın Diyanet Riyasetine yazdığı istidanın ve iki takımın Diyanet Müşavere Hey’eti tarafından tedkik edileceğine; hem zehir saçana karşı gençliğin tezahuratı tesirini kaybettiğine dair Sungur Abinin Üstadımıza yazdığı bir mektubudur.

27. Mektub Sayfa 33

Sözler Mecmuasının sıhhatli tab’ına ve müsadere edilen mecmuaların kurtulmasına; hem Ankara’da Osman Nuri Abinin Kur’an ve bazı mecmuaların tab’ında Üstad namına vazifeli olduğuna; hem Haleb’de İhvan-ı Müslimîn azasının yazdığı tebrikten ve Risale-i Nur’u Arapça’ya tercüme edip neşretmek niyetlerinden memnun olduğuna; hem Atabeyli Abdullah Çavuş’un Üstadımızın kırk sene evvel hadislere dair verdiği manaların bu zamanda tevili göründüğüne dair mektubunu tasdik ettiğine;hem Samsun’lu İhsan ve Samsun Meb’usunu dualarına dahil ettiğine; hem Yirmidokuzuncu Söz’ün keramet-i elifiyesi makine ile tab’ında görünmesi yazanın bir hârikası olduğuna dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

28. Mektub Sayfa 35

Genç üniversitelerinin Tarihçe-i Hayatı Reisicumhur’a takdim etmesi neticesinde; Reisicumhur, Üstadımızın kırk seneden beri şarkta İslâm Dârülfünun’un açılması için çalıştığını öğrenerek mes’elenin ehemmiyetini anlamasıyla Van’da Doğu Üniversitesi’nin kurulması için bütün müşkilât iktiham olunacağını beyan etmesine dair yazılan Nurculara ehemmiyetli bir müjdedir. (1 Kasım 1950)

29. Mektub Sayfa 35

Üstadımızın Eşref Edib gibi mücahidin, Nurcular içinde bulunmasıyla büyük bir teselli bulduğuna; hem Sebilürreşad, Doğu gibi mücahidlerin iman hakikatlarını ehl-i dalaletin tecavüzatından muhafazaya çalışmalarını takdir ettiğini fakat dost düşman herkese iman hakikatlarını ulaştırmak için siyaset noktasında onlarla beraber olmadığına; hem birtek mes’ele-i imaniyeyi dünya saltanatına değiştirmeyen Risale-i Nur’un, yaptığı iman hizmeti neticesinde anarşi ve istibdadın kırılması cihetiyle siyasete teması var tevehhüm edildiğine dair Sadık, İbrahim, Zübeyr Abinin Ziya ve Abdülmuhsin Abilere yazdığı mektubudur.

30. Mektub Sayfa 36

Medreset-üz Zehra’nın faaliyet ve muvaffakiyetleri Üstadımızın hastalıklarına ilaç hükmüne geçtiğine; hem Asâ-yı Musa’nın tercümesine dair Seyyid Salih Abiye yazdığı mektub ile beraber Tarsus’tan mütekaid zabitin istediği kitabların temini için yazdığı mektubu Antalya Elmalı’lı İbrahim Efendi ile gönderdiğine dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

31. Mektub Sayfa 37

Asâ-yı Musa’nın Arapça’ya tercümesinin lüzumunu Seyyid Salih Abinin Arabistan seyahatinde anladığına; hem tercüme vazifesini Câmi-ül Ezher’deki ediblere, Diyanet’teki âlimlere, Ürgüp’teki kardeşi Abdülmecid Abiye ve Isparta’daki talebelere verdiğine dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

32. Mektub Sayfa 37

Nurların tam serbestiyetine emare olarak Isparta Adliyesinin serbest bıraktığı Tarihçe-i Hayat ve dörtsene hapis çeken Asâ-yı Musa ve Zülfikar’ın iade edilmesi müjdesine; hem Nazif Abinin neşrettiği Tarihçe-i Hayat’ın vesilesiyle Reisicumhur’un Doğu Üniversitesi’nin açılmasına çalıştığına; hem Türkler hakkında sena-i Peygamberîye Sultan Fatih hakkındaki hadîsin bir nümune olduğuna; hem Hulusi Bey’in Ankara dostlarına yazdığı teşvikkarane mektubun Nur hizmetine devam ettiğine bir nümune olduğuna dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

33. Mektub Sayfa 38

Mahkemede üç sene hapsedilen Asâ-yı Musa ve Sikke-i Gaybiye Risalelelerini aldıklarına; hem mahkemeden verilen Zülfikar nüshasındaki tashih olunan sehivlere; hem Isparta Sümerbank Fabrikası’ndaki zâta Kader Risalesi’ni tavsiye etmelrine; hem kitab borcuna mukabil elli lira gönderdiğine dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

34. Mektub Sayfa 39

Hüsrev Abinin bakanlara yazdığı istidaya ve 185 kitabın iade edileceğine; hem Yeni Sabah Gazetesinin Doğu Üniversitesine dair haberine; hem Cezire’de câmi imamı Vastan’lı Abdurrahîm’e on aded verilen mahkemden geri alınan Zülfikar nüshalarındaki sehive; hem Cevşen-ül Kebir’i neşretmek isteyen Nazif Abinin itiraza medar olmamak için faziletine dair kısmın neşri münasib olmadığına; hem Ankara ve İstanbul Üniversite Nurcularının ikibin aded Rehber’i tab’ ettirdiklerine; hem Kılınç Ali’nin edip âlimlere Asâ-yı Musa’yı tercümesi ettirmesine; hem Marangoz Ahmed’in hacdan gelip gelmediği merak ettiğine; hem Sözler Mecmuasının âhirine Hüsrev Abinin Zülfikar ve Asâ-yı Musanın âhire yazdığı aynı duaya Mustafa Gül Abi ve refiklerinin dahil edilmesine dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

35. Mektub Sayfa 40

Ceylan Abiden hapiste ders alan muallim Osman’a; hem Nurlara ilişen iki sofi meşreb zâta Üstadımızın gücenmeyip dua ettiğine ve bizimde böylelerle münakaşa etmememiz gerektiğine dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

36. Mektub Sayfa 41

Mahkeme-i Kübra’ya Şekva ve Müdafaatın bir haşiyesi başlıklı Üstadımızın Demokratlara verilmek üzere Abiler tarafından yazılması için hazırladığı istida suretidir. Kitapların içinde suç mevzuu olanların olmayanlardan ayrılması için çalıştıkları haberine; hem bir tek kelimeyi bahane ederek Nurların intişarına sed çekilmek istendiğine; hem tesettür ve irsiyete dair bahisler bahane edilerek suçlu bulunan Zülfikar risalesi hakkındaki kararın mahkeme-i temyizce bozulduğu halde tab’ edilen Zülfikar’ın müsadere edilip geri verilmediğine; hem ruhsatsız eski yazıyla neşir bahasiyle müsadere edilen Zülfikar ve Asâ-yı Musa’nın dört sene sonra suç mevzuu bulunamayıp 170 mecmuanın Isparta hükûmeti tarafından iade edildiğine ; hem eski partinin bir kısım şeflerini hadisin ihbaratıyla Süfyan ve din yıkıcı göstermesinden dolayı Afyon Mahkemesinin o ölmüş adamın muhabbeti hesabına savcının bizleri mahkûm etmek istemesine binaen Adliye Bakanın verilen hükmü bozduğuna; hem Afyon Mahkemesinin tedkik maksadıyla aldığı diğer mahkemelerde bulunan dosyaların ve risalelerin üç seneden beri çürütülmek için mahzende bulundurulduğunu Başbakan ve Adliye Bakanına arz ettiğine dair Üstadımızın yazdığı şekvadır. Haşiyede sırf bir garazla ve ecnebi parmağıyla Nurlara ilişildiğine bir nümune olarak müsadere edilen tevafuklu Kur’an’ın iade edilmemesine karşılık Demokratların Nurları ve Nurcuları bu işkenceden kurtarmaları gerektiğinen bahsedilmektedir.

37. Mektub Sayfa 43

Ceylan Abiyi Sungur Abi ile birlikte Ankara’ya gönderdiğine; hem Sözler ile İnebolu’dan gelen yeni harf Tarihçe-i Hayat ve eski harf Cevşene mukabil borcunun bildirilmesine dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

38. Mektub Sayfa 44

Üstadımızın Ankara’ya gelmesini isteyen Osman Nuri Abiye üstadımız kendi yerine vekaleten kendi nafakası ile temin ettiği nüshaları ve Sungur, Ceylan, Tillo’lu Said, Sâlih, Abdullah, Ahmed ve Ziya Abileri yanına gönderdiğine dair Üstadımızın Osman Nuri Abiye yazdığı mektubudur.

39. Mektub Sayfa 44

Hüsrev Abinin imzasıyla Reisicumhur’a verilen telgrafın mahiyeti ne olduğuna; hem Konya’dan Rıfat Filiz Abinin mektubunda bahsettiği sofilerin tenkidini, dostluktan gelen bir ikaz olarak kabul etmek gerektiğine; hem Afyon’daki haftalık bir gazetenin yalan haberini Nurcuların tekzib ettiğine dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

40. Mektub Sayfa 45

Üstadımızın Ankara’ya gönderdiği kendi nüshalarına mukabil aynı miktarda kitab Kuleönü ve Dinar Nur Talebelerinden hediye olarak geldiğine; hem hapiste Hüsrev Abiye hizmet eden köy imamı Mustafa Abinin Üstadımızın şahsına hizmet etmekten ve Hüsrev Abiyi ziyaret etmekten daha büyük bir hizmet, köyünde yaptığı hizmet-i Nuriye olduğuna; hem hizmet-i imaniye bin seyyie olsa affettirdiğinden başta Hüsrev Abi olarak erkânların hiçbir hareketini tenkid etmemek ve tesanüd etmek gerektiğine dair bir sohbette Konya’lı Hacı Sabri Abi’ye mühim bir ders verildiğine dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

41. Mektub Sayfa 46

Üstadımızın Otuzyedi sene evvel yazdığı gaybtan haberler veren Risale-i Nur’un çekirdeği hükmünde olan Lemaat’ın hergün bir sahifesini Abilere ders verdiğine; hem Otuzüçüncü Söz’ün âhirine alınmasını Hüsrev Abi ve Nur erkanlarının re’yine havale ettiğine dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

42. Mektub Sayfa 47

İstibdadın kırılmasıyla başlayan bu milletin manevî bayramını; hem âlem-i İslâm’ın ittifakkârane intibahlarının manevî bayramlarını; hem hacıların bayramını tebrik ettiğine dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

43. Mektub Sayfa 47

Seyyid Sâlih Abiye Haleb ve havalisindeki İhvan-ı Müslimîn Cem’iyetine verilmek üzere kendine ait Nur mecmualarından, on nüsha gönderdiğine; hem Hasan Feyzi Abi vesilesiyle başta Yakub Cemal Abi olmak üzere Denizli ile alâkadar olduğuna; hem Ali Osman Abinin vefatıyla Hâfız Ali ve Hâfız Mustafa Abilerin yanında duasına dahil ettiğine dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

44. Mektub Sayfa 48

Âhirzamanda kuvvetli imanın İhtiyar kadınlarda bulunacağına dair Hadîs-i Şerif’teki ehemmiyetli bir müjdeye; hem terbiye-i İslâmiye yerine terbiye-i medeniyenin hayat-ı içtimaiyemize yerleştiği bu zamanda genç kızları bekâr ve mücerred kalmaya sevkeden üç sebebe dair Üstadımızın Medreset-üz Zehra erkânlarına yazdığı mahrem bir mektubudur. Birincisi on dakikalık fıtrî meyle mukabil çekilen uzun meşakkat; İkincisi za’fı için maişet noktasında bir yardımcıya muhtaç olması; Üçüncüsü çocuk okşamak fıtrî meyline mukabil on evladdan sekizinin salih olmamasına binaen Nur şakirdlerinden olan genç kızlar terbiye-i İslâmiyeyi almış vicdanlı bir müşteri ona çıkmadan izdivac etmemelidir. Hemşireler ve genç kızlar Tesettür Risalesi’ni okumalıdırlar.

45. Mektub Sayfa 50

Eski zalim müstebidlerin mahpusları aldatmak için af çıkacak demelerine binaen Üstadımızın verdiği af ümid ve müjdesini kahraman Demokratların tasdik ettiridiğine dair Üstadımızın Abilere yazdığı hapsin latif bir hatırası başlıklı mektubudur.

46. Mektub Sayfa 51

Risale-i Nur imha edilmez” başlıklı parçayı Başbakan ve bakanların adreslerine gönderdiklerine; hem görüştükleri meb’uslardan Ömer Bilen, Hasan Fehmi Ustaoğlu ve Fehmi Çobanoğlu’nun Üstadımızı takdir ve hürmet ettiklerini ve ziyaretine edeceklerini konuştuklarına; hem Risale-i Nur’un hizmetine güvenerek ileriye pek büyük ümidle baktıklarına dair Abdullah ve Sungur Abilerin Üstadımıza yazdığı mektubudur.

47. Mektub Sayfa 51

Mahkeme-i Kübra’ya Şekva ve Müdafaat’ın bir haşiyesi olan parçanın hülâsasıdır. Üstadımız, müsadere kararnamesine mukabil temyiz mahkemesine gönderdiği bu istida mealinde bir hülasanın Abiler tarafından yazılıp dindar meb’uslara gönderilmesini istemektedir. Zira Afyon Mahkemesinin verdiği beraat kararına rağmen iki senedir Nur’un parçalarını vermeyen; hem tesettür risalesini bahane ederek Zülfikar ve Asâ-yı Musa’yı müsadere eden; hem M. Kemal’e din yıkıcı Süfyan denildiğinden mahkemeye verilen Siracünnur’u, af kanunuyla beraat ettiği halde iade etmeyip üç seneden beri bizi aldatan böyle eşhasa işin bırakılmayıp durumun Demokrat meb’uslara iletilmesi gerekmektedir. Hem i’cazlı Kur’an’ı almak için Diyanet Riyasetine istida’ ile müracaat edilmesi gerekmektedir.

48. Mektub Sayfa 53

Mevlîd-i Nebeviyi tebrik ettiğine; hem Pakistan, Almanya gibi Avrupa ve Asya’daki ülkelerde Nurların intişar ettiği gibi dahilde de kemal-i şevkle okunduğuna; hem Merhum Burhan Abi’ye beş-altı günde bin defa dua ettiğine; hem oniki tarikatın dersini veren Nur dairesine ehl-i tarikatında girmesi gerektiğine; hem Kominizme karşı Amerika ve Avrupa’daki Hristiyan devletlerin Kur’an’a ve âlem-i İslâmın ittihadına taraftar olmaları gerektiğine; hem Adliye vekili Özyörük’ün Nurların iade edilmesi için Afyon Mahkemesine talimat verdiğine dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

49. Mektub Sayfa 55

Dâhilden ve hariçten gelen yirmi kadar siyasî ve içtimaî cereyanların Kur’an lehinde çalışanlara evham vermeğe çalıştıkları bir zamanda Ankara ve İstanbul Üniversiteli Nurcuların, ihlas ile iman ve Kur’ana hizmete devam ederek muvaffak etmek, halklara kabul ettirmek ve muarızları kaçırmak gibi vazife-i İlahiyeye karışmayarak Celaleddin-i Harzemşah gibi hareket etmeleri gerektiğine dair Üstadımızın Nur’un genç kahramanlarınayazdığı mektubudur.

50. Mektub Sayfa 56

Mustafa Gül ve İbrahim Gül Abileri canlı bir mektub olarak gönderdiğine dair Üstadımızın Abilere yazdığı pusuladır.

51. Mektub Sayfa 56

Üstadımızın tebrik telgrafına Reis-i Cumhur Celal Bayar’ın telgrafla verdiği cevabdır.

52. Mektub Sayfa 57

Tahirî Abinin merhume haremi ile ve merhume iki kerimesi namına gönderdiği mecmuaları aldığına ve onların ruhuna dua ettiğine; hem Eflaniden Mustafa Abinin mektubunda bahsettiği Sabri Abinin, Üstadımızın yanında kalma isteğini kalmış gibi kabul ettiğine; hem Kâtib Osman ve Sava’nın hediyelerini teberrüken dağıtmak için kabul ettiğine; hem Hüsrev Abinin Üstadımıza yazdığı mektubların cem’ edilip teksir edileceğine; hem Sözler mecmuasını Ankara’ya gönderdiğine hem Hüsrev Abinin istediği Mektubatı tashih ettine ve göndereceğine; hem Yirmidördüncü Mektub’un kıymetine dair Üstadımızın Abilere yazdığı mektubudur.

53. Mektub Sayfa 58

Nazif Çelebi Abinin, Cevşen-ül Kebir’i ve Hizb-i Nuriye’yi Salavat ile beraber neşretmesi, Nurculara ve ehl-i imana büyük bir hizmet olup Zühretunnur içinde bulunan risalelerinde neşrinin münasib olduğuna; hem Kominizme tecavüzatına karşı Kur’an ve iman hakikatlarının sed olduğuna; hem mekteblerde cebrî din derslerini koyan Maarif vekilini, Ankara Üniversiteli Nurcalarının bin yedyüz imza ile tebrik ettiğine; hem yeni hükûmetin en mühim bir rüknünün solcularla beraber dindarlara da meydan vermeyeceğiz demesine binaen kendisine cevaben Nurcuların mağlub edilemeyeceğini söylediğine; hem küfür ile iman ortası olmayacağından bu memlekette İslâmiyet’in karşısında koministliği temsil eden solculuk olabilir. Fakat ikisinin ortasını temsil eden Sağcılık olamayacağına