<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İkinci Şua arşivleri - Risale-i Nur Külliyatı</title>
	<atom:link href="https://mutalaainur.com/tag/ikinci-sua/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://mutalaainur.com/tag/ikinci-sua/</link>
	<description>Gayemiz Kur&#039;an-ı Kerim&#039;in hakiki bir tefsiri olan Risale-i Nur&#039;dan istifade etmektir.</description>
	<lastBuildDate>Sat, 22 Mar 2025 06:56:28 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://mutalaainur.com/wp-content/uploads/2021/12/favicon.ico</url>
	<title>İkinci Şua arşivleri - Risale-i Nur Külliyatı</title>
	<link>https://mutalaainur.com/tag/ikinci-sua/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>İkinci Şua Hâtime</title>
		<link>https://mutalaainur.com/ikinci-sua-hatime/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[mutalaainur]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 11 Jan 2022 18:36:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mütalaalar]]></category>
		<category><![CDATA[Şualar]]></category>
		<category><![CDATA[Hâtime]]></category>
		<category><![CDATA[İkinci Şua]]></category>
		<category><![CDATA[Risale-i Nur]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://mutalaainur.com/?p=3102</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hâtime [Sırr-ı tevhid içinde sair erkân-ı imaniyeye birer kelâmla kısacık birer işarettir.] (بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ آمَنَ الرَّسُولُ  ilâ âhir-il âye&#8230; Bu âyet-i ecma ve a&#8217;lâ ve ekber&#8217;in bir küllî ve uzun nüktesini beyan etmeğe, Bir dehşetli manevî sual ve (Dehşetli olmasının sebebi bir tek rüknün inkâr edilmesinden dolayı dalalete düşülmesindendir.) Bir azametli ve İlahî bir nimetin (Nimet olmasının [&#8230;]</p>
<p><a href="https://mutalaainur.com/ikinci-sua-hatime/">İkinci Şua Hâtime</a> yazısı ilk önce <a href="https://mutalaainur.com">Risale-i Nur Külliyatı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3 style="text-align: center;"><strong><b>Hâtime</b></strong></h3>
<p style="text-align: justify;">[Sırr-ı tevhid içinde sair erkân-ı imaniyeye birer kelâmla kısacık birer işarettir.]</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">(<span style="color: #0000ff;"><span style="font-size: 20pt;">بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ آمَنَ الرَّسُولُ</span>  ilâ âhir-il âye&#8230;</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;">Bu âyet-i ecma ve a&#8217;lâ ve ekber&#8217;in bir küllî ve uzun nüktesini beyan etmeğe,</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><span style="color: #0000ff;">Bir dehşetli manevî sual ve</span> (Dehşetli olmasının sebebi bir tek rüknün inkâr edilmesinden dolayı dalalete düşülmesindendir.)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><span style="color: #0000ff;">Bir azametli ve İlahî bir nimetin </span>(Nimet olmasının sebebi ise bütün rükünlerin birbirine kuvvet vermesinden dolayı imanın şübhelerle sarsılmamasındandır.)<span style="color: #0000ff;"> inkişafından neş&#8217;et eden bir hal sebebiyet verdiler. </span>Şualar &#8211; 237)</span></p>
<p style="text-align: justify;">Ey insan-ı gafil! Gel bir kerre düşün ve bu risalenin üç makamında beyan edilen &#8220;Üç Meyve, Üç Muktezi, Üç Hücceti&#8221; nazara al, bak ki;</p>
<ol style="text-align: justify;">
<li>Bu kâinatta <u>tasarruf </u><u>eden</u></li>
<li>Ve en cüz&#8217;î bir şifayı ve en küçük bir şükrü dahi <u>nazara alan</u></li>
<li>Ve sinek kanadı gibi en az bir san&#8217;atı, başkalarına <u>havale etmeyen ve vermeyen ve lâkayd kalmayan</u></li>
<li>Ve en basit bir tohuma bir ağaç kadar <u>vazifeler ve hikmetler takan</u></li>
<li>Ve kendi rahmaniyetini ve rahîmiyetini ve hakîmliğini herbir <u>san&#8217;atıyla ihsas eden</u></li>
<li>Ve kendini herbir vesile ile <u>tanıttıran</u></li>
<li>Ve herbir nimetle <u>sevdiren</u></li>
</ol>
<p style="text-align: justify;">Bir Sâni&#8217;-i Kadîr, Hakîm, Rahîm, Alîm hiç mümkün müdür ki ve hiç bir cihetle kabil midir ki, <span style="color: #ff0000;">(Şimdi Allah varsa Risalet-i Ahmediyye (A.S.M.) vardır hakikatının izahatı yapılacak.)</span></p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Kâinatı manen istilâ eden mehasin-i hakikat-ı Muhammediyeye (A.S.M.) <span style="color: #ff0000;">(Mehasin-i hakikat-ı Muhammediye yukarıdaki yedi vazifenin yerine getirilmesi ile oluyor.)</span></li>
<li>Ve Tesbihat-ı Ahmediyeye (A.S.M.) <span style="color: #ff0000;">(Tesbihat ise mehasine karşı mukabele şeklimizi ders vermesine bakıyor.)</span></li>
<li>Ve Envâr-ı İslâmiyeye <span style="color: #ff0000;">(<span style="color: #0000ff;">Ümmi bir zâtta (A.S.M.) zuhur eden o <strong><b>şeriat</b></strong>;</span> (şeriat kanundur.) <span style="color: #0000ff;">ondört asrı ve nev&#8217;-i beşerin humsunu, âdilane ve hakkaniyet üzere ve müdakkikane, hadsiz kanunlarıyla idare etmesi emsal kabul etmez. Hem ümmi bir zâtın (A.S.M.) ef&#8217;al ve akval ve ahvalinden çıkan <strong><b>İslâmiyet</b></strong>;</span> (İslamiyet herbir isminin feyz-i tecellisine bir mazhar-ı câmi&#8217; olmaktır.) <span style="color: #0000ff;">her asırda üçyüz milyon insanın rehberi ve mercii ve akıllarının muallimi ve mürşidi ve kalblerinin münevviri ve musaffisi ve nefislerinin mürebbisi ve müzekkisi ve ruhlarının medar-ı inkişafı ve maden-i terakkiyatı olması cihetiyle misli olamaz ve olamamış.</span> Şualar &#8211; 128)</span></li>
</ul>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">(<span style="color: #0000ff;">Şeriat ve Sünnet-i Seniyenin ahkâmları içinde cilveleri intişar eden esma-i hüsnanın herbir isminin feyz-i tecellisine bir mazhar-ı câmi&#8217; olmağa çalış&#8230; </span> Sözler &#8211; 362)</span></p>
<p style="text-align: justify;">karşı lâkayd kalsın?</p>
<p style="text-align: justify;">Ve hiçbir cihetle mümkün müdür ki;</p>
<ol style="text-align: justify;">
<li>Bütün masnuatını yaldızlayan <span style="color: #ff0000;">(Risalet-i Ahmediyedir. Zira masnuatın üstünde görünen esma-i İlahiyeyi görmekle yaldızlıyor. (A.S.M.)) (<span style="color: #0000ff;">Merhamet-i İlahiyenin lisanı, misali, timsali, dellâlı, mümessili olan Peygamber-i Zîşan Aleyhissalâtü Vesselâm</span> Lemalar &#8211; 224)</span></li>
<li>Ve bütün mahlûkatını sevindiren <span style="color: #ff0000;">(Risalet-i Ahmediyedir. (A.S.M.) Zira Cenab-ı Hakkın mahlukatı yaratmasındaki maksadın anlaşılmasıyla mahlukatı sevindiriyor.)</span></li>
<li>Ve kâinatı ışıklandıran <span style="color: #ff0000;">(Risalet-i Ahmediyedir (A.S.M.) Zira eşyanın hakikatının esma-i İlahiyeye dayandığını ders vermekle kâinatı karanlıktan kurtarıp ışıklandırıyor.)</span></li>
<li>Ve semavat ve arzı velveleye veren <span style="color: #ff0000;">(Davud AS dağları zikre getirip velveleye verdiği gibi risalet-i Ahmediye (A.S.M.) Semavat ve arzın tesbihatına nezaret edip onların başlarında onlara tesbih çektirmiştir.)</span></li>
<li>Ve küre-i arzın yarısını ve nev&#8217;-i beşerin beşten birisini ondört asır bilâ-fasıla saltanat-ı maddiye ve maneviyesi altına alan <span style="color: #ff0000;">(Risalet-i Ahmediyedir (A.S.M.) Ondokuzuncu Sözün Yedinci Reşhası maddi saltanatını Sekizinci Reşhası ise manevi saltanatını izah ediyor.)</span></li>
</ol>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><span style="color: #0000ff;">(Haşiye): Evet binüçyüz elli sene saltanat süren ve saltanatı devam eden ve ekser zamanda üçyüzelli milyondan ziyade raiyeti bulunan ve her gün bütün raiyeti onunla tecdid-i biat eden ve onun kemalâtına şehadet eden ve kemal-i itaatle evamirine inkıyad eden ve Arzın nısfı ve nev&#8217;-i beşerin humsu o zâtın sıbgı ile sıbgalansa, yani manevî rengiyle renklense ve o zât onların mahbub-u kulûbu ve mürebbi-i ervahı olsa; elbette o zât, şu kâinatta tasarruf eden Rabb&#8217;in en büyük abdidir. </span>Sözler &#8211; 69)</span></p>
<ol style="text-align: justify;" start="6">
<li>Ve daima o muhteşem saltanatı Hâlık-ı Kâinat hesabına ve namına süren risalet-i Ahmediye (A.S.M.),</li>
</ol>
<p style="text-align: justify;">O Sâni&#8217;in en mühim bir maksadı, bir nuru, bir âyinesi olmasın?</p>
<p style="text-align: justify;">Hem Muhammed (A.S.M.) gibi aynı hakikata hizmet eden enbiyalar dahi o Sâni&#8217;in elçileri ve dostları ve memurları olmasın? <span style="color: #ff0000;">(Yukarıdaki altı vazife diğer Peygamberlerin de vazifesidir.)</span></p>
<p style="text-align: justify;">Hâşâ, mu&#8217;cizat-ı enbiya adedince hâşâ ve kellâ!..</p>
<p style="text-align: justify;">Hem hiçbir cihetle mümkün müdür ki, <span style="color: #ff0000;">(Şimdi Allah varsa âhiret vardır hakikatının izahatı yapılacak.)</span></p>
<ol style="text-align: justify;">
<li>Dal ve budak gibi en cüz&#8217;î bir şeye yüz <strong>hikmetleri</strong> ve meyveleri takan</li>
<li>Ve kendi rububiyetini fevkalâde hikmetleriyle ve umumî <strong>rahmaniyetiyle</strong> tanıttırıp, sevdiren</li>
</ol>
<p style="text-align: justify;">bir Hâlık-ı Hakîm-i Rahîm,</p>
<ol style="text-align: justify;">
<li>Kudretine nisbeten bir bahar kadar kolay olan haşri getirmeyerek, bir dâr-ı saadet, bir menzil-i beka açmayıp, bütün <strong>hikmetlerini</strong> ve <strong>rahmetlerini</strong> hattâ rububiyetini ve kemalâtını inkâr etsin ve ettirsin <span style="color: #ff0000;">(Hikmeti müsade etmez.)</span></li>
<li>Ve çok sevdiği bütün mahbub mahlûklarını ebedî bir surette i&#8217;dam etsin? <span style="color: #ff0000;">(Rahmeti müsade etmez.)</span></li>
</ol>
<p style="text-align: justify;">Hâşâ, yüzbin defa hâşâ!.. O Cemal-i Mutlak, böyle bir kubh-u mutlaktan yüzbinler derece münezzeh ve mukaddestir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><b>Uzunca bir haşiye: </b></strong><span style="color: #ff0000;">(Nihayetsiz kudretin icraatı gösterilerek haşir isbat edilmiştir.)</span></p>
<p style="text-align: justify;">Haşir münasebetiyle bir sual:</p>
<p style="text-align: justify;">Kur&#8217;anda mükerreren:<span style="font-size: 20pt;"> اِنْ كَانَتْ اِلاَّ صَيْحَةً وَاحِدَةً </span></p>
<p style="text-align: justify;">Hem <span style="font-size: 20pt;">وَمَا اَمْرُ السَّاعَةِ اِلاَّ كَلَمْحِ الْبَصَرِ</span> fermanları gösteriyor ki: Haşr-i a&#8217;zam bir anda, zamansız vücuda geliyor. <span style="color: #ff0000;">(Hareket varsa zaman vardır. Burada ifade edilen mana çok kısa bir zamanda yani bir anda olduğuna işaret etmek içindir. Yoksa bütün bütün zamansız değildir.)</span></p>
<p style="text-align: justify;">Dar akıl ise, bu hadsiz derece hârika ve emsalsiz olan mes&#8217;eleyi iz&#8217;an ile kabul etmesine medar olacak meşhud bir misal ister.</p>
<p style="text-align: justify;"> <strong><b>Elcevab: </b></strong></p>
<ol style="text-align: justify;">
<li>Haşirde, ruhların cesedlere gelmesi var.</li>
<li>Hem cesedlerin ihyası var.</li>
<li>Hem cesedlerin inşası var. Üç mes&#8217;eledir. <span style="color: #ff0000;">(Adeta zamansız bir icraat olduğu için üç mes&#8217;ele icraat sırasına konulmamıştır.)</span></li>
</ol>
<p style="text-align: justify;"> <strong><b>Birinci Mes&#8217;ele: </b></strong>Ruhların cesedlerine gelmesine misal ise: Gayet muntazam bir ordunun efradı, istirahat için her tarafa dağılmış iken, yüksek sadâlı bir boru sesiyle toplanmalarıdır. <span style="color: #ff0000;">(Boru sesi Cenab-ı Hakkın iradesini göstermek için teşbih edilmiştir. Boru sesi, Cenab-ı Hakkın fiili olan icraatının kavli olarak ilanıdır.) </span>Evet, İsrafil&#8217;in borusu olan Sur&#8217;u, ordunun borazanından geri olmadığı gibi, ebedler tarafında ve zerreler âleminde iken <span style="color: #ff0000;">(Ruhun zerreler âleminde olması ruhun mahiyetine ince bir işarettir. Ruhun mahiyeti ebed tarafında kâinatta dağınık olan zerratın toplanmasıyla olabileceği gibi ruh nurani zerrelerin teşekkülatıyla da olabilir.)</span></p>
<p style="text-align: justify;">Ezel canibinden gelen <span style="font-size: 20pt;">اَلَسْتُ بِرَبِّكُمْ</span> hitabını işiten ve <span style="font-size: 20pt;">قَالُوا بَلَى</span> ile cevab veren ervahlar, <span style="color: #ff0000;">(Ruh âlem-i ervahta iken daha harice açılan cihazları olmadığı için lisan-ı hali ile bu cevabı vermiştir, diyebiliriz.)</span> elbette ordunun neferatından binler derece daha müsahhar ve muntazam ve muti&#8217;dirler. Hem değil yalnız ruhlar, belki bütün zerreler dahi, bir ordu-yu Sübhanî ve emirber neferleri olduğunu gayet kat&#8217;î bürhanlar ile Otuzuncu Söz isbat etmiş. <span style="color: #ff0000;">(Otuzuncu Söz kısaca Birinci Sözde izah edilmiştir. Şöyle ki ene bahsini mütevazi ve mağrur adamın çöldeki seyahati ile anlatılıyor. Zerre bahsini ise başta demiştik cümlesinden itibaren izah ediliyor.)</span></p>
<p style="text-align: justify;"> <strong><b>İkinci Mes&#8217;ele: </b></strong>Cesedlerin ihyası misali ise: Çok büyük bir şehirde, <span style="color: #ff0000;">(Büyük bir şehir ise haşir meydanına işarettir.)</span> şenlik bir gecede, <span style="color: #ff0000;">(Cesedlerin ihya edilmesi şenlik bir geceye teşbih edilmiş. Geniş izahatı ikinci sözde vardır. <span style="color: #0000ff;">İşte bu iyi adam, girdiği memlekette bir umumî şenlik görüyor. Her tarafta bir sürur, bir şehr-âyin, bir cezbe ve neş&#8217;e içinde zikirhaneler; herkes ona dost ve akraba görünür. Bütün memlekette yaşasınlar ve teşekkürler ile bir terhisat-ı umumiye şenliği görüyor. Hem tekbir ve tehlil ile mesrurane ahz-ı asker için bir davul, bir musikî sesi işitiyor.</span> Sözler 16)</span></p>
<p style="text-align: justify;">birtek merkezden, yüzbin elektrik lâmbaları, <strong><u><b>âdeta</b></u></strong> zamansız bir anda canlanmaları ve ışıklanmaları gibi, bütün küre-i arz yüzünde dahi, birtek merkezden yüz milyon lâmbalara <span style="color: #ff0000;">(Yüz milyon lâmba yüzbinler nev&#8217;i mahlûka işarettir.)</span> nur vermek mümkündür. Madem Cenab-ı Hakk&#8217;ın elektrik gibi bir mahlûku ve bir misafirhanesinde bir hizmetkârı ve bir mumdarı, Hâlıkından aldığı terbiye ve intizam dersiyle bu keyfiyete mazhar oluyor. Elbette elektrik gibi binler nurani hizmetkârlarının<span style="color: #ff0000;"> (Nurani hizmetkâr ise adetullah tesmiye edilen Cenab-ı Hakkın kevni şeriatını gösteren kanunlardır.) </span>temsil ettikleri hikmet-i İlahiyenin muntazam kanunları dairesinde haşr-i a&#8217;zam tarfet-ül aynda vücuda gelebilir.</p>
<p style="text-align: justify;"> <strong><b>Üçüncü Mes&#8217;ele: </b></strong>Ecsadın def&#8217;aten inşasının misali ise;</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Bahar mevsiminde birkaç gün zarfında nev&#8217;-i beşerin umumundan bin derece ziyade olan <strong><b>umum ağaçların </b></strong>bütün yapraklarıyla beraber evvelki baharın aynı gibi birden mükemmel bir surette inşaları</li>
<li>Ve yine umum ağaçların <strong><b>umum çiçekleri ve meyveleri ve yaprakları, </b></strong>geçmiş baharın mahsulâtı gibi, berk gibi bir sür&#8217;atle icadları;</li>
<li>Hem o baharın mebde&#8217;leri olan hadsiz <strong><b>tohumcukların, çekirdeklerin, köklerin, </b></strong>birden beraber intibahları ve inkişafları ve ihyaları;</li>
<li>Hem kemiklerden ibaret olarak ayakta duran emvat gibi <strong><b>bütün ağaçların cenazeleri </b></strong>bir emir ile def&#8217;aten &#8220;Ba&#8217;sü ba&#8217;de-l mevt&#8221; sırrına mazhariyetleri ve neşirleri;</li>
<li>Hem <strong><b>küçücük hayvan </b></strong>taifelerinin hadsiz efradlarının gayet derecede san&#8217;atlı bir surette ihyaları;</li>
<li>Hem bilhâssa <strong><b>sinekler </b></strong>kabîlelerinin haşirleri ve bilhâssa daima yüzünü, gözünü, kanadını temizlemekle bize abdesti ve nezafeti ihtar eden ve yüzümüzü okşayan gözümüz önündeki kabîlenin bir senede neşrolan efradı, benî-âdemin Âdem zamanından beri gelen umum efradından fazla olduğu halde, her baharda sair kabîleler ile beraber birkaç gün zarfında inşaları ve ihyaları, haşirleri;</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;"><strong><b>Elbette</b></strong> kıyamette ecsad-ı insaniyenin inşasına bir misal değil, belki binler misaldirler.</p>
<p style="text-align: justify;">Evet dünya dâr-ül hikmet ve âhiret dâr-ül kudret olduğundan;</p>
<p style="text-align: justify;">dünyada Hakîm, Mürettib, Müdebbir, Mürebbi gibi çok isimlerin iktizasıyla, dünyada icad-ı eşya bir derece tedricî ve zaman ile olması; hikmet-i Rabbaniyenin muktezasıyla olmuş.</p>
<p style="text-align: justify;">Âhirette ise, hikmetten ziyade kudret ve rahmetin tezahürleri için maddeye ve müddete ve zamana ve beklemeye ihtiyaç bırakmadan birden eşya inşa ediliyor. Burada bir günde ve bir senede yapılan işler, âhirette bir anda ve bir lemhada inşasına işareten Kur&#8217;an-ı Mu&#8217;ciz-ül Beyan <span style="font-size: 20pt;">وَمَا اَمْرُ السَّاعَةِ اِلاَّ كَلَمْحِ الْبَصَرِ اَوْ هُوَ اَقْرَبُ</span> ferman eder. Eğer haşrin gelmesini, gelecek baharın gelmesi gibi kat&#8217;î bir surette anlamak istersen; haşre dair Onuncu Söz <span style="color: #ff0000;">(<span style="color: #0000ff;">Kalbi, iman-ı kâmil derecesine çıkaracak derecede bürhanlar zikredilmiştir.</span> Sözler 519)</span> ile Yirmidokuzuncu Söz&#8217;e <span style="color: #ff0000;">(<span style="color: #0000ff;">Yirmidokuzuncu Söz&#8217;de ise yalnız aklı ikna&#8217; edecek, susturacak, Eski Said&#8217;in &#8220;Nokta Risalesi&#8221;ndeki beyanatı tarzında bahsedeceğiz.</span> Sözler 519)</span> dikkat ile bak, gör. Eğer baharın gelmesi gibi inanmaz isen, gel parmağını gözüme sok.</p>
<p style="text-align: justify;"> <strong><b>Amma bir dördüncü mes&#8217;ele </b></strong>olan mevt-i dünya ve kıyamet kopması ise: Bir anda bir seyyare veya bir kuyruklu yıldızın emr-i Rabbanî ile küremize, misafirhanemize çarpması; bu hanemizi harab edebilir. On senede yapılan bir saray, bir dakikada harab olması gibi&#8230; <span style="color: #ff0000;">(Kıyametin kopma süresi dünyanın ömrüne nisbeten bir dakika gibi bir zamandır. Demek ki kıyamet bir anda kopmayacak bu cümle bu ince manaya işaret ediyor. On sene 5.256.000 dakika eder. Kainatın 126 milyar sene olmasından hesapla bir dakikada kopacak kıyamet kâinatın ömrüne göre orantı yapıldığında kıymetin kopma süresi 23.972 yıl sürüyor.)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Bu haşrin dört mes&#8217;elesinin icmali şimdilik yeter. Yine sadedimize dönüyoruz.</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hem hiç mümkün müdür ki, </strong></p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Kâinatın bütün hakikî ve âlî hakikatlarının belig tercümanı</li>
<li>Ve Hâlık-ı Kâinat&#8217;ın bütün kemalâtının mu&#8217;ciz lisanı ve bütün maksadlarının hârika mecmuası</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">olan <strong><b>Kur&#8217;an-ı Mu&#8217;ciz-ül Beyan</b></strong> o Hâlık&#8217;ın kelâmı olmasın? Hâşâ, âyâtının esrarı adedince hâşâ!..</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hem hiç mümkün müdür ki: </strong></p>
<p style="text-align: justify;">Bir Sâni&#8217;-i Hakîm, bütün zîhayat, zîşuur masnu&#8217;larını</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Birbiriyle konuştursun <span style="color: #ff0000;">(Konuşturmak teşbihi ile nev’in içinde ferdlerin birbirinin yardımına koşmasına işaret ediyor.)</span></li>
<li>Ve dillerinin binler çeşitleriyle birbiriyle söyleştirsin <span style="color: #ff0000;">(Söyleştirmek teşbihi ile bütün nevlerin birbirinin yardımına koşmasına işaret ediyor.)</span></li>
<li>Ve onların sözlerini ve seslerini bilsin ve işitsin</li>
<li>Ve ef&#8217;aliyle ve in&#8217;amıyla zahir bir surette cevab versin,</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">fakat kendisi konuşmasın ve konuşamasın? Hiç kabil midir ve hiç ihtimali var mı?..</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Madem</strong> bilbedahe konuşur ve madem konuşmasına karşı tam anlayışlı muhatab en başta insandır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Elbette</strong> başta Kur&#8217;an olarak meşhur <strong><b>kütüb-ü mukaddese</b></strong> onun konuşmalarıdır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hem hiç mümkün müdür ki:</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Bir Sâni&#8217;-i Hakîm,</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Kendini tanıttırmak</li>
<li>Ve sevdirmek</li>
<li>Ve medh ü senasını ettirmek</li>
<li>Ve enva&#8217;-ı ihsanatıyla zîhayatları mesrur ve memnun etmekle minnetdarlıklarını ve şükürlerini rububiyetine mühim bir medar yapmak</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">(Üstteki cümle kâinatın yaratılmasındaki gayeleri sıralıyor. Bu gayeler küre-i arzda insan nev&#8217;i ile bir derece tahakkuk ettiği gibi semavatta da bu gayeleri tahakkuk ettirecek mesken sakinleri melaikeler olacaktır.)</span></p>
<p style="text-align: justify;">için koca kâinatı enva&#8217;ıyla, erkânıyla, <span style="color: #ff0000;">(kâinatı ayakta tutan rükünler)</span> zîhayata müsahhar</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Bir hizmetkâr,</li>
<li>Bir mesken,</li>
<li>Bir meşher,</li>
<li>Bir ziyafetgâh</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">yaptıktan sonra,</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">(Mukadder bir suale gelecek cümleler bir cevaptır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">Sual: Semavatta hayat sahibi sakinleri var mıdır?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">Elcevab: Elbette vardır. Bu küçük mesken de herşeyi hayat sahiplerine hizmet ettirdiği gibi en süfli şeylerden hayatı kesretle halk eden Allah ulvi kasırlar hükmünde olan Semavatta oraya münasib vücudu manevisi olan nurani melaikeleri halk etmiştir. Alttaki gelecek cümleler bunun izahatıdır.)</span></p>
<p style="text-align: justify;">Zîhayatların çeşit çeşit, binlerce enva&#8217;larının nüshalarını o derece teksirini istiyor ki; kavak ve karaağaç gibi meyvesizlerin bir kısım yapraklarından her bir yaprağı, bir tabur sineklere yani havada zikreden zîhayatlara hem beşik, hem rahm-ı mader, hem erzaklarının mahzeni yaptığı halde;</p>
<p style="text-align: justify;">Bu zînetli semavatı ve bu nurani yıldızları sahibsiz, hayatsız, ruhsuz, sekenesiz, boş, hâlî, faydasız yani melaikesiz, ruhanîsiz bıraksın? Hâşâ, melekler ve ruhanîler adedince hâşâ ve kellâ!..</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hem hiç mümkün müdür ki:</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Bir Sâni&#8217;-i Hakîm-i Müdebbir,</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">(Ağaç ile bahardaki hafiziyetini nazara verip insanın da amellerini muhafaza edeceğini kıyas ettiriyor.)</span></p>
<p style="text-align: justify;">En ehemmiyetsiz bir nebatın, en küçük bir ağacın</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Mebdelerini<span style="color: #ff0000;"> (Vücuda gelmeden evvel yazılı olduğuna)</span></li>
<li>Ve müntehalarını <span style="color: #ff0000;">(Vücuda geldikten ve vücuddan gittikten sonra yazılı olduğunu)</span></li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">kemal-i intizam içinde mukadderat-ı hayatiyesini çekirdeğinde ve meyvesinde kalem-i kader ile yazmakla beraber,</p>
<p style="text-align: justify;">Koca baharı birtek ağaç gibi mukaddematını ve neticelerini kemal-i imtiyaz ve intizam ile yazsa ve en ehemmiyetsiz şeylere de lâkayd kalmazsa; fakat</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Kâinatın neticesi</li>
<li>Ve arzın halifesi</li>
<li>Ve enva&#8217;-ı mahlukatın <strong><b>nâzırı </b></strong>ve <strong><b>zabiti</b></strong></li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">olan insanın <span style="color: #ff0000;">(<span style="color: #0000ff;">Hem hiç kabil midir ki: Hâkim-i Bilhak, Rahîm-i Mutlak; insana öyle bir istidad verip, yer ile gökler ve dağlar tahammülünden çekindiği emanet-i kübrayı tahammül edip, yani küçücük cüz&#8217;î ölçüleriyle, san&#8217;atçıklarıyla Hâlıkının muhit sıfatlarını, küllî şuunatını, nihayetsiz tecelliyatını ölçerek bilip;</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><span style="color: #0000ff;">hem yerde en nazik, nazenin, nazdar, âciz, zaîf yaratıp; halbuki bütün yerin nebatî ve hayvanî olan mahlukatına bir nevi tanzimat memuru yapıp, onların tarz-ı tesbihat ve ibadetlerine müdahale ettirip, kâinattaki icraat-ı İlahiyeye küçücük mikyasta bir temsil gösterip, rububiyet-i Sübhaniyeyi fiilen ve kàlen kâinatta ilân ettirmek, meleklerine tercih edip hilafet rütbesini verdiği halde; ona bütün bu vazifelerinin gayesi ve neticesi ve semeresi olan saadet-i ebediyeyi vermesin?</span> Sözler &#8211; 87)</span></p>
<p style="text-align: justify;">Çok ehemmiyetli bulunan ef&#8217;alini ve harekâtını yazmasın, daire-i <strong><b>kaderine</b></strong> almasın, onlara lâkayd kalsın? Hâşâ, insanların mizana girecek olan amelleri adedince hâşâ ve kellâ!..</p>
<p style="text-align: justify;"> <strong><b>Elhasıl, </b></strong>kâinat bütün hakaikıyla bağırarak diyor:</p>
<p dir="rtl" style="text-align: center;"><span style="font-size: 20pt;">آمَنْتُ بِاللّٰهِ وَ مَلٰئِكَتِهِ وَ كُتُبِهِ وَ رُسُلِهِ وَ بِالْيَومِ اْلآخِرِ وَ بِالْقَدَرِ خَيْرِهِ وَ شَرِّهِ مِنَ اللّٰهِ تَعَالَى وَ الْبَعْثُ بَعْدَ الْمَوْتِ حَقٌّ اَشْهَدُ اَنْ لاَ اِلهَ اِلاَّ اللّٰهُ وَ اَشْهَدُ اَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَ عَلَى آلِهِ وَ صَحْبِهِ وَ اِخْوَانِهِ وَ سَلَّمَ آمِينَ</span></p>
<h4 style="text-align: center;"><strong><b>Tevhidî bir münacat ve mukaddimesi</b></strong></h4>
<p style="text-align: justify;">Hazret-i İmam-ı Ali Radıyallahü Anh ve Kerremallahü Vechehü, Kaside-i Celcelutiye&#8217;sinde kerametkârane Risale-i Nur&#8217;dan haber verdiği <span style="color: #ff0000;">(Üç kitabda kırk kadar işarat ile sarahat derecesinde bu ihbarat izah edilmiştir.)</span> yerde Risale-i Nur&#8217;u Siracünnur ve Siracüssürc namlarıyla tesmiye ederek, Risale-i Nur&#8217;un üç ismine iki isim ilâve etmesi cihetiyle ve bu risalede Siracünnur namı tekrarı münasebetiyle, bu risalenin âhirinde İmam-ı Ali Radıyallahü Anh&#8217;ın en mühim bir münacatını iki derece tevsi&#8217; ederek onun ulvî lisanıyla ve dilimizi onun bir dili hesabıyla istimal edip, bu gelen münacatı dergâh-ı Vâhid-i Ehad&#8217;e takdim ederiz.</p>
<h4 style="text-align: center;"><strong><b>Münacat</b></strong></h4>
<p dir="rtl" style="text-align: center;"><span style="font-size: 20pt;">اَللّٰهُمَّ اِنَّهُ لَيْسَ فِى السَّمٰوَاتِ دَوَرَاتٌ وَ نُجُومٌ مُحَرَّكَاتٌ سَيَّارَاتٌ وَ لاَ فِى الْجَوِّ سَحَابَاتٌ وَ بُرُوقٌ مُسَبِّحَاتٌ وَ رَعَدَاتٌ وَ لاَ فىِ اْلاَرْضِ غَمَرَاتٌ وَ حَيَوَانَاتٌ وَ عَجَائِبُ مَصْنُوعَاتٍ. وَ لاَ فِى الْبِحَارِ قَطَرَاتٌ وَ سَمَكَاتٌ وَ غَرَائِبُ مَخْلُوقَاتٍ. وَ لاَ فِى الْجِبَالِ حَجَرَاتٌ وَ نَبَاتَاتٌ وَ مُدَّخَرَاتُ مَعْدَنِيَّاتٍ. وَ لاَ فِى اْلاَشْجَارِ وَرَقَاتٌ وَ زَهَرَاتٌ مُزَيَّنَاتٌ وَ ثَمَرَاتٌ. وَ لاَ فِى اْلاَجْسَامِ حَرَكَاتٌ وَ آلاَتٌ وَ مُنَظَّمَاتُ جِهَازَاتٍ. وَ لاَ فِى الْقُلُوبِ خَطَرَاتٌ وَ اِلْهَامَاتٌ وَ مُنَوَّرَاتُ اِعْتِقَادَاتٍ اِلاَّ وَ هِىَ كُلُّهَا عَلَى وُجُوبِ وُجُودِكَ شَاهِدَاتٌ وَ عَلَى وَحْدَانِيَّتِكَ دَالاَّتٌ وَ فِى مُلْكِكَ مُسَخَّرَاتٌ فَبِالْقُدْرَةِ الَّتِى سَخَّرْتَ بِهَا اْلاَرَضِينَ وَ السَّمٰوَاتِ سَخِّرْلِى نَفْسِى وَ سَخِّرْلِى مَطْلُوبِى وَ سَخِّرْ لِرَسَائِلِ النُّورِ لِخِدْمَةِ الْقُرْآنِ وَ اْلاِيمَانِ قُلُوبَ عِبَادِكَ وَ قُلُوبَ الْمَخْلُوقَاتِ الرُّوحَانِيَّاتِ مِنَ الْعُلْوِيَّاتِ وَ السُّفْلِيَّاتِ يَا سَمِيعُ يَا قَرِيبُ يَا مُجِيبَ الدَّعَوَاتِ وَ الْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ</span></p>
<p dir="rtl" style="text-align: center;"><span style="font-size: 20pt;">سُبْحَانَكَ لاَ عِلْمَ لَنَا اِلاَّ مَا عَلَّمْتَنَا اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ</span></p>
<p dir="rtl" style="text-align: center;">* * *</p>
<p><strong>Tercümesi:</strong></p>
<p>“Allah&#8217;ım, göklerde dönen hiçbir yıldız ve hareket eden hiçbir gezegen, hava boşluğunda hiçbir tesbih edici bulut ve şimşek ve gök gürültüsü, yeryüzünü dolduran hayvanlardan ve şaşırtıcı sanat eserlerinden hiçbir fert, denizlerde hiçbir damla, balıklarından ve şaşırtıcı san’at eserlerinden hiçbirisi, dağlarda hiçbir taş, hiçbir bitki ve depolanmış madenlerden hiçbirisi, ağaçlarda hiçbir yaprak ve hiçbir süslenmiş çiçek ve meyve, hayvanların cisimlerinde âletler ve düzenli cihazlardan hiçbirisi, kalplerde hiçbir hatıralar ve ilhamlar ve nurlanmış itikad ve inançlar yoktur ki, hepsi senin varlığının vâcib ve bir olduğuna şahitler olmasın. Yerleri ve gökleri emrine boyun eğdiren kudretinin hakkı için, nefsimi bana boyun eğdir ve isteklerimi bana nasip eyle.</p>
<p>Kur’ân’a ve imana ve Risale-i Nur’a hizmet için, kullarının kalblerini ve yüksek ve alçak bütün ruhlu varlıklarının kalblerini bana ve iman ve Kur’ân hizmetkârlarına boyun eğdir, ey her şeyi işiten Semî’, ey her şeye her şeyden daha yakın olan Karîb, ey bütün dualara cevap veren Mücîbe’d-Daavât! Hamd, Âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur.</p>
<p><a href="https://mutalaainur.com/ikinci-sua-hatime/">İkinci Şua Hâtime</a> yazısı ilk önce <a href="https://mutalaainur.com">Risale-i Nur Külliyatı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İkinci Şua Üçüncü Makam</title>
		<link>https://mutalaainur.com/ikinci-sua-ucuncu-makam/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[mutalaainur]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 11 Jan 2022 18:21:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mütalaalar]]></category>
		<category><![CDATA[Şualar]]></category>
		<category><![CDATA[İkinci Şua]]></category>
		<category><![CDATA[Risale-i Nur]]></category>
		<category><![CDATA[Üçüncü Makam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://mutalaainur.com/?p=3099</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üçüncü Makam (Kâinatta görünen hakikatlere bakarak tevhid isbat ediliyor.) [Bu makam, tevhidin üç küllî alâmetini icmalen beyan edecek.] Vahdetin tahakkukuna ve vücuduna delalet eden deliller ve alâmetler ve hüccetler hadd ü hesaba gelmez. Onlardan binler bürhanlar Siracünnur&#8217;da tafsilen beyan edildiğinden bu &#8220;Üçüncü Makam&#8221;da yalnız üç küllî hüccetlerin icmalen beyanıyla iktifa [&#8230;]</p>
<p><a href="https://mutalaainur.com/ikinci-sua-ucuncu-makam/">İkinci Şua Üçüncü Makam</a> yazısı ilk önce <a href="https://mutalaainur.com">Risale-i Nur Külliyatı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3 style="text-align: center;"><strong><b>Üçüncü Makam</b></strong></h3>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">(Kâinatta görünen hakikatlere bakarak tevhid isbat ediliyor.)</span></p>
<p style="text-align: justify;">[Bu makam, tevhidin üç küllî alâmetini icmalen beyan edecek.]</p>
<p style="text-align: justify;">Vahdetin tahakkukuna ve vücuduna delalet eden deliller ve alâmetler ve hüccetler hadd ü hesaba gelmez. Onlardan binler bürhanlar Siracünnur&#8217;da tafsilen beyan edildiğinden bu &#8220;Üçüncü Makam&#8221;da yalnız üç küllî hüccetlerin icmalen beyanıyla iktifa edildi.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><b>Birinci Alâmet ve Hüccet ki,</b></strong> <span style="font-size: 20pt;">وَحْدَهُ </span>kelimesi onun neticesidir. Her şeyde bir vahdet var. Vahdet ise, bir vâhide delalet ve işaret eder. <span style="color: #ff0000;">(<span style="color: #0000ff;">Nübüvvetin tevhid-i İlahî hakkındaki netaic-i âliyesinden ve düstur-u galiyesinden <span style="font-size: 20pt;">اَلْوَاحِدُ لاَ يَصْدُرُ اِلاَّ عَنِ الْوَاحِدِ</span> yani &#8220;Her birliği bulunan, yalnız birden sudûr edecektir. Madem her şeyde ve bütün eşyada bir birlik var, demek birtek zâtın icadıdır&#8221;</span> Sözler 542)</span></p>
<p style="text-align: justify;">Evet vâhid bir eser, bilbedahe vâhid bir sâni&#8217;den sudûr eder. Bir elbette birden gelir. <strong><b>Her</b></strong> <strong><b>şeyde bir birlik </b></strong>bulunduğundan, elbette birtek zâtın eseri ve san&#8217;atı olduğunu gösterir.</p>
<p style="text-align: justify;">Evet bu kâinat,</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Birinci teşbih:</strong> </span>Bin birlikler perdeleri içinde sarılı bir <strong>gül goncası</strong> gibidir. <span style="color: #ff0000;">(Gül goncası misaline bağlı olarak düşündüğümüzde aynı maksada ve gayeye hizmet etmekteki vazifede birlik manasını ifade eder.)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><strong>İkinci teşbih:</strong> </span>Belki esma ve ef&#8217;al-i umumiye-i İlahiyenin adedince vahdetleri giymiş birtek <strong>insan-ı ekberdir.</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Üçüncü teşbih:</strong> </span>Belki enva&#8217;-ı mahlukat sayısınca dallarına vahdetler, birlikler asılmış bir <strong>şecere-i tûbâ-i hilkattir.</strong> <span style="color: #ff0000;">(Şecere-i tûbânın dalları hükmünde olan nevlerdeki birlik âlameti olan azalardaki birlik kâinat ağacını yaratan Zâtın birliğini gösteriyor.)</span></p>
<p style="text-align: justify;">Evet</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Birinci teşbihin baktırdığı hakikat:</strong> <span style="color: #333333;">K</span></span>âinatın <strong>idaresi</strong> bir ve <strong>tedbiri</strong> bir ve <strong>saltanatı</strong> bir ve sikkesi bir, bir bir bir tâ binbir bir birler kadar&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><strong>İkinci teşbihin baktırdığı hakikat: </strong></span>Hem bu kâinatı çeviren <strong>isimler</strong> ve <strong>fiiller</strong> bir iken, herbiri kâinatı veya ekserini ihata eder. Yani, içinde işleyen <strong>hikmeti</strong> bir ve <strong>inayeti</strong> bir ve tanzimatı bir ve <strong>iaşesi</strong> bir ve</p>
<p style="text-align: justify;">muhtaçlarının imdadlarına koşan <strong>rahmet</strong> bir ve o rahmetin bir şerbetçisi olan <strong>yağmur</strong> bir ve hâkeza bir bir bir tâ binler bir birler&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Üçüncü teşbihin baktırdığı hakikat: </strong></span>Hem bu kâinatın</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Sobası olan Güneş bir,</li>
<li>Lâmbası olan Kamer bir,</li>
<li>Aşçısı olan ateş bir,</li>
<li>Levazımat deposu ve hazineli direği olan dağ bir,</li>
<li>Sakacı ve sucusu bir ve bağları sulayan süngeri bir</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">Ve hâkeza bir bir bir tâ binbir birler kadar&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">İşte âlemin bu kadar birlikleri ve vahdetleri, güneş gibi zahir birtek Vâhid-i Ehad&#8217;e işaret ve delalet eden bir hüccet-i bahiredir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hem</strong> kâinat unsurlarının ve nevilerinin herbirisi bir olmasıyla beraber, <span style="color: #ff0000;">(Mahlukiyet)</span></p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Zeminin yüzünü ihata etmesi</li>
<li>Ve birbirinin içine girmesi</li>
<li>Ve münasebetdarane ve belki muavenetkârane birleşmesi,</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;"><strong>Elbette</strong> mâlik ve sahib ve sâni&#8217;lerinin bir olmasına bir alâmet-i zahiredir.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">(<span style="color: #0000ff;">Üçüncü Misal: Nübüvvetin tevhid-i İlahî hakkındaki netaic-i âliyesinden ve düstur-u galiyesinden</span></span></p>
<p dir="rtl" style="text-align: center;"><span style="font-size: 20pt; color: #0000ff;">   اَلْوَاحِدُ لاَ يَصْدُرُ اِلاَّ عَنِ الْوَاحِدِ</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;">yani &#8220;Her birliği bulunan, yalnız birden sudûr edecektir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;">Madem her şeyde ve bütün eşyada bir birlik var, demek bir tek zâtın icadıdır&#8221; diye olan tevhidkârane düsturu nerede?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;">Eski felsefenin bir düstur-u itikadiyesinden olan</span></p>
<p dir="rtl" style="text-align: center;"><span style="font-size: 20pt; color: #0000ff;">اَلْوَاحِدُ لاَ يَصْدُرُ عَنْهُ اِلاَّ الْوَاحِدُ</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;">Birden bir sudûr eder&#8221; yani &#8220;Bir zâttan, bizzât bir tek sudûr edebilir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><span style="color: #0000ff;">Sair şeyler, vasıtalar vasıtasıyla ondan sudûr eder&#8221; diye Ganiyy-i Ale-l-ıtlak ve Kadîr-i Mutlak&#8217;ı âciz vesaite muhtaç göstererek, bütün esbaba ve vesaite, rububiyette bir nevi şirket verip Hâlık-ı Zülcelal&#8217;e, &#8220;akl-ı evvel&#8221; namında bir mahluku verip, âdeta sair mülkünü esbaba ve vesaite taksim ederek bir şirk-i azîme yol açan, şirk-âlûd ve dalalet-pişe o felsefenin düsturu nerede?</span> Sözler &#8211; 542)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">(<span style="color: #0000ff;">Eski hükemanın İşrakiyyun kısmı dahi melaikenin manasında kabule muztar kalarak, yalnız yanlış olarak &#8220;Ukûl-ü Aşere ve Erbab-ül Enva'&#8221; diye isim vermişler.</span> Sözler &#8211; 509)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">(Hiç bir menfi mes&#8217;elesi yoktur ki müsbet bir hakikata dayanmasın. Yani vahdehu kelimesinde tevhid isbat edildiği gibi Le şerike lehu de aynı hakikata zıddından baktırıp şeriki olmadığının isbatı yapılmıştır. Böylece hiç bir vehme yer kalmadı.)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">(<span style="color: #0000ff;">Bu imkân-ı vehmînin ahkâmındandır ki: Bazı vehhamlar diyor: Muhtemeldir, bürhanın gösterdiği gibi olmasın. Zira akıl, her bir şeyi derkedemez. Aklımız da buna ihtimal verir. Evet, yok belki ihtimal veren vehminizdir. Aklın şe&#8217;ni bürhan üzerine gitmektir. </span>Muhakemat &#8211; 76)</span></p>
<p style="text-align: justify;"> <strong><b>İkinci Alâmet ve Hüccet ki, </b></strong><span style="font-size: 20pt;">لاَ شَرِيكَ لَهُ</span> kelimesini intac ediyor. Bütün kâinatta zerrelerden tâ yıldızlara kadar herşeyde</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Kusursuz bir intizam-ı ekmel</li>
<li>Ve noksansız bir insicam-ı ecmel</li>
<li>Ve zulümsüz bir mizan-ı âdilin bulunmasıdır.</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">Evet kemal-i intizam, insicam-ı mizan ise, yalnız vahdetle olabilir. Müteaddid eller birtek işe karışırsa, karıştırır.</p>
<p style="text-align: justify;"> <strong>Sen gel,</strong> bu <strong><u>İntizamın Haşmetine</u></strong> bak ki;</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">(İntizamdaki haşmet, kâinatı saray, şehir ve kitaba teşbih edilerek izah edildi.)</span></p>
<p style="text-align: justify;">Bu kâinatı</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Gayet mükemmel öyle bir saray yapmış ki, herbir taşı bir <u>saray </u>kadar san&#8217;atlı</li>
<li>Ve gayet muhteşem öyle bir <u>şehir </u>etmiş ki, hadsiz olan vâridat ve sarfiyatı ve nihayetsiz kıymetdar malları ve erzakı, bir perde-i gaybdan kemal-i intizamla vakti vaktine umulmadığı yerlerden geliyor.</li>
<li>Ve gayet manidar öyle mu&#8217;cizane bir <u>kitaba </u>çevirmiş ki, herbir harfi yüz satır ve herbir satırı yüz sahife ve her sahifesi yüz bab ve her babı yüz kitab kadar manaları ifade eder. Hem bütün babları, sahifeleri, satırları, kelimeleri, harfleri birbirine bakar, birbirine işaret ederler.</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hem sen gel,</strong> bu intizam-ı acib içinde şu <strong><u>Tanzimin Kemaline</u></strong> bak ki;</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">(Nezafet noktasındaki kemal, kâinatı şehir, kasr, hur-il în ve gül goncasına teşbih edilerek izah edildi.)</span></p>
<p style="text-align: justify;">Bu koca kâinatı</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Tertemiz medenî bir şehir,</li>
<li>Belki temizliğine gayet dikkat edilen bir güzel kasr,</li>
<li>Belki yetmiş süslü hulleleri birbiri üstüne giymiş bir hur-il în,</li>
<li>Belki, yetmiş latif zînetli perdelere sarılmış bir gül goncası gibi pâk ve temizdir.</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hem sen gel, </strong>bu intizam ve nezafet içindeki bu <strong><u>Mizanın Kemal-i Adaletine</u></strong> bak ki, <span style="color: #ff0000;">(Kemal-i adalet ve mizanını her hak sahibine hakkını vererek gösteriyor. Misal olarak huveynat ve yıldızlar nazara verilmiştir.)</span></p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Bin derece büyütmekle ancak görülebilen küçücük ve incecik mahlukları ve huveynatı</li>
<li>Ve bin defa küre-i arzdan büyük olan yıldızları ve güneşleri, o mizanın ve o terazinin vezniyle ve ölçüsüyle tartılır ve onlara lâzım olan her şeyleri noksansız verilir.</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">Ve o küçücük mahluklar, o fevkalâde büyük masnu&#8217;lar ile beraber, o mizan-ı adalet karşısında omuz omuzadırlar. Halbuki o büyüklerden öyleleri var ki, eğer bir sâniye kadar müvazenesini kaybetse, müvazene-i âlemi bozacak ve bir kıyameti koparacak kadar bir tesir yapabilir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hem sen gel,</strong> bu intizam, nezafet, mizanın içinde, bu <strong><u>Fevkalâde Cazibedar Cemale ve Güzelliğe</u></strong> bak ki; <span style="color: #ff0000;">(Esma-i hüsnanın cemal, hüsün ve güzelliği, koca kâinatı, koca baharı, her baharı, herbir nev&#8217;i, hattâ herbir ferdi, <strong><u><b>kabiliyetine</b></u></strong> göre hüsne mazhar etmesi daire-i imkânda bu mükevvenatın bundan daha bedî&#8217; daha güzel olmayacağını gösteriyor.)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><u>Bu koca kâinatı</u></strong></p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Gayet güzel bir bayram <span style="color: #ff0000;">(<span style="color: #0000ff;">Hem baharın herbir günü, herbir haftası, birer taife-i nebatatın birer bayramı hükmünde olduğu için, herbir taifesi dahi kendi Sultanının o taifeye ihsan ettiği güzel hediyeleri teşhir için ona taktığı murassa&#8217; nişanları birer resm-i geçit tarzında o Sultan-ı Ezelî&#8217;nin nazar-ı şuhud ve işhadına arzettiğinden ve öyle bir vaziyet gösterdiğinden, bütün nebatat ve eşcar güya &#8220;San&#8217;at-ı Rabbaniye murassaatını ve çiçek ve meyve denilen fıtrat-ı İlahiyenin nişanlarını takınız, çiçekler açınız.&#8221; emr-i Rabbaniyeyi dinliyorlar ki, rûy-i zemin dahi gayet muhteşem bir bayram gününde, şahane resm-i geçitte, sürmeli formaları ve murassa&#8217; nişanları parlayan bir ordugâhı temsil ediyor.</span> Sözler 52)</span></li>
<li>Ve gayet süslü bir meşher</li>
<li>Ve çiçekleri yeni açılmış bir bahar şeklini vermiş ve</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;"><strong><u>Koca baharı</u></strong></p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Gayet güzel bir saksı,</li>
<li>Bir gül destesi yapmış ki;</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;"><strong><u>Her bahara,</u></strong></p>
<p style="text-align: justify;">Zeminin yüzünde mevsim be mevsim açılan yüzbinler nakışlı bir muhteşem çiçek suretini vermiş.</p>
<p style="text-align: justify;">Ve o baharda <strong><u>herbir çiçeği</u></strong></p>
<p style="text-align: justify;">Çeşit çeşit zînetlerle güzelleştirmiş.</p>
<p style="text-align: justify;">Evet nihayet derecede hüsün ve cemalleri bulunan esma-i hüsnanın güzel cilveleriyle, <span style="color: #ff0000;">(Yani her esmanın tecellisine göre Cemali ayrı ayrıdır. Meselâ: <span style="color: #0000ff;">İmanın güzelliği ve hakikatın güzelliği ve nurun hüsnü ve çiçeğin hüsnü ve ruhun cemali ve suretin cemali ve şefkatin güzelliği ve adaletin güzelliği ve merhametin hüsnü ve hikmetin hüsnü ayrı ayrı oldukları gibi, Cemil-i Zülcelal&#8217;in nihayet derecede güzel olan esma-i hüsnasının güzellikleri dahi ayrı ayrı olduğundan, mevcudatta bulunan hüsünler ayrı ayrı düşmüş.</span> Şualar 77)</span></p>
<p style="text-align: justify;">Kâinatın herbir nev&#8217;i, hattâ herbir ferdi, <strong><u><b>kabiliyetine</b></u></strong> göre öyle bir hüsne mazhar olmuşlar ki; Hüccet-ül İslâm İmam-ı Gazalî demiş: <span style="font-size: 20pt;">لَيْسَ فِى اْلاِمْكَانِ اَبْدَعُ مِمَّا كَانَ</span> Yani: &#8220;Daire-i imkânda bu mükevvenattan daha bedî&#8217; daha güzel yoktur.&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">İşte</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Bu muhit ve cazibedar olan <u>hüsün</u></li>
<li>Ve bu umumî ve hârikulâde <u>nezafet</u></li>
<li>Ve bu müstevli ve şümullü ve gayet hassas <u>mizan</u></li>
<li>Ve bu ihatalı veher cihette mu&#8217;cizane <u>intizam ve insicam</u>,</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">Vahdete ve tevhide öyle bir hüccettir, bir alâmettir ki, gündüzün ortasındaki ziyanın güneşe işaretinden daha parlaktır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><b>[Bu makama ait gayet mühim iki şıklı bir suale gayet muhtasar ve kuvvetli bir cevabdır.]</b></strong></p>
<p style="text-align: justify;"> <strong><b>Sualin Birinci Şıkkı: </b></strong>Bu makamda diyorsun ki: Kâinatı hüsün ve cemal ve güzellik ve adalet ihata etmiştir. Halbuki gözümüz önünde bu kadar çirkinliklere ve musibetlere ve hastalıklara ve beliyyelere ve ölümlere ne diyeceksin?</p>
<p style="text-align: justify;"> <strong><b>Elcevab:</b></strong></p>
<p style="text-align: justify;">Çok güzellikleri intac veya izhar eden bir çirkinlik dahi, dolayısıyla bir güzelliktir. <span style="color: #ff0000;">(<span style="color: #0000ff;">Evet kâinattaki herşey, her hâdise ya bizzât güzeldir, ona hüsn-ü bizzât denilir. Veya neticeleri cihetiyle güzeldir ki, ona hüsn-ü bilgayr denilir.</span> Sözler &#8211; 231)</span></p>
<p style="text-align: justify;">Ve çok güzelliklerin görünmemesine ve gizlenmesine sebeb olan bir çirkinliğin yok olması, görünmemesi, yalnız bir değil, belki müteaddid defa çirkindir.</p>
<p style="text-align: justify;">Meselâ; <span style="color: #ff0000;">(<span style="color: #0000ff;">&#8220;Herşey zıddıyla bilinir.&#8221;</span>  Lemalar &#8211; 412)</span></p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Vâhid-i kıyasî gibi bir kubh bulunmazsa, hüsnün hakikatı birtek nevi olur; pek çok mertebeleri gizli kalır. Ve kubhun tedahülü ile mertebeleri inkişaf eder.</li>
<li>Nasılki soğuğun vücuduyla, hararetin mertebeleri</li>
<li>Ve karanlığın bulunmasıyla ziyanın dereceleri tezahür eder.</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">(<span style="color: #0000ff;">Hakaik-i nisbiye, büyük bir ölçüde hakaik-i hakikiyeden çoktur. Hattâ bir zâtın hakaik-i hakikiyesi yedi ise, hakaik-i nisbiyesi yediyüzdür. Binaenaleyh kubh ve şerde şer varsa da kalildir. Malûmdur ki, şerr-i kalil için hayr-ı kesîr terkedilmez. Terkedilirse, şerr-i kesîr olur. Zekat ve cihadda olduğu gibi.</span> İşarat-ül İ&#8217;caz &#8211; 27)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">(<span style="color: #0000ff;">İ&#8217;lem Eyyühel-Aziz!</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;">Tabiatları latif, ince ve latif san&#8217;atlara meftun bazı insanlar, bilhâssa has bahçelerinde pek güzel hendesevari bir şekilde şekilleri, arkları, havuzları, şadırvanları yaptırmakla bahçelerine pek muntazam bir manzara verirler.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><span style="color: #0000ff;">Ve o letafetin, o güzelliğin derecesini göstermek için bazı çirkin kaya, kaba, gayr-ı muntazam -mağara ve dağ heykelleri gibi- şeyleri de ilâve ediyorlar ki, onların çirkinliğiyle, adem-i intizamıyla bahçenin güzelliği, letafeti fazlaca parlasın.</span> Mesnevi-i Nuriye &#8211; 211)</span></p>
<p style="text-align: justify;">Aynen öyle de: Cüz&#8217;î şer ve zarar ve musibet ve çirkinliğin bulunmasıyla, küllî hayırlar ve küllî menfaatler ve küllî nimetler ve küllî güzellikler tezahür ederler. <span style="color: #ff0000;">(Neticelerin çoğu güzeldir derken keyfiyet itibari ile olduğunu düşünelim. Kesretli çirkinlik keyfiyetteki güzelliğe, kalilde olsa yetişemez.)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Demek</strong> çirkinin icadı çirkin değil, güzeldir. Çünki, neticelerin çoğu güzeldir.</p>
<p style="text-align: justify;">Evet yağmurdan zarar gören tenbel bir adam, yağmura rahmet namını verdiren hayırlı neticelerini hükümden iskat etmez; rahmeti zahmete çeviremez.</p>
<p style="text-align: justify;">Amma fena ve zeval ve mevt ise, Yirmidördüncü Mektub&#8217;da gayet kuvvetli ve kat&#8217;î bürhanlar ile isbat edilmiş ki: Onlar umumî rahmete ve ihatalı hüsne ve şümullü hayra münafî değiller, belki muktezalarıdırlar.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hattâ</strong> şeytanın dahi, manevî terakkiyat-ı beşeriyenin zenbereği olan müsabakaya ve mücahedeye sebeb olduğundan, o nev&#8217;in icadı dahi hayırdır, o cihette güzeldir. <span style="color: #ff0000;">(<span style="color: #0000ff;">İstidadatın inkişafatı, elbette bir hareket ister, bir muamele iktiza eder. Ve o muameledeki terakki zenbereğinin hareketi, mücahede ile olur. O mücahede ise, şeytanların ve muzır şeylerin vücuduyla olur.</span> Lem’alar 71)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hem</strong> hattâ kâfir, küfür ile bütün kâinatın hukukuna bir tecavüz ve şerefini tahkir ettiğinden, ona Cehennem azabı vermek güzeldir. Başka risalelerde bu iki nokta tamamen tafsil edildiğinden burada bir kısa işaretle iktifa ediyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;"> <strong><b>Sualin ikinci şıkkı: </b></strong><em><i>{(Haşiye): Bu ikinci şıkkın cevabı çok mühimdir, çok evhamı izale eder.}</i></em></p>
<p style="text-align: justify;">Haydi şeytana ve kâfire ait bu cevabı umumî noktasında kabul edelim. Fakat Cemil-i Mutlak ve Rahîm-i Mutlak ve hayr-ı mutlak olan Zât-ı Ganiyy-i Alelıtlak, nasıl oluyor ki, bîçare cüz&#8217;î ferdleri ve şahısları musibete, şerre, çirkinliğe mübtela ediyor?</p>
<p style="text-align: justify;"> <strong><b>Elcevab: </b></strong>Ne kadar iyilik ve güzellik ve nimet varsa, doğrudan doğruya o Cemil ve Rahîm-i Mutlak&#8217;ın hazine-i rahmetinden ve ihsanat-ı hususiyesinden gelir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ve musibet ve şerler ise, saltanat-ı rububiyetin âdetullah namı altında ve küllî iradelerin mümessilleri olan umumî ve küllî kanunlarının çok neticelerinden tek-tük cüz&#8217;î neticeleri olmasından, o kanunlar cereyanının cüz&#8217;î muktezaları olduğundan, elbette küllî maslahatlara medar olan o kanunları muhafaza ve riayet etmek için o şerli, cüz&#8217;î neticeleri dahi halkeder. Fakat o cüz&#8217;î ve elîm neticelere karşı, imdadat-ı hâssa-i Rahmaniye ve ihsanat-ı hususiye-i Rabbaniye ile musibete düşen efradın feryadlarına ve beliyyelere giriftar olan eşhasın istigaselerine yetişir. Ve fâil-i muhtar olduğunu ve her bir şeyin her bir işi, onun meşietine bağlı bulunduğunu ve umum kanunları dahi, daima irade ve ihtiyarına tâbi&#8217; bulunmalarını ve o kanunların tazyikinden feryad eden ferdleri, bir Rabb-ı Rahîm dinlediğini ve imdadlarına ihsanıyla yetiştiğini göstermekle; esma-i hüsnanın kayıdsız ve hadsiz cilvelerine, hadsiz ve kayıdsız bir meydan açmak için o küllî âdetullah düsturlarının ve o umumî kanunların şüzuzatıyla ve hem şerli cüz&#8217;î neticeleriyle, hususî ihsanat ve hususî teveddüdat, yani sevdirmekle hususî tecelliyat kapılarını açmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu ikinci alâmet-i tevhid Siracünnur&#8217;un belki yüz yerlerinde beyan edildiğinden, burada hafif bir işaretle iktifa ettik.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">(<span style="color: #0000ff;"><strong><b>Eğer denilse: </b></strong>&#8220;Bu dünyadaki musibetler, çirkinlikler, şerler; o ihatalı rahmete münafîdir, bulandırıyor.&#8221;</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;"><strong><b>Elcevab: </b></strong>Herbir unsurun, herbir nev&#8217;in, herbir mevcudun, küllî ve cüz&#8217;î müteaddid vazifeleri ve o herbir vazifenin çok neticeleri ve meyveleri var. Ve ekseriyet-i mutlakası, maslahat ve güzel ve hayır ve rahmettirler. Ve az bir kısmı,</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">1- <span style="color: #0000ff;">Kabiliyetsizlere</span> (Mahiyet itibariyle kabiliyetsiz)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">2- <span style="color: #0000ff;">ve yanlış mübaşeret edenlere</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">3- <span style="color: #0000ff;">veya ceza ve terbiyeye müstehak olanlara</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">4- <span style="color: #0000ff;">veya çok hayırları sünbül vermeye vesile olanlara rastgelir.</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><span style="color: #0000ff;">Zahirî, cüz&#8217;î bir şer, bir çirkinlik olur; bir merhametsizlik görünür. Eğer o cüz&#8217;î şer gelmemek için rahmet tarafından o unsur ve küllî mevcud o vazifesinden men&#8217;edilse; o vakit bütün hayırlı, güzel sair neticeleri vücud bulmaz.</span> Şualar 610)</span></p>
<p style="text-align: justify;"> <strong><b>Üçüncü Hüccet ve Alâmet: </b></strong><span style="font-size: 20pt;">لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ</span>  ile işaret edilen hadd ü hesaba gelmeyen tevhid sikkeleridir. <span style="color: #ff0000;">(Mecmu-u kâinat yüzündeki, (Tesanüd ve teavün) Zemin yüzündeki (İdare) ve insanın yüzündeki (Tehalüf) birlik mührünü gösteriyor.)</span></p>
<p style="text-align: justify;">Evet her şeyin yüzünde, cüz&#8217;î olsun küllî olsun, zerrattan tâ seyyarata kadar öyle bir sikke var ki, âyinede güneşin cilvesi güneşi gösterdiği gibi, öyle de o sikke âyinesi dahi, Şems-i Ezel ve Ebed&#8217;e işaret ederek, vahdetine şehadet eder. O hadsiz sikkelerden pek çokları Siracünnur&#8217;da tafsilen beyan edildiğinden burada yalnız kısa bir işaretle üç tanesine bakacağız. Şöyle ki:</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">(<strong>Sikke:</strong> Kıymetsiz bir şeyi kıymetdar hale getirir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Hatem:</strong> Devlet memurlarının padişah namına hatem bastığı gibi bazen Cenab-ı Hakk çok kıymetdar şeyleri basit zahiri sebeblere takmasına hatem diyoruz.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Turra:</strong> Doğrudan doğruya Cenab-ı Hakka aittir.)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Mecmu-u kâinatın yüzüne</strong>, <span style="color: #ff0000;">(Teavün)</span> enva&#8217;ın birbirine karşı gösterdikleri teavün, tesanüd, teşabüh, tedahülden mürekkeb geniş bir sikke-i vahdet konulduğu gibi,</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Zeminin yüzüne de</strong>, <span style="color: #ff0000;">(İdare)</span> dörtyüz bin hayvanî ve nebatî taifelerden mürekkeb bir ordu-yu Sübhanînin ayrı ayrı erzak, esliha, elbise, talimat, terhisat cihetinde gayet intizam ile hiçbirini şaşırmayarak, vakti vaktine verilmesiyle koyduğu o sikke-i tevhid misillü</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>İnsanın yüzüne de, </strong><span style="color: #ff0000;">(Tehalüf)</span> herbir yüzün umum yüzlere karşı birer alâmet-i farika bulunmasıyla koyduğu sikke-i vahdaniyet gibi herbir masnu&#8217;un yüzünde -cüz&#8217;î olsun küllî olsun- birer sikke-i tevhid ve herbir mahlûkun başında -büyük olsun, küçük olsun, az ve çok olsun- birer hâtem-i ehadiyet müşahede edilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ve bilhâssa zîhayat mahlûkların sikkeleri çok parlaktırlar. Belki herbir zîhayat kendisi dahi birer sikke-i tevhid, birer hâtem-i vahdet, birer mühr-ü ehadiyet, birer turra-i samediyettirler.</p>
<p style="text-align: justify;">Evet herbir çiçek, herbir meyve, herbir yaprak, herbir nebat, herbir hayvan;</p>
<p style="text-align: justify;">öyle birer mühr-ü ehadiyet, birer hâtem-i samediyettir ki,</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Herbir ağacı birer mektub-u Rabbanî</li>
<li>Ve herbir taife-i mahlukatı birer kitab-ı Rahmanî</li>
<li>Ve herbir bahçeyi, birer ferman-ı Sübhanî suretine çevirerek,</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">O <strong>ağaç</strong> mektubuna, çiçekleri adedince mühürler ve meyveleri sayısınca imzalar ve yaprakları mikdarınca <u>turralar</u> basılmış <span style="color: #ff0000;">(Tekbir ağaç)</span></p>
<p style="text-align: justify;">Ve O <strong>nev</strong>&#8216; ve taife kitabına dahi, onun kâtibini göstermek, bildirmek için ferdleri adedince <u>hâtemler</u> basılmış. <span style="color: #ff0000;">(Ağaç nev’i)</span></p>
<p style="text-align: justify;">Ve o bahçe fermanına, onun sultanını tanıttırmak, tarif etmek için o bağ içinde bulunan nebat, ağaç, hayvan sayısınca <u>sikkeler</u> basılmış. <span style="color: #ff0000;">(Bahçedeki her nev ağaç)</span></p>
<p style="text-align: justify;">Hattâ herbir ağacın mebdeinde ve müntehasında ve üstünde ve içinde <span style="font-size: 20pt;">هُوَ اْلاَوَّلُ وَاْلآخِرُ وَالظَّاهِرُ وَالْبَاطِنُ</span> isimlerinin işaret ettikleri dört sikke-i tevhid var:</p>
<p style="text-align: justify;"> <strong><b>İsm-i Evvel </b></strong>ile işaret edildiği gibi: Herbir meyvedar ağacın menşe-i aslîsi olan <strong>çekirdek</strong></p>
<p style="text-align: justify;">________</p>
<p style="text-align: justify;">{(Haşiye): Eski zamandan beri darb-ı mesel olarak umumun dilinde ve lisan-ı nâsta gezen şu &#8220;Çekirdekten yetişme&#8221; sözü bu risalenin müellifine bir işaret-i gaybiye-i örfiye denilebilir. Çünki Risale-i Nur hâdimi olan şahıs Kur&#8217;anın feyziyle, çekirdek ve çiçekte tevhid için iki mi&#8217;rac-ı marifet keşfederek tabiiyyunları boğan aynı yerde âb-ı hayat bulmuş ve çekirdekten hakikata ve nur-u marifete yetişmiş ve bu iki şeyin <span style="color: #ff0000;">(Çekirdek ve çiçekten yani her şeyin mebdeine ve neticesine bakmakla marifete yol açmış.)</span> Risale-i Nur&#8217;da ziyade tekrarları bu hikmete binaendir.}</p>
<p>_______</p>
<p style="text-align: justify;">Öyle bir <u>sandukçadır</u> ki, o ağacın proğramını ve fihristesini ve plânını..</p>
<p style="text-align: justify;">ve öyle bir <u>tezgahtır</u> ki, onun cihazatını ve levazımatını ve teşkilatını.. <span style="color: #ff0000;">(Teşkilatını yani dokunan şeylerini)</span></p>
<p style="text-align: justify;">Ve öyle bir <u>makinedir</u> ki, onun ibtidadaki incecik vâridatını ve latifane masarıfını ve tanzimatını taşıyor.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">(Tüm çekirdekleri sandukça, tezgah ve makine tarzında yaratmasıyla birlik mührünü gösteriyor.)</span></p>
<p style="text-align: justify;"> <strong><b>Ve İsm-i Âhir&#8217;le </b></strong>işaret edildiği gibi: Herbir ağacın neticesi ve meyvesi</p>
<p style="text-align: justify;">Öyle bir <u>tarifenamedir</u> ki, o ağacın eşkalini ve ahvalini ve evsafını ve <span style="color: #ff0000;">(meyve ağacı tarif ediyor)</span></p>
<p style="text-align: justify;">Öyle bir <u>beyannamedir</u> ki, onun vazifelerini ve menfaatlerini ve hâssalarını ve</p>
<p style="text-align: justify;">Öyle bir <u>fezlekedir</u> ki, o ağacın emsalini ve ensalini ve nesl-i âtisini o meyvenin kalbinde bulunan çekirdekler ile beyan ediyor, ders veriyor.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">(Herbir ağacın neticesi ve meyvesi tarifename, beyanname ve fezleke suretinde yaratılmasında birlik mührünü gösteriyor.)</span></p>
<p style="text-align: justify;"> <strong><b>Ve İsm-i Zahir&#8217;le </b></strong>işaret edildiği gibi: Her ağacın giydiği suret ve şekil</p>
<p style="text-align: justify;">Öyle musanna&#8217; ve münakkaş bir hulledir, bir libastır ki, o ağacın dal ve budak ve a&#8217;za ve eczasıyla tam kametine göre biçilmiş, kesilmiş, süslendirilmiş.</p>
<p style="text-align: justify;">Ve öyle hassas ve mizanlı ve manidardır ki, o ağacı bir kitab, bir mektub, bir kaside suretine çevirmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">(Her ağacın giydiği suretin ve şeklin hulle ve kitab suretinde yaratılması birlik mührünü gösteriyor.)</span></p>
<p style="text-align: justify;"> <strong><b>Ve İsm-i Bâtın </b></strong>ile işaret edildiği gibi: Her ağacın içinde işleyen tezgâh,</p>
<p style="text-align: justify;">Öyle bir fabrikadır ki, o ağacın bütün ecza ve a&#8217;zasını teşkil ve tedvir ve tedbirini gayet hassas mizanla ölçtüğü gibi,</p>
<p style="text-align: justify;">Bütün ayrı ayrı a&#8217;zalarına lâzım olan maddeleri ve rızıkları, gayet mükemmel bir intizam altında sevk ve taksim ve tevzi ile beraber akılları hayret içinde bırakan şimşek çakmak gibi bir sür&#8217;at ve saati kurmak gibi bir sühulet ve bir orduya &#8220;Arş!&#8221; demek gibi bir birlik ve beraberlik ile o hârika fabrika işliyor.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">(Her ağacın içinde işleyen tezgâhı, fabrika gibi ölçülü süratli ve kolaylıkla yaratılmasında birlik mührünü gösteriyor.)</span></p>
<p style="text-align: justify;"> <strong><b>Elhasıl: </b></strong>Herbir <strong>ağacın</strong></p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Evveli, öyle bir sandukça ve proğram..</li>
<li>Ve âhiri, öyle bir tarifename ve nümune..</li>
<li>Ve zahiri, öyle bir musanna&#8217; hulle ve bir münakkaş libas..</li>
<li>Ve bâtını, öyle bir fabrika ve tezgâhtır ki,</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">Bu dört cihet öyle birbirine bakıyorlar ve dördün mecmuundan öyle bir sikke-i a&#8217;zam, bir ism-i a&#8217;zam <span style="color: #ff0000;">(Hayat)</span> tezahür eder ki, bilbedahe bütün kâinatı idare eden bir Sâni&#8217;-i Vâhid-i Ehad&#8217;den başkası o işleri yapamaz.</p>
<p style="text-align: justify;">Ve ağaç gibi her <strong>zîhayatın</strong> evveli, âhiri, zahiri, bâtını birer sikke-i tevhid, birer hâtem-i vahdet, birer mühr-ü ehadiyet, birer turra-i vahdaniyet taşıyor.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">(Çekirdekteki evvel âhir, zahir, batınına bakıldığı gibi her zîhayata, bahara ve nev-i beşerede bakılabilir. Böylece her yerden tevhid delillerini görmekle huzur-u tam kazanıldığı gibi tevhid delillerini her şey üzerinde birden görmek ile de kibriyasını, azametini ve haşmetini anlamamızı sağlıyor.)</span></p>
<p style="text-align: justify;">İşte bu üç misaldeki ağaca kıyasen, <strong>bahar</strong> dahi çok çiçekli bir ağaçtır:</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Evvel:</strong></span> Güz mevsiminin eline emanet edilen tohumlar, çekirdekler, kökler, İsm-i Evvel&#8217;in sikkesini..</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Âhir:</strong></span> Ve yaz mevsiminin kucağına dökülen, eteğini dolduran meyveler, hububat ve sebzevatlar İsm-i Âhir&#8217;in hâtemini..</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Zahir:</strong></span> Ve bahar mevsimi, hur-il în misillü birbiri üstüne giydiği sündüs-misal hulleler ve yüzbin nakışlar ile süslenmiş fıtrî libaslar İsm-i Zahir&#8217;in mührünü..</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #ff0000;">Bâtın:</span></strong> Ve baharın içinde ve zeminin batnında işleyen samedanî fabrikalar ve kaynayan rahmanî kazanlar ve yemekleri pişirttiren rabbanî matbahlar, İsm-i Bâtın&#8217;ın turrasını taşıyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Hattâ herbir nevi, meselâ <strong>nev&#8217;-i beşer</strong> dahi bir ağaçtır:</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">(Evvel ve âhir) </span>Kökü ve çekirdeği mazide ve semereleri, neticeleri müstakbelde olarak <span style="color: #ff0000;">(Şuan itibari ile mazi ve müstakbele bakıyoruz.)</span> hayat-ı cinsiye ve beka-yı nev&#8217;î içinde gayet muntazam kanunların bulunması gibi,</p>
<p style="text-align: justify;">hal-i hazır vaziyeti dahi, hayat-ı şahsiye ve hayat-ı içtimaiye düsturlarının hükmü altında bir sikke-i tevhid ve</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">(Zahir ve Batın)</span> zahirî karışıklıklar altında gizli, muntazam bir hâtem-i vahdet ve</p>
<p style="text-align: justify;">müşevveş ahval-i beşeriye altında mukadderat-ı hayatiye denilen kaza ve kaderin düsturlarının hükmü altında bir mühr-ü vahdaniyet taşıyor. <span style="color: #ff0000;">(Cenab-ı Hakkın insan nev&#8217;ini yaratmasındaki maksadda Batın İsmi görünür.)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">(<span style="color: #0000ff;">Benim nev&#8217;imdeki karmakarışıklığa bakıp parmak karıştırabilirim deme. Çünki intizam mükemmeldir. O karmakarışık zannettiğin vaziyetler, kudretin kader kitabına göre kemal-i intizam ile bir istinsahtır. Çünki bizden çok aşağı olan ve bizim taht-ı nezaretimizde bulunan hayvanat ve nebatatın kemal-i intizamları gösteriyor ki, bizdeki karışıklıklar bir nevi kitabettir. </span>Sözler 594)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">(Bir hakikat çok kuvvetli bir şekilde ortaya konulursa o hakikatın iktizaları olan diğer hakikatlarda ortaya konulmuş olur. Burada tevhidin delilleri çok kuvvetli bir şekilde ortaya konuluyor olması o hakikatın iktizaları olan diğer imanın erkânını da isbat ediyor.)</span></p>
<p style="text-align: justify;">
<p><a href="https://mutalaainur.com/ikinci-sua-ucuncu-makam/">İkinci Şua Üçüncü Makam</a> yazısı ilk önce <a href="https://mutalaainur.com">Risale-i Nur Külliyatı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İkinci Şua İkinci Makam</title>
		<link>https://mutalaainur.com/ikinci-sua-ikinci-makam/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[mutalaainur]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 11 Jan 2022 18:12:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mütalaalar]]></category>
		<category><![CDATA[Şualar]]></category>
		<category><![CDATA[İkinci Makam]]></category>
		<category><![CDATA[İkinci Şua]]></category>
		<category><![CDATA[Risale-i Nur]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://mutalaainur.com/?p=3096</guid>

					<description><![CDATA[<p>İkinci Makam (Cenab-ı Hakkın esmasının hakikatlarına bakarak tevhidin isbatı yapılıyor.) [Tevhidi ve vahdaniyeti ve vahdeti, kat&#8217;î bir surette iktiza ve istilzam ve îcab eden ve şirki ve iştiraki kabul etmeyen ve müsaade vermeyen deliller hadsizdirler. Onlardan yüzler, belki binler bürhanlar Risale-i Nur&#8217;da tafsilen isbat edildiğinden, burada muktezilerin üç adedine icmalen [&#8230;]</p>
<p><a href="https://mutalaainur.com/ikinci-sua-ikinci-makam/">İkinci Şua İkinci Makam</a> yazısı ilk önce <a href="https://mutalaainur.com">Risale-i Nur Külliyatı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3 style="text-align: center;"><strong><b>İkinci Makam</b></strong></h3>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">(Cenab-ı Hakkın esmasının hakikatlarına bakarak tevhidin isbatı yapılıyor.)</span></p>
<p style="text-align: justify;">[Tevhidi ve vahdaniyeti ve vahdeti, kat&#8217;î bir surette iktiza ve istilzam ve îcab eden ve şirki ve iştiraki kabul etmeyen ve müsaade vermeyen deliller hadsizdirler. Onlardan yüzler, belki binler bürhanlar Risale-i Nur&#8217;da tafsilen isbat edildiğinden, burada muktezilerin üç adedine icmalen işaret edilecek.]</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><b>Birincisi: </b></strong>Bu kâinatta göz ile görünen hakîmane ef&#8217;alin ve basîrane tasarrufatın şehadetiyle; bu masnuat bir<u> Hâkim-i Hakîm&#8217;in,</u>  <u>bir Kebir-i Kâmil&#8217;in</u> hududsuz sıfât ve isimleriyle ve nihayetsiz mutlak olan ilim ve kudretiyle yapılıyor, icad ediliyor.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">(Tevhidden bahsedebilmek için altta tarif edilen vasıflara sahib bir ilahın varlığına ihtiyaç vardır. Bu vasıfların hepsini birden kendinde bulunduramayan kimsenin İlahlığından bahsedilmez.)</span></p>
<p style="text-align: justify;">Evet bir hads-i kat&#8217;î ile bu eserlerden</p>
<ol style="text-align: justify;">
<li>O Sâni&#8217;in hem rububiyet-i âmme derecesinde <u>hâkimiyeti ve âmiriyeti,</u></li>
<li>Hem ceberutiyet-i mutlaka derecesinde <u>kibriyası</u> <span style="color: #ff0000;">(Kibriya, Zâtının büyüklüğü)</span> ve <u>azameti</u>, <span style="color: #ff0000;">(Azamet, rububiyete itibariyle icraatının büyüklüğü)</span></li>
<li>Hem uluhiyet-i mutlaka derecesinde <u>kemali ve istiğnası,</u></li>
<li>Hem hiçbir kayıd altına girmeyen ve hiçbir hadd ü nihayeti <span style="color: #ff0000;">(Nihayeti bulunmayan kelimesi, tam ve mükemmel manasındadır.)</span> bulunmayan <u>faaliyeti </u>ve <u>saltanatı</u> var olduğu anlaşılır ve kat&#8217;î bilinir, belki görünür.</li>
<li>Hâkimiyet <span style="color: #ff0000;">(<span style="color: #0000ff;">Âyet-ül Kübra İkinci Bab Birinci Menzil Dördüncü Hakikat: &#8220;Hâkimiyet&#8221;tir.</span> Şualar 152 )</span></li>
<li>Ve kibriya <span style="color: #ff0000;">(<span style="color: #0000ff;">Âyet-ül Kübra İkinci Bab İkinci Menzil Birinci Hakikat: Kibriya ve azamet hakikatıdır.</span> Şualar 154 )</span></li>
<li>Ve kemal ve istiğna</li>
<li>Ve ıtlak ve ihata ve nihayetsizlik ve hadsizlik ise vahdeti istilzam edip, iştirake zıddırlar. <span style="color: #ff0000;">(<span style="color: #0000ff;">Âyet-ül Kübra İkinci Bab İkinci Menzil İkinci Hakikat: Kâinatta tasarrufları görünen ef&#8217;al-i Rabbaniyenin ıtlak ve ihata ve nihayetsiz bir surette zuhur etmesi hakikatıdır.</span> Şualar 155 )</span></li>
</ol>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Amma <strong><u>Hâkimiyet Ve Âmiriyetin </u></strong>vahdete şehadetleri ise; Risale-i Nur&#8217;un çok yerlerinde gayet kat&#8217;î bir surette isbat edilmiş. Hülâsat-ül hülâsası şudur ki:</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;"><strong><u><b>Hâkimiyetin şe&#8217;ni ve muktezası</b></u></strong>, istiklaliyet ve infiraddır ve gayrın müdahalesini reddir. Hattâ aczleri için muavenete fıtraten muhtaç olan <strong><b>insanlar</b></strong> dahi, o hâkimiyetin bir gölgesi <span style="color: #ff0000;">(gölge zaafiyet ve tabiiyet manasındadır.)</span> <strong><b>cihetiyle</b></strong> gayrın müdahalesini red ve istiklaliyetini muhafaza etmek için bir memlekette iki padişah, bir vilayette iki vali, bir nahiyede iki müdür, hattâ bir mahallede iki muhtar bulunmuyor. Eğer bulunsa herc ü merc olur, ihtilâl başlar, intizam bozulur. Madem hâkimiyetin bir gölgesi, âciz ve muavenete muhtaç olan insanlarda bu derece müdahale-i gayrı ve iştiraki reddedip kabul etmezse; elbette acizden münezzeh bir Kadir-i Mutlak&#8217;ta, rububiyet suretindeki hâkimiyet, hiçbir cihetle iştiraki ve müdahale-i gayrı kabul etmez. Belki gayet şiddetle reddeder ve şirki tevehhüm ve itikad edenleri gayet hiddetle dergâhından tardeder. İşte Kur&#8217;an-ı Hakîm&#8217;in, ehl-i şirk aleyhinde gayet şiddet ve hiddetle beyanatı bu mezkûr hakikattan ileri geliyor.</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Amma <strong><u>Kibriya Ve Azamet Ve Celalin</u> </strong>vahdete şehadetleri ise, o dahi Risale-i Nur&#8217;da parlak bürhanlarıyla beyan edilmiş. Burada gayet muhtasar bir mealine işaret edilecek.</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">Meselâ: Nasılki güneşin azamet-i nuru <span style="color: #ff0000;">(Nur ayın Işığı)</span> ve kibriya-yı ziyası, <span style="color: #ff0000;">(Ziya güneşin Işığı)</span> perdesiz ve yakınında bulunan başka zaîf nurlara hiçbir cihetle</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>ihtiyaç bırakmadığı</li>
<li>Ve tesir vermediği gibi,</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">öyle de kudret-i İlahiyenin azamet ve kibriyası dahi, ayrı hiçbir kuvvete, hiçbir kudrete ihtiyaç bırakmadığı gibi, onlara hiçbir icadı, hiçbir hakikî tesiri vermez.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">(<span style="color: #0000ff;">İşte silsile-i kâinat kadar kuvvetli bürhanlar, meslek-i tevhidi isbat eder. Ve bir Kadîr-i Mutlak&#8217;ı gösterir.</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;"><strong>Madem</strong> hilkat-i semavat ve arz, bir Sâni&#8217;-i Kadîr&#8217;i ve o Sâni&#8217;-i Kadîr&#8217;in nihayetsiz bir kudretini ve o nihayetsiz bir kudretin, nihayetsiz bir kemalde olduğunu gösterir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;"><strong>Elbette</strong> şeriklerden istiğna-yı mutlak var. Yani, hiçbir cihette şeriklere ihtiyaç yok.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;">İhtiyaç olmadığı halde neden bu zulümatlı meslekte gidiyorsunuz? Ne zorunuz var ki, oraya giriyorsunuz?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;"><strong>Hem</strong> de şürekaya hiçbir ihtiyaç olmadığı ve kâinat onlardan müstağni-i mutlak oldukları halde, şerik-i uluhiyet gibi, rububiyet ve icad şerikleri dahi mümteni&#8217;dirler, vücudları muhaldir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><span style="color: #0000ff;"><strong>Çünki</strong> semavat ve arzın Sâni&#8217;indeki kudret hem nihayet kemalde, hem nihayetsiz olduğunu isbat ettik.</span> Sözler &#8211; 607)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">(İhtiyaç olmadığı ve tesir de vermediğinin izahı)</span></p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Ve bilhâssa kâinattaki bütün makasıd-ı Rabbaniyenin temerküz ettiği yeri ve medarları olan <u>zîhayat ve zîşuurları</u> başkalara havalesi kabil değil. <span style="color: #ff0000;">(Rububiyetinin azametini icraatıyla göstermek maksadıyla zîhayat ve zîşuurları yaratan Allah, zîhayat ve zîşuurların nazında kendini icraatıyla tanıttıracak bir şeriki reddeder. Zaten böyle bir şerike ihtiyaç olmadığı gibi zahir nazarda görülen sebeblerin de hiçbir tesiri yoktur.)</span></li>
<li>Hem hilkat-ı insaniyenin ve hadsiz enva&#8217;-ı nimetin icadındaki gayelerin tezahür ettiği yerleri, menşe&#8217;leri olan <u>zîhayatların cüz&#8217;iyatındaki ahval ve semeratı ve neticeleri başka ellere havalenin hiçbir cihet-i imkânı yoktur.</u> <span style="color: #ff0000;">(Uluhiyetin kibriyası mahlukatın kendisine ubudiyette bulunmasını ister. Bu yüzden mahlukatı kendisine ubudiyet ettirecek bir şeriki reddeder. Zaten böyle bir şerike ihtiyaç olmadığı gibi zahir nazarda görülen sebeblerin de hiçbir tesiri yoktur.)</span></li>
</ul>
<p style="text-align: justify;"><strong><b>Meselâ</b></strong> bir zîhayat, cüz&#8217;î bir şifası veya bir rızkı veya bir hidayeti için Cenab-ı Hak&#8217;tan başkasına hakikî minnetdar olmak ve başkasına perestişkârane medh ü sena etmek, <strong><b>rububiyetin</b></strong> azametine dokunur ve <strong><b>uluhiyetin</b></strong> kibriyasına ilişir ve <strong>mabudiyet</strong>-i mutlakanın haysiyetine dokundurur, celalini müteessir eder.</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Amma <strong><u>Kemalin Sırr-ı</u></strong> vahdete işareti ise, yine Risale-i Nur&#8217;da çok parlak bürhanlarıyla beyan edilmiştir. Gayet muhtasar bir meali şudur ki:</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">(<strong>Birincisi:</strong> Kudretin kemal noktada icraatı tevhidi isbat ediyor.)</span></p>
<p style="text-align: justify;">Semavat ve arzın hilkatı, bilbedahe gayet kemalde bir kudret-i mutlakayı ister. <span style="color: #ff0000;">(Otuzikinci sözde geçtiği gibi <span style="color: #0000ff;">&#8220;Siz ne ile nihayetsiz bir kudret sahibi bir Vâhid-i Ehad&#8217;i isbat ediyorsunuz? Neden onun kudretiyle beraber başka eller karışmasını kabil görmüyorsunuz?&#8221;</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;">ELCEVAB: Yirmiikinci Söz&#8217;de kat&#8217;î isbat edilmiş ki;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;">Bütün mevcudat, bütün zerrat, bütün yıldızlar, herbiri Vâcib-ül Vücud&#8217;un ve Kadîr-i Mutlak&#8217;ın <u>vücub-u vücuduna</u> birer bürhan-ı neyyirdir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;">Bütün kâinattaki silsilelerin herbiri, onun <u>vahdaniyetine</u> birer delil-i kat&#8217;îdir.&#8221; </span><span style="color: #ff0000;">Sözler &#8211; 605)</span></p>
<p style="text-align: justify;">Belki her bir zîhayatın acaib cihazatı dahi, kemal-i mutlakta bir kudreti iktiza eder.</p>
<p style="text-align: justify;">Ve aczden münezzeh ve kayıddan müberra bir kudret-i mutlakadaki kemal ise, elbette vahdeti istilzam eder.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">(<strong>İkincisi:</strong> Zıddiyet itibari ile başka ellerin karışması tevhide münafidir.)</span> Yoksa</p>
<ol style="text-align: justify;">
<li>Kemaline nakîse</li>
<li>Ve ıtlakına kayıd konmak</li>
<li>Ve nihayetsizliğine nihayet vermek</li>
<li>Ve en kavî bir kudreti en zayıf bir acze sukut ettirmek</li>
<li>Ve nihayetsiz bir kudrete, nihayetsiz olduğu bir vakitte, bir mütenahî ile nihayet vermek lâzım gelecek.</li>
</ol>
<p>Bu ise, beş vecihle muhal içinde muhaldir.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><span style="color: #0000ff;">{(Haşiye-2): Evet inkılab-ı hakaik ittifaken muhaldir. Ve inkılab-ı hakaik içinde muhal-ender-muhal, bir zıd kendi zıddına inkılabıdır. Ve bu inkılab-ı ezdad içinde bilbedahe bin derece muhal şudur ki: Zıd, kendi mahiyetinde kalmakla beraber, kendi zıddının aynı olsun. Meselâ: Nihayetsiz bir cemal; hakikî cemal iken, hakikî çirkinlik olsun. İşte şu misalimizde meşhud ve kat&#8217;iyy-ül vücud olan bir cemal-i rububiyet; cemal-i rububiyet mahiyetinde daim iken, ayn-ı çirkinlik olsun. İşte dünyada muhal ve bâtıl misallerin en acibidir.}.</span> Sözler ( 72 )</span></p>
<ul>
<li>Amma, <strong><u>Itlak Ve İhata Ve Nihayetsizliğin</u> </strong>vahdete şehadetleri ise; o dahi Siracünnur Risalelerinde tafsilen zikredilmiş.</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">Bir muhtasar meali şudur:</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">(Itlak; hiç bir kayıt altına girmemek)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">(İlk madem ıtlakın ispatıdır.)</span><strong><b><span style="color: #ff0000;"> </span>Madem</b></strong> kâinattaki ef&#8217;alin <span style="color: #ff0000;">(Tanzim, tevzin, tanzif gibi fiiller)</span> herbiri, kendi eserinin etrafa istilakârane yayılması ile her bir fiilin ihatasını ve ıtlakını ve hadsiz bulunduğunu ve kayıdsızlığını gösterir. <span style="color: #ff0000;">(Yani bir eserde görünen fiillerin o eserin bulunduğu her yerde aynı surette görünmesidir.)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">(İkinci madem ise şirkin olmadığının ispatıdır.)</span><strong><b><span style="color: #ff0000;"> </span>Ve madem</b></strong> iştirak ve şirk ise, o ihatayı inhisar altına ve o ıtlakı kayıd altına ve o hadsizliği hadd altına alıp ıtlakın hakikatını ve ihatanın mahiyetini bozuyor.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><b>Elbette</b></strong> mutlak ve muhit olan o ef&#8217;alde iştirak muhaldir, imkânı yoktur.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><b>Evet</b></strong> ıtlakın mahiyeti, iştirake zıddır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><b>Çünki</b></strong> ıtlakın manası, hattâ mütenahî ve maddî ve mahdud bir şeyde dahi olsa, yine istilakârane ve istiklaldarane etrafa, her yere yayılır, intişar eder.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><b>Meselâ</b></strong>: Hava ve ziya ve nur ve hararet, hattâ su, ıtlaka mazhar olsalar, her tarafa yayılırlar.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><b>Madem</b></strong> ıtlak ciheti, cüz&#8217;îde dahi olsa, maddîleri mahdudları böyle müstevli yapıyor.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><b>Elbette</b></strong> küllî bir ıtlak-ı hakikî, böyle hem nihayetsiz, hem maddeden münezzeh, hem hududsuz, hem kusurdan müberra olan sıfatlara öyle bir istilâ ve ihata verir ki, şirk ve iştirakin hiçbir cihet-i imkânı ve ihtimali olamaz.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">(Yukarıdaki misali hakikatı ile birlikte düşünürsek esma-i ilahiye adedince ef&#8217;allerin her tarafı ihata ettiğini göstermekle şirki reddeder.)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><b>Elhasıl: </b></strong><span style="color: #ff0000;">(Bu elhasıl birinci muktezinin bütününü kapsar.)</span></p>
<p style="text-align: justify;">Kâinatta görünen binlerle ef&#8217;al-i umumiyenin ve cilveleri görünen yüzer esma-i İlahiyenin her birinin</p>
<ol style="text-align: justify;">
<li>Hem hâkimiyeti,</li>
<li>Hem kibriyası,</li>
<li>Hem kemali,</li>
<li>Hem ihatası, hem ıtlakı, hem nihayetsizliği;</li>
</ol>
<p>vahdetin ve tevhidin gayet kuvvetli birer bürhanıdırlar.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">(Mukadder bir sual: Eğer her fiilin her yere ihatası varsa filleri birbirine karşı kayıtlayan nedir?)</span></p>
<p style="text-align: justify;">Hem nasılki, bir fevkalâde kuvvet, faaliyete girmek için istilâ etmek ister, başka kuvvetleri dağıtır.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">(Elcevab: Fiilleri birbirine karşı kayıtlayan hikmet-i âmme ve adalet-i mutlakadır. Eğer hikmet-i âmme ve adalet-i mutlaka olmasa idi ve onları durdurmasa idi, herbiri umum mevcudatı istilâ edecekti.)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><b>Öyle de,</b></strong> herbir fiil-i rububiyet ve herbir cilve-i esma-i Uluhiyet, o derece fevkalâde kuvvetleri, eserlerinde görünüyor ki; eğer hikmet-i âmme ve adalet-i mutlaka olmasa idi ve onları durdurmasa idi, herbiri umum mevcudatı istilâ edecekti.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">(<span style="color: #0000ff;">Kâinatta tasarrufları görünen ef&#8217;al-i Rabbaniyenin ıtlak ve ihata ve nihayetsiz bir surette zuhurlarıdır. Ve o fiilleri takyid ve tahdid eden, yalnız hikmet ve iradedir ve mazharların kabiliyetleridir.</span> Şualar &#8211; 155)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><b>Meselâ</b></strong>: Kavak ağacını umum zeminde halkeden ve tedbirini gören bir kuvvet, hiç mümkün müdür ki; onun yanında ve efradı içinde yayılmış ve karışmış olan ceviz ve elma ve zerdali misillü ağaçların kavağa bitişik olan cüz&#8217;î ferdlerini, o kavak nev&#8217;ini tamamen, birden zabteden küllî kuvveti altına ve tedbiri içine almasın ve istilâ etmesin ve başka kuvvetlere kaptırsın?</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><b>Evet</b></strong> her bir nevi mahlukatta, belki her bir ferdde tasarruf eden öyle bir kuvvet ve kudret hissediliyor ki, bütün kâinatı istilâ ve bütün eşyayı zabt ve bütün mevcudatı hükmü altına alabilir bir mahiyette görünüyor.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">(Her bir ferdin vücuda gelmesinde nihayetsiz bir kudret tasarruf ediyor. Ama bu nihayetsiz kudret diğer nevlerin vücuda gelmesinde engel teşkil etmiyor. İşte bu, iki şeyi netice verir. Birincisi fiilleri birbirine karşı kayıtlayan hikmet-i âmme ve adalet-i mutlakadır. İkincisi<strong><b> </b></strong>böyle bir kuvvet, iştiraki hiç bir cihette kabul edemez, şirke meydan vermez.)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><b>Elbette</b></strong> böyle bir kuvvet, iştiraki hiç bir cihette kabul edemez, şirke meydan vermez.</p>
<p style="text-align: justify;">Hem nasılki bir meyvedar ağacın sahibi, o ağaçtan en ziyade ehemmiyet verdiği ve alâkadarlık gösterdiği cihet ve madde,</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>O ağacın meyveleri</li>
<li>Ve dallarının uçlarındaki semereleri</li>
<li>Ve tohumluk için o meyvelerin kalblerinde ve bizzât kalbleri olan çekirdekleridir.</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">Ve onun mâliki, aklı varsa, o dallardaki meyveleri başkalara daimî temlik edip, boşboşuna mâlikiyetini bozmaz.</p>
<p style="text-align: justify;">Aynen öyle de;</p>
<p style="text-align: justify;">şu kâinat denilen ağacın</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Dalları <u>olan</u> <strong>unsurlar</strong></li>
<li>Ve unsurların uçlarında bulunan ve çiçekleri ve yaprakları hükmünde <u>olan</u> <strong>nebatat ve hayvanat</strong></li>
<li>Ve o yaprakların ve çiçeklerin en yukarısındaki meyveler <u>olan</u> <strong>insanlar</strong></li>
<li>Ve o meyvelerin en mühim meyveleri ve semereleri ve netice-i hilkatları <u>olan</u> <strong>ubudiyetlerini ve şükürlerini</strong></li>
<li>Ve bilhâssa o meyvelerin cem&#8217;iyetli çekirdekleri <u>olan</u> <strong>kalblerini</strong> <span style="color: #ff0000;">(Şükürler ubudiyetler kalbde saklı)</span></li>
<li>Ve zahr-ı kalb <u>denilen</u> <strong>kuvve-i hâfızalarını </strong><span style="color: #ff0000;">(Kuvve-i hafiza marifetin mahali olmuştur.)</span></li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">başka kuvvetlere hiçbir cihetle kaptırmaz ve kaptırmakla saltanat-ı rububiyetini kırmaz ve kırmakla mabudiyetini bozmaz.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hem</strong> daire-i mümkinatın ve kesretin en müntehasında bulunan cüz&#8217;iyatta, belki o cüz&#8217;iyatın cüz&#8217;iyat-ı ahvalinde ve keyfiyatında</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Makasıd-ı rububiyet temerküz <u>ettiğinden,</u> <span style="color: #ff0000;">(Makasıd-ı Rabbani: Kendini zîşuurlara tanıttırmak ve sevdirmek ve medh ü senasını ettirmek ve minnetdarlıklarını kendine celbetmektir)</span></li>
<li>Hem de mabudiyete uzanan ve mabuda bakan minnetdarlıkların ve teşekküratların ve perestişliklerin menşe&#8217;leri onlar <u>olduğundan,</u></li>
</ul>
<p style="text-align: justify;"><strong>Elbette</strong> onları başka ellere vermez ve vermekle hikmetini ibtal etmez. Ve hikmetini ibtal etmekle uluhiyetini iskat etmez.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Çünki mevcudatın icadındaki en mühim makasıd-ı Rabbaniye,</strong></p>
<ul style="text-align: justify;">
<li><strong>Kendini zîşuurlara tanıttırmak</strong></li>
<li><strong>Ve sevdirmek</strong></li>
<li><strong>Ve medh ü senasını ettirmek</strong></li>
<li><strong>Ve minnetdarlıklarını kendine celbetmektir.</strong></li>
</ul>
<p style="text-align: justify;"><strong>Bu ince sır içindir ki;</strong> şükrü ve perestişi ve minnetdarlığı ve muhabbeti ve medhi ve ubudiyeti intac eden rızk ve şifa ve bilhâssa hidayet ve iman gibi daire-i kesretin en âhirindeki cüz&#8217;î ve küllî bu gibi fiiller ve in&#8217;amlar, doğrudan doğruya kâinat Hâlıkının ve umum mevcudat sultanının eseri ve ihsanı ve in&#8217;amı ve hediyesi ve fiili olduğunu göstermek için Kur&#8217;an-ı Mu&#8217;ciz-ül Beyan</p>
<p style="text-align: justify;"><em><i>______</i></em></p>
<p style="text-align: justify;"><em><i>{(Haşiye): Meselâ:</i></em><em><i> </i></em><span style="font-size: 20pt;">اِنَّ اللّهَ هُوَ الرَّزَّاقُ ذُو الْقُوَّةِ الْمَتِينُ</span><em>   </em>tekrar ile rızkı ve hidayeti ve şifayı Zât-ı Vâcib-ül Vücud&#8217;a veriyor ve onları ihsan etmek ona mahsus ve ona münhasırdır diyor ve gayet şiddetle gayrın müdahalesini reddediyor.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Evet</strong> ebedî bir dâr-ı saadeti kazandıran iman nimetini veren, elbette ve her halde o dâr-ı saadeti halk eden ve imanı ona anahtar yapan bir Zât-ı Zülcelal&#8217;in nimeti olabilir. Başkası bu derece büyük bir nimetin mün&#8217;imi olarak mabudiyetin en büyük penceresini kapayıp, en ehemmiyetli vesilesini kapamaz ve çalamaz.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">(<strong>Evet</strong> maddi ve manevi hayatı devam ettiren rızık nimetini veren, elbette ve her halde zemin yüzünde maddi ve manevi sofraları halk eden ve rızka iştihayı ona anahtar yapan bir Zât-ı Zülcelal&#8217;in nimeti olabilir. Başkası bu derece büyük bir nimetin mün&#8217;imi olarak mabudiyetin en büyük penceresini kapayıp, en ehemmiyetli vesilesini kapamaz ve çalamaz.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Evet</strong> maddi ve manevi hastalıklardan musibetlerden kurtaran şifa nimetini veren, elbette ve her halde zemin yüzünde maddi ve manevi hastalıkları musibetleri halk eden ve acz ve fakrı ona anahtar yapan bir Zât-ı Zülcelal&#8217;in nimeti olabilir. Başkası bu derece büyük bir nimetin mün&#8217;imi olarak mabudiyetin en büyük penceresini kapayıp, en ehemmiyetli vesilesini kapamaz ve çalamaz.)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><b>Elhasıl: </b></strong>Şecere-i hilkatın en müntehasındaki en cüz&#8217;î ahval ve semerat, <span style="color: #ff0000;">(Rızk ve şifa ve bilhâssa hidayet ve iman)</span> iki cihetle tevhide ve vahdete işaret ve şehadet ederler:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><b>Birincisi:</b></strong></p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Rububiyetin kâinattaki maksadları onlarda tecemmu&#8217; ve gayeleri onlarda temerküz ve ekser esma-i hüsnanın cilveleri ve zuhurları ve taayyünleri ve <u>hilkat-ı mevcudatın neticeleri ve faideleri</u> onlarda içtima ettiğinden, onların her birisi, bu temerküz noktasından der: Ben bütün kâinatı halk eden zâtın malıyım, fiiliyim, eseriyim. <span style="color: #ff0000;">(Cenab-ı Hakkın makasıd-ı Rububiyeti itibariyle insana baktığımızda insanın Cenab-ı Hakkı tanıması ve tanıtması tevhide ve vahdete şehadet ediyor.)</span></li>
</ul>
<p style="text-align: justify;"><strong><b>İkinci cihet ise: </b></strong>O cüz&#8217;î meyvenin kalbi, hem hadîsçe zahr-ı kalb denilen insanın hâfızası, <span style="color: #ff0000;">(İnsanın kalb ve aklı  itibariyle insana baktığımızda insanın Cenab-ı Hakkı tanıması ve tanıtması tevhide ve vahdete şehadet ediyor.)</span></p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Ekser enva&#8217;ın bir çeşit muhtasar fihristesi ve bir küçük nümune haritası ve şecere-i kâinatın bir manevî çekirdeği ve ekser esma-i İlahiyenin incecik bir âyinesi olduğu;</li>
<li>Hem o kalbin ve hâfızanın emsalleri ve sikkeleri bir tarzda bulunan bütün kalblerin ve hâfızaların kâinat yüzünde müstevliyane intişarları,</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;"><strong>Elbette</strong> bütün kâinatı kabza-i tasarrufunda tutan bir zâta bakar ve yalnız onun eseriyim ve onun san&#8217;atıyım derler.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><b>Elhasıl: </b></strong>Nasılki</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Birinci Cihet; </strong></span>bir meyve, <u>faydalılığı cihetiyle,</u> tamam ağacının mâlikine bakar.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><strong>İkinci Cihet;</strong></span></p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Ve çekirdeği cihetiyle, bütün o ağacın ecza ve a&#8217;za ve mahiyetine nazar eder.</li>
<li>Ve bütün emsalinde aynı bulunan yüzündeki sikkesi cihetiyle, o ağacın bütün meyvelerini temaşa eder: &#8220;Biz biriz ve bir elden çıkmışız, birtek zâtın malıyız. Ve birimizi yapan, elbette umumumuzu o yapar.&#8221; derler.</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;"><strong>Öyle de</strong> daire-i kesretin nihayetlerindeki Zîhayat ve zîhayatın ve hususan İnsanın</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Yüzündeki sikke <span style="color: #ff0000;">(Bütün emsalinde aynı bulunan yüzündeki sikkesi cihetiyle tevhide ve vahdete şehadet ediyor.)</span></li>
<li>Ve kalbindeki fihristiyet <span style="color: #ff0000;">(Ekser enva&#8217;ın bir çeşit muhtasar fihristesi olmasıyla tevhide ve vahdete şehadet ediyor.)</span></li>
<li>Ve mahiyetindeki neticelik ve meyvelik cihetiyle, <span style="color: #ff0000;">(Makasıd-ı Rububiyeti anlamak itibariyle insanın Cenab-ı Hakkı tanıması ve tanıtması tevhide ve vahdete şehadet ediyor.)</span></li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">doğrudan doğruya bütün kâinatı kabza-i rububiyetinde tutan zâta bakar ve vahdetine şehadet eder.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><b>Vahdaniyetin ikinci muktezisi: </b></strong><u>Vahdette vücub derecesinde bir sühulet, bir kolaylık ve şirkte, imtina&#8217; derecesinde bir suubet ve müşkilât bulunmasıdır.</u></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">(<span style="color: #0000ff;"><span style="color: #ff0000;">Tevhid yalnız vücub ve vahdet manasında değildir. Kemal sıfatlarında da noksanlık isnad etmemek tevhidin muktezisidir. Çünkü </span>&#8220;Kâfirler Allah&#8217;ı inkâr etmiyorlar, yalnız sıfâtında hata ediyorlar.&#8221; </span>Şualar &#8211; 584)</span></p>
<p style="text-align: justify;">Bu hakikat ise; <span style="color: #ff0000;">(Bu hakikat üç yerde izah edilmiştir.)</span></p>
<ol style="text-align: justify;">
<li>İmam-ı Ali Radıyallahü Anh&#8217;ın tabirince Siracünnur&#8217;un çok risalelerinde</li>
<li>Ve bilhâssa Yirminci Mektub&#8217;da tafsilen</li>
<li>Ve Otuzuncu Lem&#8217;anın Dördüncü Nüktesinde <span style="color: #ff0000;">(İsm-i Ferd)</span> icmalen gayet kat&#8217;î ve parlak bir surette isbat ve izah edilmiş</li>
</ol>
<p>Ve gayet kuvvetli bürhanlar ile gösterilmiştir ki:</p>
<p style="text-align: justify;"><u>Bütün eşya birtek zâta verilse,</u></p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Bu kâinatın <strong><b>icadı </b></strong>ve <strong><b>tedbiri</b></strong>, bir ağaç kadar <u>kolay</u></li>
<li>Ve bir ağacın <strong><b>halkı </b></strong>ve <strong><b>inşası</b></strong>, bir meyve kadar <u>sühuletli</u></li>
<li>Ve bir baharın <strong><b>ibdaı </b></strong>ve <strong><b>idaresi</b></strong>, bir çiçek kadar <u>âsân</u></li>
<li>Ve hadsiz efradı bulunan bir nev&#8217;in <strong><b>terbiyesi </b></strong>ve <strong><b>tedbiri</b></strong>, bir ferd kadar <u>müşkilâtsız</u> olur.</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;"><u>Eğer şirk yolunda esbab ve tabiata verilse;</u></p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Bir ferdin <strong>icadı</strong>, bir nevi belki neviler kadar</li>
<li>Ve bir çiçeğin hayatdar <strong>ibdaı</strong> ve <strong>teçhizi</strong> bir bahar, belki baharlar kadar</li>
<li>Ve bir meyvenin <strong>inşa</strong> ve <strong>ihyası</strong> bir ağaç, belki yüz ağaç kadar</li>
<li>Ve bir ağacın <strong>icadı ve inşa ve ihya ve idare ve terbiye ve tedbiri</strong> kâinat kadar, belki daha ziyade <u>müşkil</u> olur.</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">Madem Siracünnur&#8217;da hakikat-ı hal böyle isbat edilmiş ve</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Madem bilmüşahede gözümüz önünde görüyoruz ki,</li>
<li>Gayet derecede san&#8217;atlı ve kıymetdarlık ile <em>beraber</em> nihayet derecede bir <strong><b>mebzuliyet</b></strong></li>
<li>Ve her bir zîhayat fevkalâde mu&#8217;cizane ve hârika ve çok cihazatları bulunan birer makine-i acibe olmakla <em>beraber</em>, sehavet-i mutlaka içinde kibrit çakar gibi bir sür&#8217;at-i hârika ile gayet derecede <strong><b>kolaylık </b></strong>ve <strong><b>sühulet</b></strong> ve <strong>külfetsiz</strong> bir surette vücuda geliyorlar.</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;"><strong><b>Elbette</b></strong> bizzarure ve bilbedahe gösterir ki, o <strong><b>mebzuliyet</b></strong> ve o <strong><b>sühulet</b></strong>, vahdetten ve birtek zâtın işleri olmasından ileri geliyor.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><b>Yoksa</b></strong> değil ucuzluk ve çokluk ve çabukluk ve kolaylık ve kıymetdarlık, belki şimdi beş para ile alınan bir meyve, beşyüz lira ile alınmayacaktı; belki bulunmayacak derecede nâdir olacaktı. <span style="color: #ff0000;">(Hem san&#8217;at noktasında, hem çokluk ve çabukluk noktasında kolay olmayacağı için beş para ile alınan bir meyve, beşyüz lira ile alınmayacaktı.)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">(Mebzuliyet ve sühuletin vahdetten ileri geldiğine dair iki misal veriliyor.)</span></p>
<ol style="text-align: justify;">
<li>Ve şimdi saati kurmak</li>
<li>Ve elektriğin düğmelerine dokunmakla işleyen</li>
</ol>
<p style="text-align: justify;">Muntazam makineler gibi vücudları, icadları kolay ve âsân olan zîhayat şeyler; imtina&#8217; derecesinde suubetli, müşkilâtlı olacak ve bir günde ve bir saatte ve bir dakikada bütün cihazat ve şerait-i hayatıyla vücuda gelen bir kısım hayvanlar bir senede, belki bir asırda, belki hiç gelmeyecek idi.</p>
<p style="text-align: justify;">Siracünnur&#8217;un yüz yerinde en muannid bir münkiri dahi susturacak bir kat&#8217;iyyetle isbat edilmiş ki:</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">(Herşeyi kendi âlemimizde Allah’a vermek; hem imkân, hem de imtina yoluyla isbat ile olur. Yani hem vahdetteki suhuleti, hem de şirkteki suubeti göstermek ile olur.)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><u>Bütün eşya birtek Zât-ı Vâhid-i Ehad&#8217;e verilse,</u> birtek şey gibi kolay ve çabuk ve ucuz olur.</p>
<p style="text-align: justify;"><u>Eğer esbaba ve tabiata dahi hisse verilse,</u> birtek şeyin icadı bütün eşya kadar çetin ve geç ve ehemmiyetsiz ve bahalı olacak.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu hakikatın bürhanlarını görmek istersen</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Yirminci</li>
<li>Ve Otuzüçüncü Mektublara</li>
<li>Ve Yirmiikinci</li>
<li>Ve Otuzikinci Sözlere</li>
<li>Ve tabiata dair Yirmiüçüncü</li>
<li>Ve ism-i a&#8217;zama dair Otuzuncu Lem&#8217;alara
<ul>
<li>Ve bilhâssa Otuzuncu Lem&#8217;anın İsm-i Ferd</li>
<li>Ve İsm-i Kayyum&#8217;a dair</li>
</ul>
</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">Dördüncü ve Altıncı Nüktelerine baksan göreceksin ki,</p>
<p style="text-align: justify;">iki kerre iki dört eder kat&#8217;iyyetinde bu hakikat isbat edilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Burada, o yüzer bürhanlarından bir tanesine işaret edilecek. Şöyle ki:</p>
<p style="text-align: justify;">Eşyanın icadı,</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Ya ademden olur,</li>
<li>Ya terkib suretinde sair anasırdan ve mevcudattan toplanır.</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">(Eşyanın icadının adem-i zahirîden olduğunun isbatı;)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><u>Eğer birtek zâta verilse,</u> o vakit her halde o zâtın herşeye muhit bir ilmi ve herşeye müstevli bir kudreti bulunacak. Ve bu surette onun ilminde suretleri ve vücud-u ilmîleri bulunan eşyaya vücud-u haricî vermek ve zahir bir ademden çıkarmak ise,</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">(Birinci Temsil; Kibritin yanma mahiyetine kuvvet uygulanarak yanması)</span> bir kibrit çakar gibi</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">(İkinci Temsil;)</span> Veya göze görünmeyen bir yazı ile yazılan bir hattı göze göstermek için, gösterici bir maddeyi üstüne geçirmek ve sürmek gibi</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">(Üçüncü Temsil;)</span> Veya fotoğrafın âyinesindeki sureti kâğıt üstüne nakleden kolay ameliyat gibi gayet kolay bir surette Sâni&#8217;in ilminde plânları ve proğramları ve manevî mikdarları bulunan eşyayı, &#8220;Emr-i Kün Feyekûn&#8221; <span style="color: #ff0000;">(Ol der olu verir yani ilim, irade ve kudret ile vücuda gelir.)</span> ile adem-i zahirîden vücud-u haricîye çıkarır. <span style="color: #ff0000;">(Âyinede görünen vücutlarla kâğıt da görünen vücut arasındaki fark ilimde olan vücudun hariçteki vücud arasındaki fark gibidir.)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">(Eşyayı yoktan var etmek iki şekil de olur. Birincisi ibda ve ihtira ile İkincisi zerratından başka suretlerini ve siretlerini birbirine benzemeksizin yaratmakla olur.)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">(</span><span style="color: #0000ff;">Meselâ, bir aynada güneş görünüyor. Şu ayna, güneşin hem zarfı, hem mevsûfudur. Yani, güneş bir cihette onun içinde bulunur ve bir cihette aynayı ziynetlendirip parlak bir boyası, bir sıfatı olur.</span> <span style="color: #ff0000;">(Meselâ, bir mahiyette Cenab-ı Hakkın ilm-i görünüyor. Şu mahiyet, Cenab-ı Hakk’ın ilmini hem içine alır, hem Cenab-ı Hakk’ın ilmiyle vasıflanır. Yani Cenab-ı Hakkın ilmi o şeyin kabı miktarınca bir cihette onun içinde bulunur ve diğer bir cihette Cenab-ı Hakk mahiyeti ilm-i ezelisine almakla mahiyete ilm-i bir vücud mertebesi vermiş olur.)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;">Eğer o ayna, fotoğraf aynası ise, güneşin misâlini sâbit bir surette kâğıda alıyor. Şu halde, aynada görünen güneş, fotoğrafın resim kâğıdındaki görünen mâhiyeti, hem aynayı süslendirip sıfatı hükmüne geçtiği cihette, hakikî güneşin gayrıdır. Güneş değil, belki güneşin cilvesi başka bir vücuda girmesidir. Ayna içinde görünen güneşin vücudu ise, hâriçteki görünen güneşin ayn-ı vücudu değilse de, ona irtibâtı ve ona işâret ettiği için, onun ayn-ı vücudu zannedilmiş.</span> <span style="color: #ff0000;">(Şu halde, mahiyette görünen Cenab-ı Hakkın ilm-i ezelisi, Cenab-ı Hakk’ın ilim kudret ve iradesiyle hariçte vücud verdiği mahiyet, hem Cenab-ı Hakkın kudret, ilim ve iradesinin cilvesine mazhariyetle harice vücuda çıktığı cihette, Cenab-ı Hakkın ilm-i ezelisinde görünen mahiyetin gayrıdır. Aynı vücud mertebesinde değil, belki Cenab-ı Hakkın ilim kudret ve iradesinin tecellisiyle mahiyete hariçte verilen bir vücud mertebesidir. Mahiyet âyinesinde görünen ilm-i ezelî, Cenab-ı Hakkın ilm-i ezelisiyle münasebettardır ve ona irtibâtlıdır ve ona işâret eder. Fakat ilm-i ezelinin aynı değildir. Resul-i Ekrem Aleyhissalatü Vesselâm’ın mahiyeti Cenab-ı Hakkın ilm-i ezelisine tam mukabil gelmekle içine aldığı gibi bütün kâinattaki mahiyetlerde Cenab-ı Hakkın ilm-i ezelisine tam mukabil gelmekle içine alır. Ama her ferd için düşündüğümüzde her ferd mahiyet âyinesinin büyüklüü miktarınca ilmi ezeliyi içine alır. Ezel mes’elesinde anlatılan aynanın yükseğe çıkması ve büyümesi misalinde olduğu gibi..)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;">İşte bu temsile binâen, &#8220;Aynada hakikî güneşten başka birşey yoktur&#8221; denilmek ve aynayı zarf ve içindeki güneşin vücud-u hâricîsi murad olmak cihetiyle denilebilir. Fakat aynanın sıfatı hükmüne geçmiş münbasit aksi ve fotoğraf kâğıdına intikal eden resim cihetiyle güneştir denilse, hatâdır; &#8220;Güneşten başka içinde birşey yoktur&#8221; demek yanlıştır. Çünkü, aynanın parlak yüzündeki akis ve arkasında teşekkül eden resim var. Bunların da ayrı ayrı birer vücudu var. Çendan o vücudlar güneşin cilvesindendir; fakat güneş değiller.</span> <span style="color: #ff0000;">(Buna binaen, “Mahiyette Cenab-ı Hakkın ilm-i ezelisinden başka bir şey yoktur” denilmek ve mahiyetin Cenab-ı Hakkın ilm-i ezelisini kabına göre içine aldığını ve mahiyetin içine aldığı Cenab-ı Hakkın ilm-i ezelisinden başka Cenab-ı Hakkın Zâtının da var olduğunu murad etmek cihetiyle denilebilir. Fakat vücud verilen mahiyete ve Cenab-ı Hakkın ilim, irade ve kudretiyle hariçte vücud verdiği mahiyete Cenab-ı Hakkın ilm-i ezelisidir denilse, hatâdır; “Cenab-ı Hakkın ilm-i ezelisinden başka kâinatta bir şey yoktur” demek yanlıştır. Çünkü eşyanın asıl mahiyeti ve mahiyete hariçte verilen bir vücud var. Bunların da ayrı ayrı birer vücudu var. Çendan o vücudlar Cenab-ı Hakkın ilm-i ezelisinde vardır ve Cenab-ı Hakkın ilim, kudret ve iradesiyle vücuda gelmiştir. Fakat Cenab-ı Hakkın ilm-i ezelisi değillerdir.)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;">İnsanın zihni, hayâli, bu ayna misâline benzer. Şöyle ki:</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;">İnsanın âyine-i fikrindeki mâlûmâtın dahi iki veçhi var: Bir vecihle ilimdir, bir vecihle mâlûmdur.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;">Eğer zihni o mâlûma zarf saysak, o vakit o mâlûm mevcud, zihnî bir mâlûm olur; vücudu ayrı birşeydir.</span> <span style="color: #ff0000;">(Eğer mahiyeti Cenab-ı Hakkın ilm-i ezelisini içine alan bir zarf saysak, o vakit Cenab-ı Hakkın ilm-i ezelisi, mahiyetin içine girmiş olur; Cenab-ı Hakkın Zâtının vücudu ise ayrı birşeydir.)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;">Eğer zihni o şeyin husûlüyle mevsuf saysak, zihne sıfat olur; o şey o vakit ilim olur, bir vücud-u hâricîsi vardır. O mâlûmun vücud ve cevheri dahi olsa, bununki arazî bir vücud-u hârîcisi olur.</span> <span style="color: #ff0000;">(Eğer mahiyetin Cenab-ı Hakkın ilim, irade ve kudretiyle hariçte vücuda çıkarıldığını saysak, Cenab-ı Hakkın ilim, kudret ve iradesinin hariçte tezahürü olur. Cenab-ı Hakkın ilm-i ezelisi vücudî ve zâtî iken, hariçte vücuda çıkarılan mahiyetin ise vücudu arazîdir. Zâtî bir vücudu yoktur. Gölgenin asla olan tebaiyeti ve vücud mertebesi olarak zafiyeti gibi hariçte vücud verilen mahiyetlerde ilimin maluma tâbi’ olduğu gibi Cenab-ı Hakkın kudret, ilim ve iradesine tâbi’ ve ona nisbetle vücud ismine layık olmayacak derecede zaiftir.)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;">İşte bu iki temsile göre, kâinat bir aynadır. Her mevcudâtın mâhiyeti dahi birer aynadır. Kudret-i Ezeliye ile îcâd-ı İlâhîye mâruzdurlar. Herbir mevcud, bir cihetle Şems-i Ezelînin bir isminin bir nevi aynası olup bir nakşını gösterir. Hazret-i Muhyiddin meşrebinde olanlar, yalnız aynalık ve zarfiyet cihetinde ve aynadaki vücud-u misâli, nefiy noktasında ve akis, ayn-ı mün&#8217;akis olmak üzere keşfedip, başka mertebeyi düşünmeyerek, &#8220;Lâ mevcûde illâ Hû&#8221; diyerek, yanlış etmişler. &#8220;Hakàiku&#8217;l-eşyâi sâbitetün&#8221; kaide-i esâsiyeyi inkâr etmek derecesine düşmüşler.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;">Amma ehl-i hakikat ise, verâset-i Nübüvvet sırrıyla ve Kur&#8217;ân&#8217;ın kat&#8217;î ifâdâtıyla görmüşler ki, âyine-i mevcudatta kudret ve irâde-i İlâhiye ile vücud bulan nakışlar Onun eserleridir. &#8220;Heme ez ost&#8221; (Haşiye-1) tur; &#8220;Heme ost&#8221;  (Haşiye-2) değil. Eşyanın bir vücudu vardır ve o vücud bir derece sâbittir. Çendan o vücud, vücud-u Vâcibe nisbeten vehmî ve hayâlî hükmünde zayıftır; fakat Kadîr-i Ezelînin îcad ve irâde ve kudretiyle vardır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;">Nasıl ki, temsilde, ayna içindeki güneşin hakikî vücud-u hâricîsinden başka bir vücud-u misâlîsi var.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;">Ve aynayı ziynetli boyalayan münbasit aksinin dahi arazî ve ayrı bir vücud-u hâricîsi var. Ve aynanın arkasındaki fotoğrafın resim kâğıdına intikâş eden suret-i şemsiyenin dahi ayrı ve arazî bir vücud-u hâricîsi vardır, hem bir derece sâbit bir vücuddur. Öyle de, kâinat aynasında ve mâhiyât-ı eşya aynalarında esmâ-i kudsiye-i İlâhiyenin irade ve ihtiyar ve kudret ile hâsıl olan cilveleriyle tezâhür eden nukûş-u masnûâtın, Vücud-u Vâcibden ayrı, hâdis bir vücudu var. Hem o vücuda Kudret-i Ezeliye ile sebat verilmiş. Fakat eğer irtibat kesilse, bütün eşya birden fenâya gider. Bekâ-i vücud için her an, herşey, Hâlikının ibkàsına muhtaçtır. Çendan &#8220;hakâiku&#8217;l-eşyâi sâbitetün&#8221;dür; fakat Onun ispat ve tesbitiyle sâbittir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;">İşte, Hazret-i Muhyiddin, &#8220;Ruh mahlûk değil; âlem-i emirden ve sıfat-ı irâdeden gelmiş bir hakikattir&#8221; demesi, çok nusûsun zâhirine muhâlif olduğu gibi; mezkûr tahkikata binâen iltibâs etmiş, aldanmış, zayıf vücudları görmemiş.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;">Esmâ-i İlâhiyeden Hallâk, Rezzak gibi isimlerin mazharları vehmî ve hayâlî şeyler olamaz. Madem o esmâ hakikatlidirler. Elbette mazharlarının da hakikat-i hâriciyeleri vardır. <span style="color: #ff0000;">Dokuzuncu Lem&#8217;a</span></span><span style="color: #ff0000;">)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">(Eşyanın icadının terkib suretinde sair anasırdan ve mevcudattan toplanarak olduğunun isbatı;)</span></p>
<p style="text-align: justify;">Eğer inşa ve terkib suretinde olsa ve hiçten, ademden icad etmeyip belki anasırdan ve etraftan toplamak suretiyle yapsa;</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Yine nasılki</strong> bir taburun istirahat için her tarafa dağılmış olan efradlarının bir boru sadâsıyla toplanmaları ve muntazam bir vaziyete girmeleri ve o sevkiyatı teshil ve o vaziyeti muhafaza hususunda, bütün ordu kendi kumandanının kuvveti ve kanunu ve gözü hükmünde olduğu gibi, <span style="color: #ff0000;">(Zerrat ordusu ilminde mevcut iken kâinatta dağılmıştı. Boru sesi ile toplaması görünüyor.)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Aynen öyle de:</strong> Sultan-ı Kâinat&#8217;ın kumandası altındaki zerreler, onun kaderî ve ilmî düsturlarıyla ve müstevli kudretinin kanunlarıyla ve temas ettikleri sair mevcudat dahi, o Sultan&#8217;ın kuvveti ve kanunu ve memurları gibi teshilatçı olarak o zerreler sevkolunup gelirler. Bir zîhayatın vücudunu teşkil etmek için ilmî, kaderî birer manevî kalıb hükmünde bir mikdar-ı muayyen içine girerler, dururlar.</p>
<p style="text-align: justify;"><u>Eğer eşya, ayrı ayrı ellere ve esbaba ve tabiat gibi şeylere havale edilse,</u></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">(Esbab ve tabiatın ademden eşyayı icad edemeyeceğinin isbatı;)</span></p>
<p style="text-align: justify;">O halde bütün ehl-i aklın ittifakıyla; hiçbir sebeb hiçbir cihetten, hiçten ademden icad edemez. Çünki o sebebin muhit bir ilmi, müstevli bir kudreti olmadığından, o adem ise, yalnız zahirî ve haricî bir adem olmaz, belki adem-i mutlak olur. Adem-i mutlak ise, hiçbir cihetle menşe-i vücud olamaz.</p>
<p style="text-align: justify;">Öyle ise,</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">(Esbab ve tabiatın inşa ve terkib suretinde dahi eşyayı icad edemeyeceğinin isbatı;)</span></p>
<p style="text-align: justify;">Her halde terkib edecek. Halbuki inşa ve terkib suretinde bir sineğin, bir çiçeğin cesedini, cismini zeminin yüzünden toplamak ve ince bir elek ile eledikten sonra binler müşkilâtla o mahsus zerreler gelebilirler. Hem geldikten sonra dahi, o cisimde dağılmadan muntazam bir vaziyeti muhafaza etmek için -manevî ve ilmî kalıpları bulunmadığından- maddî ve tabiî bir kalıp, belki a&#8217;zaları adedince kalıplar lâzımdır. Tâ ki o gelen zerreler, o cism-i zîhayatı teşkil etsinler.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">(<span style="color: #0000ff;"><strong>Ve madem</strong> esbab-ı tabiiye cahildir, camiddir; bir ilmi yoktur ki bir plân, bir fihriste, bir model, bir proğram takdir etsin, ona göre manevî kalıba gelen zerratı eritip döksün; tâ dağılmasın, intizamını bozmasın. Halbuki herşeyin şekli, heyeti hadsiz tarzlarda olabildiği için, hadsiz hadd ü hesaba gelmez eşkâller, mikdarlar içinde, bir tek şekil ve mikdarda sel gibi akan anasırın zerreleri dağılmayarak, muntazaman, mikdarsız, kalıbsız birbiri üstünde kitle halinde durdurmak ve zîhayata muntazam bir vücud vermek; ne derece imkândan, ihtimalden, akıldan uzak olduğu görünüyor.</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;"><strong>Elbette </strong>kimin kalbinde körlük yoksa, görür.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;"><strong>Evet</strong> bu hakikata binaen <span style="font-size: 20pt;">اِنَّ الَّذِينَ تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ لَنْ يَخْلُقُوا ذُبَابًا وَلَوِ اجْتَمَعُوا لَهُ</span> bu âyet-i azîmenin sırrıyla</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;">______</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;">{(Haşiye): Yani Allah&#8217;tan başka bütün çağırdığınız ve ibadet ettiğiniz şeyler toplansalar, bir sineği halkedemezler.}</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;">______</span></p>
<ul style="text-align: justify;">
<li><span style="color: #0000ff;">Bütün esbab-ı maddiye toplansa, onların ihtiyarları da olsa, bir tek sineğin vücudunu ve o vücudun cihazatını mizan-ı mahsusla toplayamazlar.</span></li>
<li><span style="color: #0000ff;">Toplasalar da, o vücudun mikdar-ı muayyenesinde durduramazlar.</span></li>
<li><span style="color: #0000ff;">Durdursalar da, daima tazelenmekte olan ve o vücuda gelip çalışan zerratı, muntazaman çalıştıramazlar.</span></li>
</ul>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;">Öyle ise; bilbedahe esbab, bu eşyaya sahib çıkamazlar.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><span style="color: #0000ff;">Demek sahib-i hakikîleri başkadır.</span> Lemalar &#8211; 240)</span></p>
<ul style="text-align: justify;">
<li><u>İşte bütün eşya birtek zâta verilmesi,</u></li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">vücub ve lüzum derecesinde bir kolaylık ve</p>
<p style="text-align: justify;"><u>Müteaddid esbaba verilmesi,</u></p>
<p style="text-align: justify;">imtina&#8217; ve muhal derecesinde müşkilâtlar bulunduğu gibi;</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li><u>Herşey Zât-ı Vâhid-i Ehad&#8217;e verilse,</u></li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">nihayet derecede ucuzluk içinde gayet derecede kıymetdar ve fevkalâde san&#8217;atlı ve çok manidar ve gayet kuvvetli olur.</p>
<p style="text-align: justify;"><u>Eğer şirk yolunda müteaddid esbaba ve tabiata havale edilse;</u></p>
<p style="text-align: justify;">nihayet derece pahalılık içinde, gayet derecede ehemmiyetsiz, san&#8217;atsız, manasız, kuvvetsiz olur.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Çünki</strong> nasıl bir adam, askerlik haysiyetiyle bir kumandan-ı a&#8217;zama intisab ve istinad ettiğinden,</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hem</strong> bir ordu onun arkasında -lüzum olursa- tahşid edilebilir <u>bir kuvve-i maneviyeyi,</u></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hem</strong> o kumandanın ve ordunun kuvveti, onun ihtiyat kuvveti olmasıyla, kuvvet-i şahsiyesinden binler defa ziyade <u>maddî bir kudreti,</u></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hem</strong> o ehemmiyetli kuvvetinin menabiini ve cephanesini -ordu taşıdığı için- kendisi taşımağa mecbur olmadığından fevkalâde işleri yapabilecek bir iktidarı</p>
<p style="text-align: justify;"><u>kazandığından,</u> o tek nefer, düşman olan bir müşiri esir ve bir şehri tehcir ve bir kaleyi teshir edebilir. Ve eseri, hârika ve kıymetdar olur.</p>
<p style="text-align: justify;">Eğer askerliği terkedip, kendi kendine kalsa,</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>O hârika <u>kuvve-i maneviyeyi</u></li>
<li>Ve o fevkalâde <u>kudreti</u></li>
<li>Ve o mu&#8217;cizekâr <u>iktidarı birden</u></li>
</ul>
<p style="text-align: justify;"><u>kaybederek</u>, âdi bir başıbozuk gibi kuvvet-i şahsiyesine göre cüz&#8217;î, kıymetsiz, ehemmiyetsiz işleri görebilir ve eseri de o nisbette küçülür.</p>
<p style="text-align: justify;">Aynen öyle de: Tevhid yolunda herşey Kadîr-i Zülcelal&#8217;e intisab ve istinad ettiğinden,</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li><strong>Bir </strong>karınca bir Firavunu,</li>
<li><strong>Bir </strong>sinek bir Nemrudu,</li>
<li><strong>Bir </strong>mikrop bir cebbarı mağlub ettikleri gibi..</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">Tırnak gibi <strong>bir</strong> çekirdek, dağ gibi bir ağacı omuzunda taşıyarak o ağacın bütün âlât ve cihazatının menşei ve mahzeni bir tezgâh olmakla beraber,</p>
<p style="text-align: justify;">Her <strong>bir</strong> zerre dahi yüzbin san&#8217;atlarda ve tarzlarda bulunan cisimleri ve suretleri teşkil etmek hizmetinde bulunmak olan hadsiz vazifeleri, o intisab ve istinad ile görebilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ve o küçücük memurların ve bu incecik askerlerin mazhar oldukları eserler gayet mükemmel ve san&#8217;atlı ve kıymetdar olur.</p>
<p style="text-align: justify;">Çünki o eserleri yapan zât, Kadîr-i Zülcelal&#8217;dir. Onların ellerine vermiş, onları perde yapmış.</p>
<p style="text-align: justify;"><u>Eğer şirk yolunda esbaba havale edilse;</u></p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Karıncanın eseri karınca gibi ehemmiyetsiz</li>
<li>Ve zerrenin san&#8217;atı zerre kadar kıymeti kalmaz</li>
<li>Ve herşey manen sukut ettiği gibi maddeten dahi o derece sukut edecekti ki, koca dünyayı beş para ile kimse almazdı.</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;"><strong>Madem</strong> hakikat budur. <strong>Ve madem</strong> herşey nihayet derecede hem kıymetdar, hem san&#8217;atlı, hem manidar, hem kuvvetli görünüyor, gözümüzle görüyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Elbette</strong> tevhid yolundan başka yol yoktur ve olamaz.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Eğer olsa,</strong> bütün mevcudatı değiştirmek ve dünyayı ademe boşaltıp, yeniden ehemmiyetsiz müzahrefatla doldurmak lâzım gelecek.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Tâ ki,</strong> şirke yol açılabilsin.</p>
<p style="text-align: justify;">İşte İmam-ı Ali&#8217;nin (R.A.) tabirince Siracünnur ve Siracüssürc olan Resail-in Nur&#8217;da tevhide dair beyan ve izah edilen yüzler bürhanlardan birtek bürhanın icmalini işittin, ötekileri kıyas edebilirsin.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">(<span style="color: #0000ff;">Çok Sözlerde izah ve isbat etmişiz ki: Bütün mevcudat birtek Sâni&#8217;a verilse, birtek mevcud gibi kolay ve sühuletli olur. </span>Mektubat 254)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><b>Tevhidin üçüncü muktezisi: </b></strong>Her şeyde, hususan zîhayat masnulardaki hilkat <strong><u><b>fevkalâde san&#8217;atkârane olmakla</b></u></strong><strong><b> </b></strong>beraber, <span style="color: #ff0000;">(Zîhayat, kâinatın bir küçük nümunesi olmak cihetinde tecezzi kabul etmez bir külldür. Ve ilmî düsturlar ile ve hikmet mizanları ile kâinattan süzülmüş, sağılmış, toplanmış birer câmi&#8217; noktası ve mayelik birer katresi olduğundan tedbir ve rububiyet cihetinde inkısamı imkânsız bir küllîdir.)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">(San&#8217;atın tarifi; eşyanın birbiri ile alâkadarlığı arttığı derecede san&#8217;at derecesi artar.)</span></p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Bir çekirdek bir meyvenin ve bir meyve bir ağacın ve bir ağaç bir nev&#8217;in ve bir nev&#8217; bir kâinatın bir küçük nümunesi, bir misal-i musaggarası, bir muhtasar fihristesi, bir mücmel haritası, bir manevî çekirdeği</li>
<li>Ve ilmî düsturlar ile ve hikmet mizanları ile kâinattan süzülmüş, sağılmış, toplanmış birer câmi&#8217; noktası ve mayelik birer katresi olduğundan, onlardan birisini icad eden zât, her halde bütün kâinatı icad eden aynı zâttır.</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">Evet bir kavun çekirdeğini halk eden zât, bilbedahe kavunu halk edendir; ondan başkası olamaz ve olması muhal ve imkânsızdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Evet biz bakıyoruz, görüyoruz ki:</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Kanda her bir <strong><u><b>zerre </b></u></strong>o kadar muntazam ve çok vazifeleri görüyor ki, yıldızlardan geri kalmıyor.</li>
<li>Ve kanda bulunan herbir <strong><u><b>küreyvat-ı hamra ve beyza,</b></u><b> </b></strong>o derece şuurkârane cesed için muhafaza<span style="color: #ff0000;"> (ak yuvar)</span> ve iaşe <span style="color: #ff0000;">(al yuvar)</span> hususunda öyle işleri görüyor ki, en mükemmel erzak memurlarından ve muhafaza askerinden daha mükemmeldir.</li>
<li>Ve cisimdeki <strong><u><b>hüceyrelerinin </b></u></strong>her birisi, o derece muntazam muamelata ve vâridat ve sarfiyata mazhardır ki, en mükemmel bir cesedden ve bir saraydan daha mükemmel idare edilir. <span style="color: #ff0000;">(ak yuvar bir yılda tamamen, bir ayda 8 – 10 bin arasında yaratılıyor.) (al yuvar 3 ayda 4,5 – 5 milyon arasında yaratılıyor.)</span></li>
<li>Ve hayvanatın ve nebatatın her bir <strong><u><b>ferdi</b></u></strong>, yüzünde öyle bir sikkeyi ve içinde ve sinesinde öyle bir makinayı taşıyor ki, bütün hayvanları ve nebatları icad eden bir zât, ancak o sikkeyi o yüzde ve o makinayı o sine içinde yapabilir.</li>
<li>Ve zîhayattan her bir <strong><u><b>nevi</b></u></strong>, o derece zemin yüzünde muntazaman yayılmış ve sair nevilere münasebetdarane karışmış ki, bütün o enva&#8217;ı birden icad, idare, tedbir, terbiye etmeyen ve zemin yüzünü örten ve dörtyüz bin nebatî ve hayvanî olan atkı ipleriyle dokunan gayet nakışlı ve san&#8217;atlı hayatdar bir haliçeyi nesc ve icad edemeyen, o tek nev&#8217;i icad ve idare edemez.</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">Daha bunlara başka şeyler kıyas edilse anlaşılır ki;</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Kâinat mecmuası, <strong><b>halk ve icad </b></strong>cihetinde <u>tecezzi kabul</u> etmez bir <u>külldür</u> <span style="color: #ff0000;">(Makam itibariyle küllün tarifi; Bir şeyin bütününe küll denir. O bütünün tek bir parçasına ise cüz denir. Ağaç küll, dal ise cüzdür.)</span></li>
<li>Ve <strong><b>tedbir ve rububiyet </b></strong>cihetinde <u>inkısamı imkânsız</u> bir <u>küllîdir</u>. <span style="color: #ff0000;">(Makam itibariyle küllînin tarifi; Büyüğünde olan bütün hususiyetlerin küçüğünde de bulunması durumunda bütüne küllî denir. Parçasına ise cüz&#8217;î denir. Ağaç küllî ise çekirdeği cüz&#8217;îdir.)</span></li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">Bu üçüncü muktezi Siracünnur&#8217;un çok risalelerinde, hususan Otuzikinci Söz&#8217;ün Birinci Mevkıfında o kadar kat&#8217;î ve parlak izah ve isbat edilmiştir ki, güneşin akisleri gibi her şeyin âyinesinde bir bürhan-ı vahdet temessül ve bir hüccet-i tevhid in&#8217;ikas ediyor. Biz o izaha iktifaen burada o uzun kıssayı kısa kestik.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">(Otuzikinci Söz&#8217;ün Birinci Mevkıfında sinek kanadından tut, tâ semavat kandillerine kadar herşeyin tevhidin delili olduğu üç kısımda isbat edilmiştir.</span></p>
<ul>
<li style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;"><strong>&#8220;</strong>Ben hadsiz vazifeleri görüyorum. Ayrı ayrı her masnua girip işliyorum, bütün o <strong><u><b>vezaifi bana g</b></u></strong><strong><u><b>ö</b></u></strong><strong><u><b>rd</b></u></strong><strong><u><b>ü</b></u></strong><strong><u><b>recek, </b></u></strong>sende ilim ve kudret varsa..</span></li>
<li style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;"><strong>Hem</strong>, benim gibi hadd ü hesaba gelmeyen zerrat içinde beraber gezip iş görü Eğer <strong><u><b>b</b></u></strong><strong><u><b>ü</b></u></strong><strong><u><b>t</b></u></strong><strong><u><b>ü</b></u></strong><strong><u><b>n emsalim o zerreleri de istihdam edip emir taht</b></u></strong><strong><u><b>ı</b></u></strong><strong><u><b>na alacak</b></u></strong> bir hüküm ve iktidar sende varsa..</span></li>
<li style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><span style="color: #0000ff;"><strong>Hem </strong>kemal-i intizam ile cüz olduğum mevcudlara, meselâ (bütün) kandaki küreyvat-ı hamraya hakikî mâlik ve <strong><u><b>mutasarr</b></u></strong><strong><u><b>ı</b></u></strong><strong><u><b>f olabilirsen, bana Rab olmak dava et</b></u></strong>; beni, Cenab-ı Hak&#8217;tan başkasına isnad et.</span>)</span></li>
</ul>
<p><a href="https://mutalaainur.com/ikinci-sua-ikinci-makam/">İkinci Şua İkinci Makam</a> yazısı ilk önce <a href="https://mutalaainur.com">Risale-i Nur Külliyatı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İkinci Şua</title>
		<link>https://mutalaainur.com/ikinci-sua/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[mutalaainur]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 10 Jan 2022 20:29:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mütalaalar]]></category>
		<category><![CDATA[Şualar]]></category>
		<category><![CDATA[Birinci Makam]]></category>
		<category><![CDATA[İkinci Şua]]></category>
		<category><![CDATA[Risale-i Nur]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://mutalaainur.com/?p=3088</guid>

					<description><![CDATA[<p>İkinci Şua Eskişehir Hapishanesinin Son Meyvesi (Üstadımız 1935 senesinde 11 ay tutuklu kalmıştır. 27. 28. 29. 30. Lem&#8217;a 1. ve 2. Şua burada yazdırılmıştır. Bu son meyveyi yalnız başına yazmıştır. 120 talebesi hapse alınıp ve 105 talebesi beraat edip 15 talebesi 6 ay hapiste kalmıştır. Bu risale 5 ay Üstadımızın [&#8230;]</p>
<p><a href="https://mutalaainur.com/ikinci-sua/">İkinci Şua</a> yazısı ilk önce <a href="https://mutalaainur.com">Risale-i Nur Külliyatı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="epyt-gallery" data-currpage="1" id="epyt_gallery_64117"><iframe  id="_ytid_96332"  width="400" height="225"  data-origwidth="400" data-origheight="225" src="https://www.youtube.com/embed/bhkzll0fAAM?enablejsapi=1&autoplay=0&cc_load_policy=0&cc_lang_pref=&iv_load_policy=1&loop=0&rel=0&fs=1&playsinline=0&autohide=2&theme=dark&color=red&controls=1&disablekb=0&" class="__youtube_prefs__  no-lazyload" title="YouTube player"  data-epytgalleryid="epyt_gallery_64117"  allow="fullscreen; accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen data-no-lazy="1" data-skipgform_ajax_framebjll=""></iframe><div class="epyt-gallery-list"><div class="epyt-pagination "><div tabindex="0" role="button" class="epyt-pagebutton epyt-prev  hide " data-playlistid="PLOLuNtAqOcGKj_FH_N2AMtxDGIy5hrNNQ" data-pagesize="15" data-pagetoken="" data-epcolumns="4" data-showtitle="1" data-showpaging="1" data-autonext="0" data-thumbplay="1"><div class="epyt-arrow">&laquo;</div> <div>Prev</div></div><div class="epyt-pagenumbers "><div class="epyt-current">1</div><div class="epyt-pageseparator"> / </div><div class="epyt-totalpages">2</div></div><div tabindex="0" role="button" class="epyt-pagebutton epyt-next" data-playlistid="PLOLuNtAqOcGKj_FH_N2AMtxDGIy5hrNNQ" data-pagesize="15" data-pagetoken="EAAaHlBUOkNBOGlFRFJCTURjMU5UWkdRelZET1VJek5qRQ" data-epcolumns="4" data-showtitle="1" data-showpaging="1" data-autonext="0" data-thumbplay="1"><div>Next</div> <div class="epyt-arrow">&raquo;</div></div><div class="epyt-loader"><img decoding="async" alt="loading" width="16" height="11" src="https://mutalaainur.com/wp-content/plugins/youtube-embed-plus/images/gallery-page-loader.gif"></div></div><div class="epyt-gallery-allthumbs  epyt-cols-4 "><div tabindex="0" role="button" data-videoid="bhkzll0fAAM" class="epyt-gallery-thumb"><div class="epyt-gallery-img-box"><div class="epyt-gallery-img" style="background-image: url(https://i.ytimg.com/vi/bhkzll0fAAM/hqdefault.jpg)"><div class="epyt-gallery-playhover"><img decoding="async" alt="play" class="epyt-play-img" width="30" height="23" src="https://mutalaainur.com/wp-content/plugins/youtube-embed-plus/images/playhover.png" data-no-lazy="1" data-skipgform_ajax_framebjll="" /><div class="epyt-gallery-playcrutch"></div></div></div></div><div class="epyt-gallery-title">İkinci Şua 01 Makam 01 Meyve 01 2022</div></div><div tabindex="0" role="button" data-videoid="bQC-EsyvS8M" class="epyt-gallery-thumb"><div class="epyt-gallery-img-box"><div class="epyt-gallery-img" style="background-image: url(https://i.ytimg.com/vi/bQC-EsyvS8M/hqdefault.jpg)"><div class="epyt-gallery-playhover"><img decoding="async" alt="play" class="epyt-play-img" width="30" height="23" src="https://mutalaainur.com/wp-content/plugins/youtube-embed-plus/images/playhover.png" data-no-lazy="1" data-skipgform_ajax_framebjll="" /><div class="epyt-gallery-playcrutch"></div></div></div></div><div class="epyt-gallery-title">İkinci Şua 01 Makam 01 Meyve 02 2022</div></div><div tabindex="0" role="button" data-videoid="-cCkmgv-X1Q" class="epyt-gallery-thumb"><div class="epyt-gallery-img-box"><div class="epyt-gallery-img" style="background-image: url(https://i.ytimg.com/vi/-cCkmgv-X1Q/hqdefault.jpg)"><div class="epyt-gallery-playhover"><img decoding="async" alt="play" class="epyt-play-img" width="30" height="23" src="https://mutalaainur.com/wp-content/plugins/youtube-embed-plus/images/playhover.png" data-no-lazy="1" data-skipgform_ajax_framebjll="" /><div class="epyt-gallery-playcrutch"></div></div></div></div><div class="epyt-gallery-title">İkinci Şua 01 Makam 01 Meyve 03 2022</div></div><div tabindex="0" role="button" data-videoid="AzqeznKfjeI" class="epyt-gallery-thumb"><div class="epyt-gallery-img-box"><div class="epyt-gallery-img" style="background-image: url(https://i.ytimg.com/vi/AzqeznKfjeI/hqdefault.jpg)"><div class="epyt-gallery-playhover"><img decoding="async" alt="play" class="epyt-play-img" width="30" height="23" src="https://mutalaainur.com/wp-content/plugins/youtube-embed-plus/images/playhover.png" data-no-lazy="1" data-skipgform_ajax_framebjll="" /><div class="epyt-gallery-playcrutch"></div></div></div></div><div class="epyt-gallery-title">İkinci Şua 01 Makam 01 Meyve 04 2022</div></div><div class="epyt-gallery-rowbreak"></div><div tabindex="0" role="button" data-videoid="CcT4JewPC1U" class="epyt-gallery-thumb"><div class="epyt-gallery-img-box"><div class="epyt-gallery-img" style="background-image: url(https://i.ytimg.com/vi/CcT4JewPC1U/hqdefault.jpg)"><div class="epyt-gallery-playhover"><img decoding="async" alt="play" class="epyt-play-img" width="30" height="23" src="https://mutalaainur.com/wp-content/plugins/youtube-embed-plus/images/playhover.png" data-no-lazy="1" data-skipgform_ajax_framebjll="" /><div class="epyt-gallery-playcrutch"></div></div></div></div><div class="epyt-gallery-title">İkinci Şua 01 Makam 02 Meyve 01 2022</div></div><div tabindex="0" role="button" data-videoid="aZFWlLmgHH8" class="epyt-gallery-thumb"><div class="epyt-gallery-img-box"><div class="epyt-gallery-img" style="background-image: url(https://i.ytimg.com/vi/aZFWlLmgHH8/hqdefault.jpg)"><div class="epyt-gallery-playhover"><img decoding="async" alt="play" class="epyt-play-img" width="30" height="23" src="https://mutalaainur.com/wp-content/plugins/youtube-embed-plus/images/playhover.png" data-no-lazy="1" data-skipgform_ajax_framebjll="" /><div class="epyt-gallery-playcrutch"></div></div></div></div><div class="epyt-gallery-title">İkinci Şua 01 Makam 02 Meyve 02 2022</div></div><div tabindex="0" role="button" data-videoid="HTxB3Dombc8" class="epyt-gallery-thumb"><div class="epyt-gallery-img-box"><div class="epyt-gallery-img" style="background-image: url(https://i.ytimg.com/vi/HTxB3Dombc8/hqdefault.jpg)"><div class="epyt-gallery-playhover"><img decoding="async" alt="play" class="epyt-play-img" width="30" height="23" src="https://mutalaainur.com/wp-content/plugins/youtube-embed-plus/images/playhover.png" data-no-lazy="1" data-skipgform_ajax_framebjll="" /><div class="epyt-gallery-playcrutch"></div></div></div></div><div class="epyt-gallery-title">İkinci Şua 01 Makam 03 Meyve 01 2022</div></div><div tabindex="0" role="button" data-videoid="RNPP6YiVqtE" class="epyt-gallery-thumb"><div class="epyt-gallery-img-box"><div class="epyt-gallery-img" style="background-image: url(https://i.ytimg.com/vi/RNPP6YiVqtE/hqdefault.jpg)"><div class="epyt-gallery-playhover"><img decoding="async" alt="play" class="epyt-play-img" width="30" height="23" src="https://mutalaainur.com/wp-content/plugins/youtube-embed-plus/images/playhover.png" data-no-lazy="1" data-skipgform_ajax_framebjll="" /><div class="epyt-gallery-playcrutch"></div></div></div></div><div class="epyt-gallery-title">İkinci Şua 01 Makam 03 Meyve 02 2022</div></div><div class="epyt-gallery-rowbreak"></div><div tabindex="0" role="button" data-videoid="fsCDQRjnzOs" class="epyt-gallery-thumb"><div class="epyt-gallery-img-box"><div class="epyt-gallery-img" style="background-image: url(https://i.ytimg.com/vi/fsCDQRjnzOs/hqdefault.jpg)"><div class="epyt-gallery-playhover"><img decoding="async" alt="play" class="epyt-play-img" width="30" height="23" src="https://mutalaainur.com/wp-content/plugins/youtube-embed-plus/images/playhover.png" data-no-lazy="1" data-skipgform_ajax_framebjll="" /><div class="epyt-gallery-playcrutch"></div></div></div></div><div class="epyt-gallery-title">İkinci Şua 02 Makam 01 Muktazi 01 2022</div></div><div tabindex="0" role="button" data-videoid="WQ_aPLEU-eg" class="epyt-gallery-thumb"><div class="epyt-gallery-img-box"><div class="epyt-gallery-img" style="background-image: url(https://i.ytimg.com/vi/WQ_aPLEU-eg/hqdefault.jpg)"><div class="epyt-gallery-playhover"><img decoding="async" alt="play" class="epyt-play-img" width="30" height="23" src="https://mutalaainur.com/wp-content/plugins/youtube-embed-plus/images/playhover.png" data-no-lazy="1" data-skipgform_ajax_framebjll="" /><div class="epyt-gallery-playcrutch"></div></div></div></div><div class="epyt-gallery-title">İkinci Şua 02 Makam 01 Muktazi 02 2022</div></div><div tabindex="0" role="button" data-videoid="nQ_UO8UiAjs" class="epyt-gallery-thumb"><div class="epyt-gallery-img-box"><div class="epyt-gallery-img" style="background-image: url(https://i.ytimg.com/vi/nQ_UO8UiAjs/hqdefault.jpg)"><div class="epyt-gallery-playhover"><img decoding="async" alt="play" class="epyt-play-img" width="30" height="23" src="https://mutalaainur.com/wp-content/plugins/youtube-embed-plus/images/playhover.png" data-no-lazy="1" data-skipgform_ajax_framebjll="" /><div class="epyt-gallery-playcrutch"></div></div></div></div><div class="epyt-gallery-title">İkinci Şua 02 Makam 02 Muktazi 01 2022</div></div><div tabindex="0" role="button" data-videoid="mR2VraOcwq0" class="epyt-gallery-thumb"><div class="epyt-gallery-img-box"><div class="epyt-gallery-img" style="background-image: url(https://i.ytimg.com/vi/mR2VraOcwq0/hqdefault.jpg)"><div class="epyt-gallery-playhover"><img decoding="async" alt="play" class="epyt-play-img" width="30" height="23" src="https://mutalaainur.com/wp-content/plugins/youtube-embed-plus/images/playhover.png" data-no-lazy="1" data-skipgform_ajax_framebjll="" /><div class="epyt-gallery-playcrutch"></div></div></div></div><div class="epyt-gallery-title">İkinci Şua 02 Makam 02 Muktazi 02 2022</div></div><div class="epyt-gallery-rowbreak"></div><div tabindex="0" role="button" data-videoid="Wc-KYMxWBPI" class="epyt-gallery-thumb"><div class="epyt-gallery-img-box"><div class="epyt-gallery-img" style="background-image: url(https://i.ytimg.com/vi/Wc-KYMxWBPI/hqdefault.jpg)"><div class="epyt-gallery-playhover"><img decoding="async" alt="play" class="epyt-play-img" width="30" height="23" src="https://mutalaainur.com/wp-content/plugins/youtube-embed-plus/images/playhover.png" data-no-lazy="1" data-skipgform_ajax_framebjll="" /><div class="epyt-gallery-playcrutch"></div></div></div></div><div class="epyt-gallery-title">İkinci Şua 02 Makam 03 Muktazi 2023</div></div><div tabindex="0" role="button" data-videoid="dtLmZUB0iFI" class="epyt-gallery-thumb"><div class="epyt-gallery-img-box"><div class="epyt-gallery-img" style="background-image: url(https://i.ytimg.com/vi/dtLmZUB0iFI/hqdefault.jpg)"><div class="epyt-gallery-playhover"><img decoding="async" alt="play" class="epyt-play-img" width="30" height="23" src="https://mutalaainur.com/wp-content/plugins/youtube-embed-plus/images/playhover.png" data-no-lazy="1" data-skipgform_ajax_framebjll="" /><div class="epyt-gallery-playcrutch"></div></div></div></div><div class="epyt-gallery-title">İkinci Şua 03 Makam 01 Alamet 2023</div></div><div tabindex="0" role="button" data-videoid="tn7iQLN7Oac" class="epyt-gallery-thumb"><div class="epyt-gallery-img-box"><div class="epyt-gallery-img" style="background-image: url(https://i.ytimg.com/vi/tn7iQLN7Oac/hqdefault.jpg)"><div class="epyt-gallery-playhover"><img decoding="async" alt="play" class="epyt-play-img" width="30" height="23" src="https://mutalaainur.com/wp-content/plugins/youtube-embed-plus/images/playhover.png" data-no-lazy="1" data-skipgform_ajax_framebjll="" /><div class="epyt-gallery-playcrutch"></div></div></div></div><div class="epyt-gallery-title">İkinci Şua 03 Makam 02 Alamet 01 2023</div></div><div class="epyt-gallery-clear"></div></div><div class="epyt-pagination "><div tabindex="0" role="button" class="epyt-pagebutton epyt-prev  hide " data-playlistid="PLOLuNtAqOcGKj_FH_N2AMtxDGIy5hrNNQ" data-pagesize="15" data-pagetoken="" data-epcolumns="4" data-showtitle="1" data-showpaging="1" data-autonext="0" data-thumbplay="1"><div class="epyt-arrow">&laquo;</div> <div>Prev</div></div><div class="epyt-pagenumbers "><div class="epyt-current">1</div><div class="epyt-pageseparator"> / </div><div class="epyt-totalpages">2</div></div><div tabindex="0" role="button" class="epyt-pagebutton epyt-next" data-playlistid="PLOLuNtAqOcGKj_FH_N2AMtxDGIy5hrNNQ" data-pagesize="15" data-pagetoken="EAAaHlBUOkNBOGlFRFJCTURjMU5UWkdRelZET1VJek5qRQ" data-epcolumns="4" data-showtitle="1" data-showpaging="1" data-autonext="0" data-thumbplay="1"><div>Next</div> <div class="epyt-arrow">&raquo;</div></div><div class="epyt-loader"><img decoding="async" alt="loading" width="16" height="11" src="https://mutalaainur.com/wp-content/plugins/youtube-embed-plus/images/gallery-page-loader.gif"></div></div></div></div>
<h2 style="text-align: center;"><strong><b>İkinci Şua</b></strong></h2>
<p style="text-align: center;">Eskişehir Hapishanesinin Son Meyvesi</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">(Üstadımız 1935 senesinde 11 ay tutuklu kalmıştır. 27. 28. 29. 30. Lem&#8217;a 1. ve 2. Şua burada yazdırılmıştır. Bu son meyveyi yalnız başına yazmıştır. 120 talebesi hapse alınıp ve 105 talebesi beraat edip 15 talebesi 6 ay hapiste kalmıştır. Bu risale 5 ay Üstadımızın yalnız başına kaldığı zamanda yazılmıştır. <span style="color: #0000ff;">Bütün Sözlerde konuşan ben değilim. Belki, işarat-ı Kur&#8217;aniye namına hakikattır. Hakikat ise hak söyler, doğru konuşur.</span> Sözler 651</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><span style="color: #0000ff;"><span style="font-size: 20pt;">اِنْ هُوَ اِلاَّ وَحْىٌ يُوحَى</span> Evet, hak aldatmaz, hakikatbîn aldanmaz. Hak olan mesleği hileden müstağnidir. Hakikatbînin gözüne hayalin ne haddi var ki, hakikat görünsün aldatsın? </span>Sözler 238)</span></p>
<h4 style="text-align: center;"><strong><b>Otuzbirinci Lem&#8217;anın İkinci Şuaı</b></strong></h4>
<p dir="rtl" style="text-align: center;"><span style="font-size: 20pt;">بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ</span></p>
<p style="text-align: justify;">Onaltı sene evvel, Eskişehir Hapishanesinde, arkadaşlarımın tahliyeleriyle yalnız kaldığım bir vakitte şu Şua, gayet acele, pek noksan kalemimle, sıkıntılı, rahatsızlık bir zamanda te&#8217;lif edildiğinden bir derece intizamsız olmakla beraber, bugünlerde tashih ederken iman ve tevhid noktasında pek çok kıymetdar ve kuvvetli ve ehemmiyetli gördüm.</p>
<p style="text-align: right;"><span style="font-size: 12pt;"><strong>Said Nursî</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;">[&#8220;Allahü Ehad&#8221; ism-i a&#8217;zamına dair yedinci nükte-i a&#8217;zam ve altı ism-i a&#8217;zamın altı nüktesinin yedincisi]</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">(Ehad ismi burada ve mi’raç risalesinde Cenab-ı Hakkın Zatını gösterir tarzda kullanılmıştır. Ekser esmanın temerküz etmesi manasında değildir.)</span></p>
<h4 style="text-align: center;"><strong><b>İ</b></strong><strong><b>htar</b></strong></h4>
<p style="text-align: justify;">Bu risale benim nazarımda çok mühimdir. Çünki, içinde çok mühim ve ince olan esrar-ı imaniye inkişaf ediyor. Bu risaleyi anlayarak okuyan adam imanını kurtarır inşâallah. <span style="color: #ff0000;">(Yani bir insan imanın rükünlerinden birisini tam anlasa o anladığı rükün diğer rükünlere de kuvvet verdiği için imanı kurtulur. Çünki herbir rükn-ü imanî, kendini isbat eden hüccetleriyle sair erkân-ı imaniyeyi isbat eder.)</span></p>
<p style="text-align: justify;">Maatteessüf ben burada kimse ile görüşemediğimden, kendime tebyiz edip yazdıramadım. Bu risalenin kıymetini anlamak istersen, başta bulunan İkinci ve Üçüncü Meyve&#8217;yi ve âhirdeki hâtimeyi ve hâtimeden iki sahife evvelki mes&#8217;eleyi evvelce dikkatle okuduktan sonra tamamını teenni ile mütalaa eyle!..</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">(</span><span style="color: #ff0000;">Marifetullahın delillerinin farklı farklı olduğunu bilmemekten dolayı hâsıl olan şüpheleri def ediyor. Marifetullahın şahidleri, bürhanları üç çeşittir.</span></p>
<h4 style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">Bir kısmı</span></h4>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">Su gibidir; aklen görünebilen ve kalben hissedilebilen marifetullah delillerini tenkid etmemek gerektir. Misal olarak Ondördüncü Lem’anın İkinci Makamı, Yirmiikinci ve Otuzüçüncü Söz gibi risalelerdir.</span></p>
<h4 style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">İkinci kısım</span></h4>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">Hava gibidir; aklen görünmeyen fakat kalben hissedilebilen marifetullah delillerini tenkid etmemek gerektir. Misal olarak aklen tam görünmeyip kalben hissedilebilen, İkinci Şua gibi risalelerdir.</span></p>
<h4 style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">Üçüncü kısım</span></h4>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">Nur gibidir; aklen görünebilen fakat kalben hissedilmeyen marifetullah delillerini maddi mizanlarla tartmamak gerektir. Misal olarak Yirmiüçüncü Lem’a verilebilir.)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><b>Altı ism-i a&#8217;zamın altı nüktelerinin &#8220;Allahü Ehad&#8221;e dair yedinci nükte-i a&#8217;zamıdır</b></strong></p>
<p style="text-align: center;"><span style="font-size: 20pt;">بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ وَ بِهِ نَسْتَعِينُ</span></p>
<p style="text-align: justify;">1- <span style="font-size: 20pt;">فَاعْلَمْ اَنَّهُ لاَ اِلهَ اِلاَّ اللّٰهُ</span>  âyetinin bir muhteşem nüktesiyle,</p>
<p style="text-align: justify;">2- Meşhur bir kasem-i Nebevînin işaretiyle ve <span style="color: #ff0000;">(Âyeti en güzel anlamanın yolu kasemle dikkat çekilen meselenin anlaşılması ile olur.)</span></p>
<p style="text-align: justify;">3- İlhamıyla</p>
<p style="text-align: justify;">hissettiğim gayet güzel ve çok şirin ve nihayet derecede latif</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Birinci </strong><strong>makam:</strong><strong> </strong></span>Üç meyve-i tevhid <span style="color: #ff0000;">(Tevhid ile alınan lezzetler)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><strong>İki</strong><strong>nci </strong><strong>makam:</strong></span><strong> </strong>Ve üç muktezisi <span style="color: #ff0000;">(Akılla tevhidin gerektirdiği şeyleri düşünüp tesbit ettikten sonra kâinata baktığımızda bu tevhidi gerektiren icraatları görmekle tevhidin isbatı yapılıyor.)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Üçüncü</strong><strong> </strong><strong>makam:</strong><strong> </strong></span>Ve üç hüccetine dair bir nüktedir. <span style="color: #ff0000;">(Aklımızla delilleri getirmek değil, Kâinattan tevhide olan delilleri görüp aklımızla şüpheleri temizleyip kalben tasdik edilen bir tevhid dersidir.)</span></p>
<p style="text-align: justify;">İşte Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm yemin ettiği vakit, en çok istimal ve tekrar ile her zaman ferman ettiği şu <span style="font-size: 20pt;">وَالَّذِى نَفْسُ مُحَمَّدٍ بِيَدِهِ</span> kasemidir. <span style="color: #ff0000;">(Burada ifade edilen nefis manası Altıncı Sözde geçen nefis manası ile düşünülmelidir.)</span></p>
<p style="text-align: justify;">Ve bu kasem gösteriyor ki, şecere-i kâinatın en geniş dairesi ve en müntehası ve nihayatı ve teferruatı dahi Zât-ı Vâhid-i Ehad&#8217;in kudretiyle ve iradesiyledir.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">(Kasemle dikkat çekilen mana; en büyük şeyde en küçük şey gibi Allah’ın iradesiyle, ilmiyle ve kudretiyle olduğudur. Ve bu yemin Hazret-i Muhammed&#8217;in (A.S.M.) Allah’a kemal-i itminanını gösteriyor.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><span style="color: #0000ff;">Esbab içinde, bilbedahe en eşrefi ve ihtiyarı en geniş ve tasarrufatı en vasi&#8217;, insandır. İnsanın dahi en zahir ef&#8217;al-i ihtiyariyesi içinde en zahiri; ekl ve kelâm ve fikirdir. Yani: Yemek, söylemek, düşünmektir. Şu yemek, söylemek, düşünmek ise gayet muntazam, acib, hikmetli birer silsiledir. O silsilenin yüz cüz&#8217;ünden, insanın dest-i ihtiyarına verilen ancak bir cüz&#8217;üdür. Madem esbab içinde en eşrefi ve en ziyade ihtiyar sahibi olan insan, böyle hakikî icaddan eli bağlansa, sair cemadat ve behimat ve anasır ve tabiat; nasıl hakikî mutasarrıf olabilirler? </span>Sözler 608)</span></p>
<p style="text-align: justify;">Çünki mahlukatın en müntehab ve en müstesnası olan Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm&#8217;ın nefsi,</p>
<p style="text-align: justify;">1- Kendi kendine mâlik olmazsa</p>
<p style="text-align: justify;">2- Ve ef&#8217;alinde serbest bulunmazsa</p>
<p style="text-align: justify;">3- Ve harekâtı başka bir ihtiyara bağlı ise; elbette hiçbir şey, hiçbir şe&#8217;n, hiçbir hal, hiçbir keyfiyet -cüz&#8217;î olsun küllî olsun- o muhit iktidarın, o şamil ihtiyarın daire-i tasarrufunun haricinde olamaz.</p>
<p style="text-align: justify;">Evet, bu çok manidar kasem-i Muhammedî&#8217;nin (A.S.M.) ifade ettiği gayet muazzam ve muhit bir tevhid-i rububiyettir. Ve bu tevhidin isbatına dair yüz belki bin bahir bürhanlar, Siracünnur olan Risale-i Nur&#8217;da beyan edildiğinden, bu hakikat-ı âliyenin tafsilât ve isbatını ona havale ederek bu İkinci Şua&#8217;da muhtasar üç makam içinde bu çok ehemmiyetli hakikat-ı imaniyenin</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Birinci</strong><strong> makam</strong><strong>ı</strong><strong>nda</strong> gayet latif ve tatlı ve çok kıymettar ve nurlu, hadsiz semerelerinden <u>üç</u><u> k</u><u>ü</u><u>ll</u><u>î</u><u> meyvelerini</u> gayet muhtasar bir surette beyanla, o meyvelere benim kalbimi sevkeden zevklerime ve hislerime işaret edilecek.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>İ</strong><strong>kinci Makam&#8217;da</strong> ise bu kudsî hakikatın <u>üç</u><u> k</u><u>ü</u><u>ll</u><u>î</u><u> muktezisi </u>ve esbab-ı mûcibesi beyan edilir ve o üç muktezi üçbin muktezilerin kuvvetindedirler. <span style="color: #ff0000;">(<i>Cenâb-ı Hakkın esmasının hakikatlarına bakarak tevhidin üç</i> <i>küllî</i><i> muktazisi gösterilmiştir.</i>)</span></p>
<p style="text-align: justify;">Ve <strong>Üçü</strong><strong>nc</strong><strong>ü</strong><strong> Makam&#8217;da,</strong> o hakikat-ı tevhidiyenin <u>üç</u><u> al</u><u>â</u><u>metleri</u> zikredilecek ve o üç alâmet üçyüz alâmet ve emare ve delil kuvvetindedirler.<span style="color: #ff0000;"> (<i>Kâinatta görünen hakikatlere bakarak </i><i>tevhidin üç </i><i>alâmeti </i><i>gösterilmiştir.</i>)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">(Hakikatın neticelerindeki güzellikler hakikatın doğruluğuna delil olduğu gibi hakikatın neticelerini bilmekte tarafgirlik hissini arttırır.)</span></p>
<h3 style="text-align: center;"><strong><b>Birinci Makam&#8217;</b></strong><strong><b>ı</b></strong><strong><b>n</b></strong></h3>
<h4 style="text-align: center;"><strong><b>Birinci Meyvesi</b></strong></h4>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">(Bu Birinci Meyvenin hülasası olarak Mesnevi-i Nuriye de şöyle geçmiştir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;">İ&#8217;lem Eyyühel-Aziz!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;">İnsanı gaflete düşürtmekle Allah&#8217;a ubudiyetine mani olan, cüz&#8217;î nazarını cüz&#8217;î şeylere hasretmektir. Evet cüz&#8217;iyat içerisine düşüp cüz&#8217;îlere hasr-ı nazar eden, o cüz&#8217;î şeylerin esbabdan sudûruna ihtimal verebilir. Amma başını kaldırıp nev&#8217;e ve umuma baktığı zaman, edna bir cüz&#8217;înin en büyük bir sebebden sudûruna cevaz veremez.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;">Meselâ: Cüz&#8217;î rızkını bazı esbaba isnad edebilir. Fakat menşe-i rızık olan arzın, kış mevsiminde kupkuru, kıraç olduğuna, bahar mevsiminde rızk ile dolu olduğuna baktığı vakit, arzı ihya etmekle bütün zevilhayatın rızıklarını veren Allah&#8217;dan maada kendi rızkını verecek bir şey bulunmadığına kanaatı hasıl olur.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;">Ve keza evindeki küçük bir ışığı veya kalbinde bulunan küçük bir nuru bazı esbaba isnad edebilirsin.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><span style="color: #0000ff;">Amma o ışığın, şemsin ziyasıyla, o nurun da Menba&#8217;-ul Envâr&#8217;ın nuruyla muttasıl olduğuna vâkıf olduğun zaman anlarsın ki; kalıbını ışıklandıran, kalbini tenvir eden ancak leyl ü neharı birbirine kalbeden Fâtır-ı Hakîm&#8217;dir. </span>Mesnevi-i Nuriye &#8211; 213)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><strong>(Birinci meyvede Tevhid ve vahdetin birinci neticesi;</strong> tevhid ayinesiyle veya tevhid nuruyla kâinata bakıldığında cemal-i İlahî ve kemal-i Rabbanî&#8217;nin görünmesidir.)</span></p>
<p style="text-align: justify;">Tevhid ve vahdette cemal-i İlahî ve kemal-i Rabbanî tezahür eder. Eğer vahdet olmazsa, o hazine-i ezeliye gizli kalır. Evet,</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li><b></b><strong><b>Hadsiz </b></strong>cemal ve kemalât-ı İlahiye ve</li>
<li><b></b><strong><b>Nihayetsiz </b></strong>mehasin ve hüsn-ü Rabbanî ve</li>
<li><b></b><strong><b>Hesabs</b></strong><strong><b>ı</b></strong><strong><b>z </b></strong>ihsanat ve beha-i Rahmanî ve</li>
<li><b></b><strong><b>Gayetsiz </b></strong>kemal-i cemal-i Samedanî,</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">Ancak vahdet âyinesinde ve vahdet vasıtasıyla şecere-i hilkatin nihayatındaki <strong><b>c</b></strong><strong><b>ü</b></strong><strong><b>z&#8217;iyat</b></strong><strong><b>ı</b></strong><strong><b>n s</b></strong><strong><b>î</b></strong><strong><b>malar</b></strong><strong><b>ı</b></strong><strong><b>nda</b></strong> temerküz eden cilve-i esmada görünür.</p>
<p style="text-align: justify;">Meselâ;</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li><span style="color: #ff0000;">(Menfaatlerin celbine misaldir.)</span> iktidarsız ve ihtiyarsız bir yavrunun imdadına umulmadık bir yerden, yani kan ve fışkı ortasından beyaz, safi, temiz bir süt göndermek olan cüz&#8217;î fiil ise; tevhid nazarıyla bakıldığı vakit, birden bütün yavruların pek çok hârikulâde ve pek çok şefkatkârane olan küllî ve umumî iaşeleri ve vâlidelerini onlara müsahhar etmeleriyle rahmet-i Rahman&#8217;ın cemal-i lâyezalîsi kemal-i şaşaa ile görünür.</li>
</ul>
<p><strong> Eğer tevhid nazarıyla bakılmazsa,</strong> o cemal gizlenir ve o cüz&#8217;î iaşe dahi esbaba ve tesadüfe ve tabiata havale edilir; bütün bütün kıymetini, belki mahiyetini kaybeder.</p>
<p style="text-align: justify;">Hem meselâ,</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li><span style="color: #ff0000;">(Mazaratı def etmenin misalidir.)</span> müdhiş bir hastalıktan şifa bulmak, eğer tevhid nazarıyla bakılsa; birden zemin denilen hastahane-i kübrada bulunan bütün dertlilere, âlem denilen eczahane-i ekberden ilâçları ve dermanlarıyla şifa ihsan etmek yüzünde, Rahîm-i Mutlak&#8217;ın cemal-i şefkati ve mehasin-i rahîmiyeti küllî ve şaşaalı bir surette görünür.</li>
</ul>
<p><strong>Eğer tevhid nazarıyla bakılmazsa;</strong> o cüz&#8217;î fakat alîmane, basîrane, şuurkârane olan şifa vermek dahi, camid ilâçların hasiyetlerine ve kör kuvvete ve şuursuz tabiata verilir. Bütün bütün mahiyetini ve hikmetini ve kıymetini kaybeder.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu makam münasebetiyle hatıra gelen bir salavatın bir nüktesini beyan ediyorum. Şöyle ki: Namaz tesbihatının âhirinde Şafiîlerde gayet müstamel ve meşhur bir salavat olan</p>
<p dir="rtl" style="text-align: center;"><span style="font-size: 20pt;">اَللّٰهُمَّ صَلِّ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِ سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ</span></p>
<p dir="rtl" style="text-align: center;"><span style="font-size: 20pt;"> بِعَدَدِ كُلِّ دَاءٍ وَدَوَاءٍ وَبَارِكْ وَسَلِّمْ عَلَيْهِ وَعَلَيْهِمْ كَثِيرًا كَثِيرًا</span></p>
<p style="text-align: justify;">nin ehemmiyeti yüzündendir ki, insanın hikmet-i hilkatı ve sırr-ı câmiiyeti ise; her zaman, her dakika hâlıkına iltica ve yalvarmak ve hamd ve şükür etmek olduğundan,</p>
<p style="text-align: justify;">İnsanı dergâh-ı İlahiyeye kamçı <span style="color: #ff0000;">(kamçı, her hangi bir şeyi istenilen maksada koşturmak için vurulduğu gibi Cenab-ı Hakk bizi istediği maksadlara koşturmak için hastalık kamçısını vuruyor.)</span> vurup sevkeden en keskin ve müessir saik, hastalıklar olduğu gibi;</p>
<p style="text-align: justify;">İnsanı, kemal-i şevk ile şükre sevkeden ve tam manasıyla minnetdar edip hamdettiren tatlı nimetler ise, başta şifalar ve devalar ve âfiyetler olduğundan bu salavat-ı şerife gayet müşerref ve manidar olmuştur. Ben bazan <span style="font-size: 20pt;">بِعَدَدِ كُلِّ دَاءٍ وَ دَوَاءٍ</span> dedikçe, küre-i arzı bir hastahane suretinde ve maddî ve manevî bütün dertlerin ve ihtiyaçların dermanlarını ihsan eden Şâfî-i Hakikî&#8217;nin pek aşikâr bir mevcudiyetini ve küllî bir şefkatini ve kudsî ve geniş bir rahîmiyetini hissediyorum.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">(Bu salâvat vasıtasıyla hem tevhidin azamet-i asarına bakarak marifetimiz arttığı gibi hemde Peygamber&#8217;e (A.S.M.) edilen salâvatın adedi de artmaktadır.)</span></p>
<p style="text-align: justify;">Hem meselâ:</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li><span style="color: #ff0000;">(Celb edilen en büyük ihsan ve def&#8217; edilen en büyük zarar hidayettir.)</span> Dalaletin gayet müdhiş manevî elemini hisseden bir adama, iman ile hidayet ihsan etmek,</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;"><strong>E</strong><strong>ğ</strong><strong>er tevhid nazar</strong><strong>ı</strong><strong>yla bak</strong><strong>ı</strong><strong>lsa,</strong> birden o cüz&#8217;î ve fâni ve âciz adam bütün kâinatın hâlıkı ve sultanı olan Mabudunun muhatab bir abdi olmak ve o iman vasıtasıyla bir saadet-i ebediyeyi ve şahane ve çok geniş ve şaşaalı bir mülk-ü bâki ve bâki bir dünyayı ihsan etmek ve onun gibi bütün mü&#8217;minleri dahi derecelerine göre o lütfa mazhar etmek olan bu ihsan-ı ekber yüzünde ve sîmasında, bir Zât-ı Kerim ve Muhsin&#8217;in öyle bir hüsn-ü ezelîsi ve öyle bir cemal-i lâyezalîsi görünür ki, bir lem&#8217;asıyla bütün ehl-i imanı kendine dost ve has kısmını da âşık yapıyor.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">(<span style="color: #0000ff;">Müslümanların başına öyle bir hâdise ve öyle bir dava açılmış ki; her adam, eğer Alman ve İngiliz kadar kuvveti ve serveti olsa ve aklı da varsa, o tek davayı kazanmak için bilâ-tereddüd sarfedecek. </span>Şualar &#8211; 202)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>E</strong><strong>ğ</strong><strong>er tevhid nazar</strong><strong>ı</strong><strong>yla bak</strong><strong>ı</strong><strong>lmazsa; </strong>o cüz&#8217;î imanı, ya mütehakkim ve hodbin Mu&#8217;tezileler gibi kendi nefsine veya bazı esbaba havale eder ki, hakikî fiyatı ve bahası Cennet olan o Rahmanî pırlanta bir cam parçasına inip âyinedarlık ettiği kudsî cemalin lem&#8217;asını kaybeder.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">(Yani mutezile bir adama hidayet ve imanı ihsan etmek fiilini esbaba verirken düştükleri hatâ; umum insanlığa hidayet ihsan edildiğinden ve hidayeti ihsan edenin hidayetin neticesi olan saadet-i dareyni veren Zât olduğundan gaflet etmeleridir.)</span></p>
<p style="text-align: justify;">İşte bu üç misale kıyasen, daire-i kesretin müntehasındaki cüz&#8217;iyatın, cüz&#8217;iyat-ı ahvalinde tevhid noktasında cemal-i İlahînin ve kemal-i Rabbanînin binler enva&#8217;ı ve yüzbin çeşitleri onlarda temerküz cihetinde görünür, anlaşılır, bilinir, tahakkuku sabit olur.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #ff0000;">Tevhid ve vahdetteki birinci netice; </span></strong>İşte tevhidde cemal ve kemal-i İlahînin kalben görünmesi ve ruhen hissedilmesi içindir ki; bütün evliya ve asfiya, en tatlı zevklerini ve en şirin manevî rızıklarını kelime-i tevhid olan &#8220;Lâ ilahe illallah&#8221; zikrinde ve tekrarında buluyorlar. <span style="color: #ff0000;">(Lâ ilahe illallah’ın ifade ettiği hakikatın kâinattaki tecellilerini gören evliya en tatlı zevklerini bulmuşlar.)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><strong>(Tevhid ve vahdetteki ikinci netice; <b>azamet-i kibriya</b></strong> ve celal-i Sübhanî ve saltanat-ı mutlaka-i rububiyet-i Samedaniyenin tahakkuk etmesidir.)</span></p>
<p style="text-align: justify;">Hem kelime-i tevhidde <strong><b>azamet-i kibriya</b></strong> ve celal-i Sübhanî ve saltanat-ı mutlaka-i rububiyet-i Samedaniye tahakkuk etmesi içindir ki,</p>
<p style="text-align: justify;">Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ferman etmiş: <span style="font-size: 20pt;">اَفْضَلُ مَا قُلْتُ اَنَا وَالنَّبِيُّونَ مِنْ قَبْلِى لاَ اِلهَ اِلاَّ اللّٰهُ</span> Yani: &#8220;Ben ve benden evvel gelen peygamberlerin en ziyade faziletli ve kıymetli sözleri, &#8220;Lâ ilahe illallah&#8221; kelâmıdır.&#8221; <span style="color: #ff0000;">(Tek bir aynaya bakmakla tevhidin anlaşılması kolaylaşırken bütün aynalara birden bakıldığında tevhidin azami derecede mertebesi görünür.)</span></p>
<p style="text-align: justify;">Evet bir meyve, bir çiçek, bir ışık gibi küçücük bir ihsan, bir nimet, bir rızık; bir küçük âyine iken, tevhidin sırrıyla birden bütün emsaline omuz omuza verip ittisal ettiğinden, o nevi büyük âyineye dönüp o nev&#8217;e mahsus cilvelenen bir çeşit cemal-i İlahîyi gösterir. Ve fâni, muvakkat olan güzellik ile, bâki bir nevi hüsn-ü sermedîyi irae eder.</p>
<p style="text-align: justify;">Ve Mevlâna Celaleddin&#8217;in dediği gibi,</p>
<p style="text-align: center;"><span style="font-size: 20pt;">آنْ خَيَالاَتِى كِه دَامِ اَوْلِيَاسْتْ ٭ عَكْسِ مَهْرُويَانِ بُوسْتَانِ خُدَاسْتْ</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">(Evliyaların hayalleri birer tuzak olup Cenab-ı Hakkın kâinatta tecelli eden esmalarının eşya üzerinde görünen nakışlarını birleştirerek büyük bir âyine elde edilir. Böylelikle cemal-i İlahî ve kemal-i Rabbanî görünür.)</span></p>
<p style="text-align: justify;">sırrıyla bir âyine-i cemal-i İlahî olur. Yoksa eğer tevhid sırrı olmazsa, o cüz&#8217;î meyve tek başına kalır. Ne o kudsî cemal, ne de o ulvî kemali gösterir. Ve içindeki cüz&#8217;î bir lem&#8217;a dahi söner, kaybolur. Âdeta başaşağı olup elmastan şişeye döner.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">(<strong>Tevhid ve vahdetteki üçüncü netice;</strong> herbir zihayatın arkasında şahsiyet-i İlahiye, ehadiyet-i Rabbaniye, sıfât-ı seb&#8217;aca manevî bir sîma-i Rahmanî ve temerküz-ü esmaînin görünmesidir.)</span></p>
<p style="text-align: justify;">Hem tevhid sırrıyla, şecere-i hilkatın meyveleri olan <span style="text-decoration: underline;"><em><strong>zîhayatta</strong></em></span></p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Bir şahsiyet-i İlahiye, <span style="color: #ff0000;">(<span style="color: #0000ff;">Güneş&#8217;in timsalini ve aksini tutan parlak bir âyine parlaklığına ve delaletinin vuzuhuna işareten &#8220;O âyine Güneş&#8217;tir&#8221; denildiği gibi… ehl-i Vahdet-ül Vücud&#8217;un mutedil kısmı &#8220;Lâ Mevcude illâ Hu&#8221; bu sırra binaen, bu delaletin vuzuhuna ve bu münasebetin kemaline bir ünvan olarak demişler.</span> Lem&#8217;alar 101)</span></li>
<li>Bir ehadiyet-i Rabbaniye<span style="color: #ff0000;"> (<span style="color: #0000ff;">Şimdi hayatının sırr-ı hakikatı şudur ki: Tecelli-i Ehadiyete, cilve-i Samediyete âyineliktir. Yani bütün âleme tecelli eden esmanın nokta-i mihrakıyesi hükmünde bir câmiiyetle Zât-ı Ehad-i Samed&#8217;e âyineliktir.</span> Sözler 129)</span></li>
<li>Ve sıfât-ı seb&#8217;aca manevî bir sîma-i Rahmanî <span style="color: #ff0000;">(Sıfat-ı seb’aya ayinedarlık)</span></li>
<li>Ve Temerküz-ü esmaî <span style="color: #ff0000;">(<span style="color: #0000ff;">Zîhayatta ve bilhâssa insanda, o derece san&#8217;at-ı câmia içinde; hadsiz enva&#8217;-ı nimeti anlayacak, kabul edecek, isteyecek cihazat ve âletler vardır ki; bütün kâinatta tecelli eden bütün esmasının cilvesine mazhardır. Âdeta bir nokta-i mihrakıye hükmünde, bütün esma-i hüsnayı birden mahiyetinin âyinesiyle gösterir ve onunla ehadiyet-i İlahiyeyi ilân eder.</span> Mektubat 235)</span></li>
<li>Ve <span style="font-size: 20pt;">اِيَّاكَنَعْبُدُ وَاِيَّاكَ نَسْتَعِينُ</span> deki hitaba muhatab olan zâtın bir cilve-i <u>taayy</u><u>ü</u><u>n</u><u>ü</u><u> ve te</u><u>ş</u><u>ahhusu</u> <span style="color: #ff0000;">(Herbir zihayata mahsus o zihayatın tanıdığı mertebede Cenab-ı Hakk ile görüşmesi vardır.)</span></li>
</ul>
<p style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;"><em><strong><span style="color: #333333; text-decoration: underline;">tezahür eder.</span></strong></em></span></p>
<p style="text-align: justify;">Yoksa o şahsiyet, o ehadiyet, o sîma, o taayyünün cilvesi inbisat ederek kâinat nisbetinde genişlenir, dağılır, gizlenir. Ancak çok büyük ve ihatalı, kalbî gözlere görünür. Çünki azamet ve kibriya perde olur, herkesin kalbi göremez.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">(Cenab-ı Hakk kemâl-i merhametinden kâinatta tecelli eden esma-yı hüsnasının azamet ve kibriyasını ihata etmekten aciz olan biz zihayatları, bütün esmasının bir nokta-i mihrakiyesi hükmünde esmasının temerküz edeceği ve sıfat-ı seb’asının arkasında manevî Rahmanî simasının görüneceği ve ehadiyeti ile rububiyetini anlayarak İlahî şahsiyetine muhatab olabileceği bir câmiyet vermiştir. Bu sayede bizler, cilve-i taayyünü ve teşahhusuyla her vakit kendisiyle görüşüp doğrudan doğruya Ondan yardım isteyip Ona ibadetlerimizi takdim edebiliyoruz. Elhamdülillahi alâ din-il İslâm ve kemal-il iman)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">(<strong>Tevhid ve vahdetteki dördüncü netice;</strong> zîhayatların Cenab-ı Hakka nümuneler, nakışlar ve zıddıyet itibariyle ayine olmasıdır.)</span></p>
<p style="text-align: justify;">Hem o cüz&#8217;î <strong><em>zîhayatlarda </em></strong>pek zahir bir surette anlaşılır ki; onun Sâni&#8217;i, onu görür, bilir, dinler, istediği gibi yapar. Âdeta o zîhayatın masnuiyeti arkasında muktedir, muhtar, işitici, bilici, görücü bir zâtın manevî <u>bir te</u><u>ş</u><u>ahhusu, bir taayy</u><u>ü</u><u>n</u><u>ü</u> imana <span style="text-decoration: underline;"><em><strong>görünür</strong></em></span>.</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Ve bilhâssa zîhayattan <strong><u><b>insan</b></u></strong><strong><u><b>ı</b></u></strong><strong><u><b>n </b></u></strong>mahlukıyeti arkasında gayet aşikâr bir tarzda o <u>manev</u><u>î</u><u> te</u><u>ş</u><u>ahhus</u>, o <u>kuds</u><u>î</u><u> taayy</u><u>ü</u><u>n</u> sırr-ı tevhid ile, imanla müşahede olunur. Çünki o teşahhus-u ehadiyetin esasları olan ilim ve kudret ve hayat ve sem&#8217; ve basar gibi manaların hem nümuneleri insanda var; o <strong><u>n</u></strong><strong><u>ü</u></strong><strong><u>muneler</u></strong> ile onlara işaret eder. Çünki meselâ, gözü veren zât, hem gözü görür, hem ince bir mana olan gözün gördüğünü görür, sonra verir. Evet senin gözüne bir gözlük yapan gözlükçü usta, göze gözlüğün yakıştığını görür, sonra yapar. Hem kulağı veren zât, elbette o kulağın işittiklerini işitir, sonra yapar, verir. Sair sıfatlar buna kıyas edilsin.</li>
<li>Hem esmanın <strong><u>nak</u></strong><strong><u>ış</u></strong><strong><u>lar</u></strong><strong><u>ı </u></strong>ve cilveleri <strong><u><b>insanda</b></u></strong> var; onlar ile o kudsî manalara şehadet eder.</li>
<li>Hem <strong><u><b>insan</b></u></strong>, <strong><u>za&#8217;f</u></strong><strong><u>ı</u></strong><strong><u>yla ve acziyle ve fakr</u></strong><strong><u>ı</u></strong><strong><u>yla </u></strong>ve cehliyle diğer bir tarzda âyinedarlık edip, yine za&#8217;fına fakrına merhamet eden ve meded veren zâtın kudretine, ilmine, iradesine ve hâkeza sair evsafına şehadet eder.</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">İşte daire-i kesretin müntehasında ve en dağınık cüz&#8217;iyatında, sırr-ı vahdetle binbir esma-i İlahiye, zîhayat denilen küçücük mektublarda temerküz edip açık okunduğundan, o Sâni&#8217;-i Hakîm zîhayat nüshalarını çok teksir ediyor. Ve bilhâssa zîhayatlardan küçüklerin taifelerini pek çok tarzda nüshalarını teksir eder ve her tarafa neşreder.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">(<span style="color: #0000ff;">Demek hayat bir nokta-i mihrakıye hükmünde; muhtelif sıfât birbiri içine girer, belki birbirinin aynı olur. Güya hayat tamamıyla hem ilimdir, aynı halde kudrettir, aynı halde de hikmet ve rahmettir ve hâkeza&#8230;</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;">İşte hayat bu câmi&#8217; mahiyeti itibariyle şuun-u zâtiye-i Rabbaniyeye âyinedarlık eden bir âyine-i Samediyettir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><span style="color: #0000ff;">İşte bu sırdandır ki: Hayy-u Kayyum olan Zât-ı Vâcib-ül Vücud, hayatı pek çok kesretle ve mebzuliyetle halkedip, neşir ve teşhir eder. Ve herşeyi hayatın etrafına toplattırıp, ona hizmetkâr eder.Çünki hayatın vazifesi büyüktür. Evet Samediyetin âyinesi olmak kolay bir şey değil, âdi bir vazife değil.</span> Sözler &#8211; 675)</span></p>
<p style="text-align: justify;">Bu birinci meyvenin hakikatına beni îsal ve sevkeden zevkî bir hissimdir. Şöyle ki:</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">(Daha ziyade akla bakan dersler; Yirmiüçüncü Lem&#8217;a</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">Daha ziyade hem akla hem de kalbe bakan dersler; Yirmiüçüncü ve Otuzikinci Söz</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">Daha ziyade kalbe bakan dersler; İkinci Şua)</span></p>
<p style="text-align: justify;">Bir zaman,</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Ziyade rikkatimden</li>
<li>Ve fazla şefkatten</li>
<li>Ve acımak duygusundan</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">(<span style="color: #0000ff;">&#8220;Bu müddei umumînin kızıdır.&#8221; O masumun hatırı için o müddeîye beddua etmedi.</span> Emirdağ-2 &#8211; 245)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">(<span style="color: #0000ff;">Bir zaman bahar çiçeklerinin çabuk mahvolmalarına çok yazığım geliyordu; hattâ o nazeninlere acıyordum. </span>Şualar &#8211; 70)</span></p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Zîhayat</li>
<li>Ve hususan onlardan zîşuur</li>
<li>Ve bilhâssa insanlar</li>
<li>Ve bilhâssa mazlumlar</li>
<li>Ve musibete giriftar olanların halleri çok ziyade rikkatime ve şefkatime ve kalbime dokunuyordu.</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;"><strong>Kalben diyordum:</strong> &#8220;Bu âciz ve zaîf bîçarelerin dertlerini, âlemde hükmeden bu yeknesak kanunlar dinlemedikleri gibi; istilâ edici ve sağır olan unsurlar, hâdiseler dahi işitmezler. Bunların bu perişan hallerine merhamet edip hususî işlerine müdahale eden yok mu?&#8221; diye ruhum çok derin feryad ediyordu.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hem</strong> &#8220;O çok güzel memluklerin ve çok kıymetdar malların ve çok müştak ve minnetdar dostların işlerine bakacak ve onlara sahabet edecek ve himayet edecek bir mâlikleri, bir sahibleri, bir hakikî dostları yok mu?&#8221; diye kalbim bütün kuvvetiyle bağırıyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">İşte ruhumun feryadına ve kalbimin vaveylâsına vâfi ve kâfi ve teskin edici ve kanaat verici cevab ise: Sırr-ı tevhid ile Rahman ve Rahîm olan Zât-ı Zülcelal&#8217;in umumî kanunların tazyikatları ve hâdisatın tehacümatı altında ağlayan ve sızlayan o sevimli memluklerine kanunların fevkinde olarak,</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>İhsanat-ı hususiyesi</li>
<li>Ve imdadat-ı hâssası</li>
<li>Ve doğrudan doğruya herşeye karşı rububiyet-i hususiyesi</li>
<li>Ve herşeyin tedbirini bizzât kendisi görmesi</li>
<li>Ve herşeyin derdini bizzât dinlemesi</li>
<li>Ve herşeyin hakikî mâliki, sahibi, hâmisi olduğunu sırr-ı Kur&#8217;an ve nur-u iman ile bildim. O hadsiz me&#8217;yusiyet yerinde nihayetsiz bir mesruriyet hissettim.</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">Ve herbir zîhayat öyle bir Mâlik-i Zülcelal&#8217;e mensubiyeti ve memlukiyeti cihetiyle nazarımda binler derece bir ehemmiyet, bir kıymet kesbettiler. Çünki madem herkes efendisinin şerefiyle ve mensub olduğu zâtın makamıyla ve şöhretiyle iftihar eder, bir izzet peyda eder;</p>
<p style="text-align: justify;">Elbette nur-u iman ile bu mensubiyetin ve memlukiyetin inkişafı suretinde, bir karınca bir firavunu o mensubiyet kuvvetiyle mağlub ettiği gibi <span style="color: #ff0000;">(<span style="color: #0000ff;"><span style="color: #ff0000;">İmdadat-ı vahidiyet;</span> Güya vâhidiyet-i saltanat sırrıyla herkesi, herşey&#8217;i, bir ferdin imdadına gönderebilir. Ve herbir ferdi, bütün efrad kadar bir kuvvete istinad edebilir; yani ondan meded alabilir.</span> Mektubat &#8211; 246)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">(o mensubiyet şerefiyle dahi)</span> gafil ve kendi kendine mâlik ve başıboş kendini zanneden ve ecdadıyla ve mülk-ü Mısır ile iftihar eden ve <span style="color: #ff0000;">(<span style="color: #0000ff;">&#8220;Ey insanlar! Sizi ve sizden evvelkileri yaratan Rabbinize ibadet ediniz ki, takva mertebesine vâsıl olasınız.</span> İşarat-ül İ&#8217;caz &#8211; 83)</span> kabir kapısında o iftiharı sönen bin firavun kadar iftihar edebilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ve sinek dahi Nemrud&#8217;un sekerat vaktinde azaba ve hicaba inkılab eden iftiharına karşı kendi mensubiyetinin şerefini irae edip, onunkini hiçe indirebilir.</p>
<p style="text-align: justify;">İşte <span style="font-size: 20pt;">اِنَّ الشِّرْكَ لَظُلْمٌ عَظِيمٌ</span> âyeti, şirkte hadsiz ve çok büyük bir zulüm bulunduğunu ifade ile bildirir. Şirk öyle bir cürümdür ki, herbir mahlukun hakkına ve şerefine ve haysiyetine bir tecavüzdür. Ancak onu Cehennem temizler.</p>
<h4 style="text-align: center;"><strong><b>Tevhidin İkinci Meyvesi</b></strong></h4>
<p style="text-align: justify;">Birinci meyve Hâlık-ı Kâinat olan Zât-ı Akdes&#8217;e baktığı gibi, ikinci meyve dahi kâinatın zâtına ve mahiyetine bakar.</p>
<p style="text-align: justify;">Evet sırr-ı vahdetle</p>
<p><b></b><span style="color: #ff0000;"><strong><b>(Kâinatın kemalatı </b></strong>sırr-ı vahdetle tahakkuk eder. Bu hakikat Onsekizinci ve Yirmidördüncü Mektubun hülasası şeklinde sekiz kısma ayrılarak izah edilmiştir.)</span></p>
<ol style="text-align: justify;">
<li>Kâinatın kemalâtı tahakkuk eder <span style="color: #ff0000;">(<span style="color: #0000ff;">Mevcudatın kemalleri, Sâni&#8217;a müteveccih yüzlerinde tesbih ve ibadet ile tezahür eder. <span style="color: #ff0000;">L</span></span>em&#8217;alar 190)</span></li>
<li>Ve mevcudatın ulvî vazifeleri anlaşılır</li>
<li>Ve mahlukatın netice-i hilkatleri takarrur eder <span style="color: #ff0000;">(<span style="color: #0000ff;">Belki her şeyin gayat-ı vücudu ve netaic-i hayatı üç kısımdır. Birincisi ve en ulvîsi, Sâni&#8217;ine bakar. İkinci kısım gaye-i vücud ve netice-i hayat, zîşuura bakar. Üçüncü kısım gaye-i vücud ve netice-i hayat, o şeyin nefsine bakar ki; telezzüz ve tenezzüh ve beka ve rahatla yaşamak gibi cüz&#8217;î neticelerdir. </span><i></i>Sözler &#8211; 75)</span></li>
<li>Ve masnuatın kıymetleri bilinir <span style="color: #ff0000;">(</span></li>
<li>Ve bu âlemdeki makasıd-ı İlahiye vücud bulur.<span style="color: #ff0000;"> (Makasıd-ı Rabbani: Kendini zîşuurlara tanıttırmak ve sevdirmek ve medh ü senasını ettirmek ve minnetdarlıklarını kendine celbetmektir.)</span></li>
<li>Ve zîhayat ve zîşuurların hikmet-i hilkatları ve sırr-ı icadları tezahür eder</li>
<li>Ve bu dehşet-engiz tahavvülât içinde kahharane fırtınaların hiddetli, ekşi sîmaları arkasında rahmetin ve hikmetin güler, güzel yüzleri görünür</li>
<li>Ve fena ve zevalde kaybolan mevcudatın neticeleri ve hüviyetleri ve mahiyetleri ve ruhları ve tesbihatları gibi çok vücudları kendilerine bedel âlem-i şehadette bırakıp, sonra gittikleri bilinir.</li>
</ol>
<p><b></b><span style="color: #ff0000;"><strong><b>(Kâinatın ulvi hukukunu </b></strong>gösteren beş hakikatın anlaşılması sırr-ı tevhid ile mümkündür. O beş hakikat ise kitab, mektub, ordu, memur ve ayine temsili ile nazara verilmiştir.)</span></p>
<ul>
<li style="list-style-type: none;">
<ol>
<li>Ve kâinat baştan başa gayet manidar bir <strong><u><b>kitab-ı </b></u></strong>Samedanî <span style="color: #ff0000;">(Onbirinci Sözde geçtiği gibi kitabı yazmak ihtiyaçtan değil Kemalinin iktizasıdır.)</span></li>
<li>Ve mevcudat ferşten arşa kadar gayet mu&#8217;cizane bir mecmua-i <strong><u><b>mektubat-ı </b></u></strong>Sübhaniye</li>
<li>Ve mahlukatın bütün taifeleri, gayet muntazam ve muhteşem bir <strong><u><b>ordu-yu </b></u></strong>Rabbanî</li>
<li>Ve masnuatın bütün kabîleleri mikroptan, karıncadan tâ gergedana, tâ kartallara, tâ seyyarata kadar Sultan-ı Ezelî&#8217;nin gayet vazifeperver <strong><u><b>memurları </b></u></strong>olduğu bilinmesi</li>
<li>Ve herşey, <span style="text-decoration: underline;"><strong>âyinedarlık</strong></span> ve intisab cihetiyle binler derece kıymet-i şahsiyesinden daha yüksek kıymet almaları ve</li>
</ol>
</li>
</ul>
<p><span style="color: #ff0000;">(Kâinatın kudsi hakikatlarını gösteren tılsım-ı kâinatın dört muamması ancak sırr-ı tevhid ile anlaşılır.)</span></p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Seyl-i mevcudat ve kafile-i mahlukat</p>
<ol style="text-align: justify;">
<li>Nereden geliyor <span style="color: #ff0000;">(Yirmidördüncü Mektubda vücuda gelen mevcudatın neden durmadan fenaya gittiğini dai ve muktazilerle ve gaye ve faidelerle izah edilmiştir.)</span></li>
<li>Ve nereye gidecek <span style="color: #ff0000;">(Âhiretin anlaşılması tevhid ile mümkündür.)</span></li>
<li>Ve ne için gelmişler <span style="color: #ff0000;">(İmtihan için gelmişler. Enenin anlaşılması tevhid ile mümkündür.)</span></li>
<li>Ve ne yapıyorlar?&#8221; <span style="color: #ff0000;">(Derece ve rütbe alıyor.)</span></li>
</ol>
<p style="text-align: justify;">diye halledilmeyen tılsımlı suallerin manaları ona inkişaf etmesi, ancak ve ancak sırr-ı tevhid iledir.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">(Tevhid olmazsa kâinatın kemalatı sönecek, ulvi hukukları ve kudsi hakikatları zıdlarına inkılab edecek.)</span></p>
<p style="text-align: justify;">Yoksa kâinatın bu mezkûr yüksek <strong><b>kemalâtları</b></strong> sönecek ve o <strong><b>ulvî</b></strong> ve <strong><b>kudsî</b></strong> hakikatları zıdlarına inkılab edecek.</p>
<p style="text-align: justify;">İşte şirk ve küfür cinayeti,</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Kâinatın bütün <strong>kemalâtına</strong></li>
<li>Ve <strong>ulvî hukuklarına</strong></li>
<li>Ve <strong>kudsî hakikatlarına</strong></li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">bir tecavüz olduğu cihetledir ki,</p>
<ul>
<li style="text-align: justify;">ehl-i şirk ve küfre karşı <strong>kâinat</strong> kızıyor</li>
<li style="text-align: justify;">Ve <strong>semavat</strong> ve <strong>arz</strong> hiddet ediyor</li>
<li style="text-align: justify;">Ve onların mahvına <strong>anasır</strong> ittifak edip,</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">(Dünyada ki neticeleri)</span></p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Kavm-i Nuh Aleyhisselâm</li>
<li>Ve Âd</li>
<li>Ve Semud</li>
<li>Ve Firavun gibi ehl-i şirki boğuyor, gark ediyor.</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">(Ahirette ki neticeleri)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 20pt;">تَكَادُ تَمَيَّزُ مِنَ الْغَيْظِ</span> âyetinin sırrıyla Cehennem dahi ehl-i şirk ve küfre öyle kızıyor ve kızışıyor ki, parçalanmak derecesine geliyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Evet şirk, kâinata karşı büyük bir tahkir ve azîm bir tecavüzdür. Ve kâinatın kudsî vazifelerini ve hilkatin hikmetlerini inkâr etmekle şerefini kırıyor. Nümune için binler misallerinden birtek misale işaret edeceğiz.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">(Hadis, melekût âlemine âyet ise mülk âlemine bakıyor. Hadiste kâinatın intizamlı ve vüsatli idaresini melaikelerin âlem-i misaldeki vazifeleri ile nazara verilirken Âyette ise kâinatın intizamlı ve vüsatli idaresini âlem-i şehadete bakan yönüyle mevcudattaki nizam ve intizam ile nazara veriliyor.)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">(<span style="color: #0000ff;">Meselâ, hamele-i arş ve yer ve göklerin melaike-i müekkelleri ve sair bir kısım melekler hakkında Muhbir-i Sadık&#8217;ın tasvir ettiği, meselâ kırkbinler başlı, herbir başta kırkbinler lisan ve her lisanda kırkbinler tarzda tesbihat ettiklerini ve intizam ve külliyet ve vüs&#8217;at-i ubudiyetlerini ifade eden hakikata çıkmak için, şuna dikkat et ki: Zât-ı Zülcelal</span></span></p>
<p dir="rtl" style="text-align: center;"><span style="font-size: 20pt; color: #0000ff;"> تُسَبِّحُ لَهُ السَّمٰوَاتُ السَّبْعُ وَاْلاَرْضُ وَمَنْ فِيهِنَّ ٭</span></p>
<p dir="rtl" style="text-align: center;"><span style="font-size: 20pt; color: #0000ff;">وَ سَخَّرْنَا الْجِبَالَ يُسَبِّحْنَ مَعَهُ ٭ اِنَّا عَرَضْنَا اْلاَمَانَةَ عَلَى السَّمٰوَاتِ وَاْلاَرْضِ وَالْجِبَالِ </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><span style="color: #0000ff;">gibi âyetlerle tasrih ediyor ki: Mevcudatın en büyüğü ve küllîsi dahi, kendi külliyetine göre ve azametine münasib bir tarzda tesbihat ettiğini gösteriyor ve öyle de görünüyor.</span> Sözler &#8211; 164)</span></p>
<p style="text-align: justify;">Meselâ sırr-ı vahdet ile <strong><u><b>kâinat</b></u></strong></p>
<ol style="text-align: justify;">
<li>Öyle cesîm ve cismanî bir melaike hükmünde olur ki, mevcudatın nevileri adedince yüzbinler başlı ve her başında o nevide bulunan ferdlerin sayısınca yüzbinler ağız ve her ağzında o ferdin cihazat ve ecza ve a&#8217;za ve hüceyratı mikdarınca yüzbinler diller ile Sâni&#8217;ini takdis ederek tesbihat yapan İsrafil-misal ubudiyette ulvî bir makam sahibi <strong>bir acaib-ül mahlukat </strong>iken</li>
<li>Hem sırr-ı tevhid ile âhiret âlemlerine ve menzillerine çok mahsulât yetiştiren <strong>bir mezraa</strong></li>
<li>Ve dâr-ı saadet tabakalarına a&#8217;mal-i beşeriye gibi çok hasılatıyla levazımat tedarik eden <strong>bir fabrika</strong></li>
<li>Ve âlem-i bekada hususan Cennet-i A&#8217;lâ&#8217;daki ehl-i temaşaya dünyadan alınma sermedî manzaraları göstermek için mütemadiyen işleyen <strong>yüzbin yüzlü sinemalı bir fotoğraf</strong> iken;</li>
</ol>
<p style="text-align: justify;">   Şirk ise,</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li><span style="color: #ff0000;">(Kâinatı)</span> bu çok acib ve tam muti&#8217;, hayatdar ve <strong><u>cismanî melaikeyi;</u></strong> camid, ruhsuz, fâni, vazifesiz, hêlik, manasız, hâdisatın herc ü merci altında ve inkılabların fırtınaları içinde, adem zulümatında yuvarlanan bir perişan mecmua-yı vâhiyesi,</li>
<li>Hem bu çok garib ve tam muntazam, menfaatdar <strong><u>fabrikayı</u></strong><strong>; </strong>mahsulâtsız, neticesiz, işsiz, muattal, karmakarışık olarak şuursuz tesadüflerin oyuncağı ve sağır tabiatın ve kör kuvvetin mel&#8217;abegâhı ve umum zîşuurun matemhanesi ve bütün zîhayatın mezbahası ve hüzüngâhı suretine çevirir.</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">İşte <span style="font-size: 20pt;">اِنَّ الشِّرْكَ لَظُلْمٌ عَظِيمٌ</span> sırrıyla, şirk birtek seyyie iken ne kadar çok ve büyük cinayetlere medar oluyor ki, Cehennem&#8217;de hadsiz azaba müstehak eder. Her ne ise&#8230; &#8220;Siracünnur&#8221;da bu ikinci meyvenin izahatı ve hüccetleri mükerreren beyan edildiğinden, o uzun kıssayı kısa bıraktık.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu ikinci meyveye beni sevkedip îsal eden acib bir his ve garib bir zevktir. Şöyle ki:</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">(Tevhid bahislerinin farklı farklı cihazlarımıza ve hissiyatlarımıza bakan feyiz ve nurları vardır.)</span></p>
<p style="text-align: justify;">Bir zaman, bahar mevsiminde temaşa ederken gördüm ki:</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Zemin yüzünde haşir ve neşr-i a&#8217;zamın yüzbinler nümunelerini gösteren bir seyeran ve seyelan içinde kafile kafile arkasında gelen geçen mevcudatın ve bilhâssa zîhayat mahlukatın, hususan küçücük zîhayatların kısa bir zamanda görünüp der-akab kaybolmalarıve daimî bir faaliyet-i müdhişe içinde mevt ve zeval levhaları bana çok hazîn görünüp, rikkatime şiddetle dokunarak beni ağlatı O güzel hayvancıkların vefatlarını gördükçe kalbim acıyordu. &#8220;Of, yazık! Ah, yazık!&#8221; diyerek, bu ahların, ofların altında derinden derine bir vaveylâ-i ruhî hissediyordum. Ve bu akibete uğrayan hayat ise, ölümden beter bir azab gördüm.</li>
<li>Hem nebatat ve hayvanat âleminde gayet güzel, sevimli ve çok kıymetdar san&#8217;atta olan zîhayatların bir dakikada gözünüaçıp bu seyrangâh-ı kâinata bakar, dakikasıyla mahvolur, gider. Bu hali temaşa ettikçe, ciğerlerim sızlı Ağlamak ile şekva etmek istiyor; neden geliyorlar, hiç durmadan gidiyorlar?.. diye feleğe karşı kalbim dehşetli sualler soruyor ve böyle faydasız, gayesiz, neticesiz, çabuk i&#8217;dam edilen bu masnu&#8217;cuklar gözümüz önünde bu kadar ihtimam ve dikkat ve san&#8217;at ve cihazat ve terbiye ve tedbir ile kıymetdar bir surette icad edildikten sonra, gayet ehemmiyetsiz paçavralar gibi parçalanıp, hiçlik karanlıklarına atılmalarını gördükçe; kemalâta meftun ve güzelliklere mübtela ve kıymetdar şeylere âşık olan bütün latifelerim ve duygularım feryad edip bağırıyorlardı ki: &#8220;Neden bunlara merhamet edilmiyor? Yazık değiller mi? Bu baş döndürücü deverandaki fena ve zeval nereden gelip bu bîçarelere musallat olmuş?&#8221; diye mukadderat-ı hayatiyenin dış yüzünde bulunan elîm keyfiyetleriyle kadere karşı müdhiş itirazlar başladığı hengâmda;</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">Birden nur-u Kur&#8217;an, sırr-ı iman, lütf-u Rahman ile tevhid imdadıma yetişti; o karanlıkları aydınlattı, benim bütün &#8220;Ah!&#8221; ve &#8220;Of!&#8221;larımı &#8220;Oh!&#8221;lara ve ağlamalarımı sürurlara ve &#8220;Yazık&#8221; demelerimi &#8220;Mâşâallah, bârekâllah&#8221;lara çevirdi. &#8220;Elhamdülillahi alâ nur-il iman&#8221; dedirtti. Çünki sırr-ı vahdetle şöyle gördüm ki:</p>
<p style="text-align: justify;">Herbir mahluk, hususan herbir zîhayatın sırr-ı tevhid ile çok büyük neticeleri ve umumî faydaları vardır. Ezcümle:</p>
<p style="text-align: justify;">Herbir zîhayat,</p>
<p style="text-align: justify;">meselâ bu süslü çiçek ve şu tatlıcı sinek,</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">(Birinci gaye zîşuurlara bakıyor.)</span></p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Öyle manidar, İlahî, manzum bir kasideciktir ki, hadsiz zîşuurlar onu kemal-i lezzetle mütalaa ederler.</li>
<li>Ve öyle kıymetdar bir mu&#8217;cize-i kudrettir ve bir ilânname-i hikmettir ki, Sâni&#8217;inin san&#8217;atınınihayetsiz ehl-i takdire cazibedarane teşhir eder.</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">(İkinci gaye Sani’ine bakar)</span></p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Hem kendi san&#8217;atınıkendisi temaşa etmek</li>
<li>Ve kendi cemal-i fıtratınıkendisi müşahede etmek <span style="color: #ff0000;">(Arslanın fıtratında parçalamak olduğu ve pençesiyle bu fıtratta olduğunu gösterdiği gibi; nihayetsiz mutlak cemal ve kemal sahibi olan Allah’ında nihayetsiz cemal ve kemalinin noksansız olmasının iktizasıyla mahlukatı yaratıp cemal-i fıtratını kendisi müşahede edecektir.)</span></li>
<li>Ve kendi cilve-i esmasının güzelliklerini âyineciklerde kendisi seyretmek</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">isteyen Fâtır-ı Zülcelal&#8217;in nazar-ı şuhuduna görünmek ve mazhar olmak, gayet yüksek bir netice-i hilkatidir.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">(Şuunatını tezahür ettirmek istemesi dördüncü gayesidir. Yirmidördüncü Mektubun İkinci Remzinde geçtiği gibi;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;">İşte o zaman rahmet-i İlahiye, Hakîm ismini imdadıma gönderdi; bana da masnuatın büyük gayelerini gösterdi.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;">Yani herbir masnu&#8217; öyle bir mektub-u Rabbanîdir ki, umum <strong><b>zîşuur onu mütalaa</b></strong> eder.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;">Şu gaye bir sene bana kâfi geldi.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;">Sonra san&#8217;attaki hârikalar inkişaf etti, o gaye kâfi gelmemeye başladı.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;">Daha çok büyük diğer bir gaye gösterildi.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;">Yani: Herbir masnu&#8217;un en mühim gayeleri <strong><b>Sâni&#8217;ine bakar</b></strong>; onun kemalât-ı san&#8217;atını ve nukuş-u esmasını ve murassaat-ı hikmetini ve hedaya-yı rahmetini, onun nazarına arzetmek ve cemal ve kemaline bir âyine olmaktır, bildim.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;">Şu gaye hayli zaman bana kâfi geldi.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;">Sonra san&#8217;at ve icad-ı eşyadaki hayret-engiz faaliyet içinde, gayet derecede sür&#8217;atli tağyir ve tebdildeki mu&#8217;cizat-ı kudret ve şuunat-ı rububiyet göründü.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;">O vakit bu gaye dahi kâfi gelmemeye başladı.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;">Belki şu gaye kadar büyük bir muktezi ve dâî dahi lâzımdır bildim.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;">İşte o vakit, şu İkinci Remiz&#8217;deki mukteziler ve gelecek işaretlerdeki gayeler gösterildi.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><span style="color: #0000ff;">Ve yakînen bana bildirildi ki: &#8220;Kâinattaki kudretin faaliyeti ve seyr ü seyelan-ı eşya o kadar manidardır ki; o faaliyet ile Sâni&#8217;-i Hakîm, <strong><b>enva&#8217;-ı kâinatı konuşturuyor</b></strong>.&#8221;</span> (Eşyanın kemale gitmesinden dolayı alınan ulvi lezzetler) <span style="color: #0000ff;">Güya göklerin ve zeminin müteharrik mevcudları ve hareketleri, onların o konuşmalarındaki kelimelerdir ve taharrük ise bir tekellümdür.</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;">Demek faaliyetten gelen harekât ve zeval, bir tekellümat-ı tesbihiyedir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><span style="color: #0000ff;">Ve kâinattaki faaliyet dahi kâinatın ve enva&#8217;ının sessizce bir konuşması ve konuşturmasıdır. </span>Mektubat &#8211; 286)</span></p>
<p style="text-align: justify;">Hem kâinattaki hadsiz faaliyeti iktiza eden tezahür-ü rububiyete ve tebarüz-ü kemalât-ı İlahiyeye <span style="color: #ff0000;">(Yirmidördüncü Mektub&#8217;da beyan edildiği gibi)</span> beş vecihle hizmeti dahi, ulvî bir vazife-i fıtratıdır.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">(Yirmidördüncü Mektubda vücuda gelen mevcudatın neden durmadan fenaya gittiğini dai ve muktazilerle ve gaye ve faidelerle izah edilmiştir. Şöyle ki; dai ve muktaziyi gösteren beş remiz</span></p>
<ul style="text-align: justify;">
<li><span style="color: #ff0000;">Eşyanın hakikatı tebarüz etmesi için</span></li>
<li><span style="color: #ff0000;">Cenab-ı Hakkın şuunatının iktizası olarak</span></li>
<li><span style="color: #ff0000;">Eşyanın zeval ve fenası Baki ve sermedi bir Zâtın cemal ve kemalini farklı nakışlarda gösterdiği için</span></li>
<li><span style="color: #ff0000;">Her esmadaki Cemal ve Kemalin ayrı ayrı nakışlarının görünmesi için</span></li>
<li><span style="color: #ff0000;">İmanın ne kadar kıymetdar olduğunun anlaşılması eşyanın zeval ve fenaya gitmesini iktiza eder.)</span></li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">Ve böyle faideleri ve neticeleri vermekle beraber; (Üçüncü Remizde tafsilli izahatı yapılmıştır.) kendi yerinde, bu âlem-i şehadette zîruh ise ruhunu ve hadsiz hâfızalarda ve sair elvah-ı mahfuzalarda suretini ve hüviyetini ve tohumlarında ve yumurtacıklarında mahiyetinin kanunlarını ve bir nevi müstakbel hayatını ve âlem-i gaybda ve daire-i esmada âyinedarlık ettiği kemalleri ve güzellikleri bırakıp, mesrurane terhis manasında bir zahirî mevt ile bir zeval perdesi altına girer; yalnız dünyevî gözlerden saklanır mahiyetinde gördüm, &#8220;Oh Elhamdülillah!&#8221; dedim.</p>
<p style="text-align: justify;">Evet kâinatın bütün tabakatında ve umum nevilerinde göz ile görünen ve her tarafa kök salan gayet esaslı ve çok kuvvetli ve kusursuz ve nihayet derecede parlak olan bu cemaller ve güzellikler,</p>
<p style="text-align: justify;">Elbette şirkin iktiza ettiği çok çirkin ve haşin ve gayet menfur ve perişan olan evvelki vaziyet muhal ve mevhum olduğunu gösteriyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Çünki böyle çok esaslı bir cemal perdesi altında, böyle dehşetli bir çirkinlik saklanamaz ve bulunamaz.</p>
<p style="text-align: justify;">Eğer bulunsa; o hakikatlı cemal hakikatsız, asılsız, vâhî ve vehmî olur.</p>
<p style="text-align: justify;">Demek şirkin hakikatı yok, yolu kapalı, bataklıkta saplanır; hükmü muhal, mümteni&#8217;dir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu mezkûr hissî olan hakikat-ı imaniye, tafsilatla ve kat&#8217;î bürhanlar ile Siracünnur&#8217;un müteaddid risalelerinde beyan edildiğinden burada bu kısacık işaretle iktifa ederiz.</p>
<h4 style="text-align: center;"><strong><b>Üçü</b></strong><strong><b>nc</b></strong><strong><b>ü</b></strong><strong><b> Meyve</b></strong></h4>
<p style="text-align: justify;">Zîşuura, <span style="color: #ff0000;">(<span style="color: #0000ff;">İkinci kısım gaye-i vücud ve netice-i hayat, zîşuura bakar. </span></span><span style="color: #ff0000;"><span style="color: #0000ff;">Yani herşey, Sâni&#8217;-i Zülcelal&#8217;in birer mektub-u hakaiknüma, birer kaside-i letafetnüma, birer kelime-i hikmet-eda hükmündedir ki; melaike ve cin ve hayvanın ve insanın enzarına arzeder, mütalaaya davet eder.</span> Sözler &#8211; 75)</span></p>
<p style="text-align: justify;">bilhâssa insana bakar.</p>
<p style="text-align: justify;">Evet</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">(Kemalât-ı İnsaniye tevhid ile bağlıdır ve sırr-ı vahdetle vücud bulur. Sırr-ı vahdetle insana baktığımızda beş madde ile <strong><b>insanın kıymeti</b></strong> anlaşılır.)</span></p>
<p style="text-align: justify;">sırr-ı vahdet ile insan,</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Bütün mahlukat içinde büyük bir kemal sahibi</li>
<li>Ve kâinatın en kıymetdar meyvesi</li>
<li>Ve mahlukatın en nazenini ve en mükemmeli</li>
<li>Ve zîhayatın en bahtiyarı ve en mes&#8217;udu</li>
<li>Ve Hâlık-ı Âlem&#8217;in muhatabı ve dostu olabilir.</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">Hattâ <strong><b>b</b></strong><strong><b>ü</b></strong><strong><b>t</b></strong><strong><b>ü</b></strong><strong><b>n kemal</b></strong><strong><b>â</b></strong><strong><b>t-</b></strong><strong><b>ı</b></strong><strong><b> insaniye</b></strong> ve</p>
<p><strong>Be</strong><strong>ş</strong><strong>erin b</strong><strong>ü</strong><strong>t</strong><strong>ü</strong><strong>n ulv</strong><strong>î </strong><strong>maksadlar</strong><strong>ı</strong> tevhid ile bağlıdır ve sırr-ı vahdetle vücud bulur.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">(Meseleye önce zıddı ile baktığımızda eğer sırr-ı vahdet olmazsa insanın kıymeti dört madde altında sukut eder.)</span></p>
<p style="text-align: justify;">Yoksa eğer vahdet olmazsa,</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>İnsan mahlukatın en bedbahtı</li>
<li>Ve mevcudatın en süflîsi</li>
<li>Ve hayvanatın en bîçaresi</li>
<li>Ve zîşuurun en hüzünlüsüve azablısı ve gamlısı</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">(Yukarıdaki iddia cümlelerinin isbatı altta gelen cümlelerdir.)</span></p>
<p style="text-align: justify;">Çünki<span style="color: #ff0000;"> (İnsanın saadeti beş şeye mütevakkıftır. Fıtrat-ı İnsaniye bunların yerine getirilmesi ile mesud olabilir.)</span></p>
<ol style="text-align: justify;">
<li>İnsan nihayetsiz bir <strong><u><b>aczi </b></u></strong>ve nihayetsiz düşmanları</li>
<li>Ve hadsiz bir <strong><u><b>fakr</b></u></strong><strong><u><b>ı </b></u></strong>ve hadsiz ihtiyaçları bulunmakla beraber,</li>
<li>Ve mahiyeti öyle çok ve mütenevvi <strong><u><b>â</b></u></strong><strong><u><b>l</b></u></strong><strong><u><b>â</b></u></strong><strong><u><b>tla ve hissiyatla </b></u></strong>teçhiz edilmiş ki, yüz bin çeşit <strong><u><b>elemleri hisseder</b></u></strong></li>
<li>Ve yüzbinler tarzlarda <strong><u><b>lezzetleri </b></u></strong>zevkederek ister.</li>
<li>Ve öyle <strong><u><b>maksadlar</b></u></strong><strong><u><b>ı </b></u></strong><strong><u><b>ve arzular</b></u></strong><strong><u><b>ı</b></u></strong> var ki, bütün kâinata birden hükmü geçmeyen bir zât o arzuları yerine getiremez.</li>
</ol>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">(<span style="color: #0000ff;">Eğer bir yaşındaki bir çocuğun aklı bulunsa ve ondan sual edilse: &#8220;En leziz ve en tatlı haletin nedir?&#8221; Belki diyecek: &#8220;Aczimi, za&#8217;fımı anlayıp, vâlidemin tatlı tokatından korkarak yine vâlidemin şefkatli sinesine sığındığım halettir.&#8221; </span>Sözler &#8211; 32)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">(Bir yavru validesinin sinesine yaslanmakta saadet bulduğu gibi insanda Cenab-ı Hakkın Rahmetinin arşı olan toprağa yüz sürmekle yani secde etmekle saadet bulabilir.)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">(Ayet-ül Kübra’nın mukaddimesinde geçtiği gibi <span style="color: #0000ff;">&#8220;Evet fıtraten daimî bir hayat ve ebedî yaşamak isteyen ve <strong>hadsiz emelleri</strong> ve <strong>nihayetsiz elemleri</strong> bulunan bîçare insana, (Nokta-i istinad Allaha olan imanıdır. İşte böyle bir nokta-i istinad Otuzüç mertebede izah edilmiştir.) elbette o hayat-ı ebediyenin üss-ül esası ve anahtarı olan iman-ı billah ve marifetullah ve vesilelerinden başka olan şeyler ve kemalâtlar, o insana nisbeten aşağıdır. Belki, çoğunun kıymetleri yoktur.&#8221; </span>Şualar &#8211; 100)</span></p>
<p style="text-align: justify;">Meselâ,</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">(Beşerin bütün ulvî maksadları iki kısımda aşağıda izah edilmiştir.)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><strong><u><b>Birincisi</b></u></strong>; </span>insanda gayet şedid bir <strong><b>arzu-yu beka</b></strong> var.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">(<span style="color: #0000ff;"><strong><u><b>Madem</b></u></strong> insan bekaya âşıktır, elbette bütün kemalâtı, lezzetleri, bekaya tâbi&#8217;dir.</span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;">Ve <strong><u><b>madem</b></u></strong> beka, Bâki-i Zülcelal&#8217;e mahsustur ve madem Bâki&#8217;nin esması bâkiyedir ve madem Bâki&#8217;nin âyineleri Bâki&#8217;nin rengini, hükmünü alır ve bir nevi bekaya mazhar olur.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;"><strong><u><b>Elbette</b></u></strong> insana en lâzım iş, en mühim vazife; o Bâki&#8217;ye karşı alâka peyda etmektir ve esmasına yapışmaktır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><span style="color: #0000ff;"><strong><u><b>Çünki</b></u></strong> Bâki yoluna sarfolunan herşey, bir nevi bekaya mazhar olur.</span> Lemalar &#8211; 16)</span></p>
<p style="text-align: justify;">İnsanın bu maksadını öyle bir zât verebilir ki, bütün kâinatı bir saray hükmünde tasarruf eder. Bir odanın kapısını kapayıp, diğer bir menzilin kapısını açmak gibi kolay bir surette dünya kapısını kapayıp âhiret kapısını açabilsin. Beşerin bu arzu-yu beka gibi ebed tarafına uzanmış ve aktar-ı âleme yayılmış binler menfî <span style="color: #ff0000;">(Başımıza gelmesini istemediğimiz şeyler menfi arzularımızdır. Cehenneme girmeyi, hasta olmayı ve musibete düşmeyi istememiz menfi arzuya misal olabilir.)</span> ve müsbet arzuları var ki, onları vermekle beşerin iki dehşetli yaraları olan aczini ve fakrını tedavi eden zât ise, ancak sırr-ı vahdetle bütün kâinatı kabzasında tutan Zât-ı Ehad olabilir. <span style="color: #ff0000;">(Yirmiüçüncü Söz İkinci Mebhas Birinci Nüktede tafsilli izah edilmiştir.)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><strong><u><b>İkincisi</b></u></strong>; </span>Hem beşerde,</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li><b></b><strong><u><b>Kalbinin </b></u></strong>selâmetine ve istirahatine ait öyle incecik ve gizli ve cüz&#8217;î <strong><u><b>matlablar</b></u></strong><strong><u><b>ı</b></u></strong></li>
<li>Ve <strong><u><b>ruhunun </b></u></strong>bekasına ve saadetine medar öyle büyük ve muhit ve küllî <strong><u><b>maksadlar</b></u></strong><strong><u><b>ı</b></u></strong> var ki, <span style="color: #ff0000;">(Ruha ekilen istidadların inkişaf etme arzusu gibi)</span></li>
</ul>
<p style="text-align: justify;"><strong>Onları </strong><strong>ö</strong><strong>yle bir z</strong><strong>â</strong><strong>t verebilir ki,</strong></p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Kalbin en ince ve görünmez perdelerini görür, lâkayd kalmaz.</li>
<li>Hem en gizli ve işitilmez gayet mahfîseslerini işitir, cevabsız bırakmaz.</li>
<li>Hem semavat ve arzı, iki muti&#8217; nefer gibi emrine müsahhar ederek küllî hizmetlerde çalıştıracak derecede muktedir olabilsin.</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">(Sırr-ı tevhid ile insanın bütün cihazat ve hissiyatlarının kıymet kazandığına dair altta üç misal verilmiştir.)</span></p>
<p style="text-align: justify;">Hem insanın bütün cihazatları ve hissiyatları, sırr-ı vahdetle, gayet yüksek bir kıymet alırlar ve şirk ve küfür ile gayet derecede sukut ederler. Meselâ:</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">(Birinci Misal;)</span> İnsanın en kıymetdar cihazı <strong><u><b>ak</b></u></strong><strong><u><b>ı</b></u></strong><strong><u><b>ld</b></u></strong><strong><u><b>ı</b></u></strong><strong><u><b>r</b></u></strong>. Eğer sırr-ı tevhid ile olsa, o akıl, hem İlahî kudsî defineleri, hem kâinatın binler hazinelerini açan pırlanta gibi bir anahtarı olur. Eğer şirk ve küfre düşse, o akıl, o halde geçmiş zamanın elîm hüzünlerini ve gelecek zamanın vahşi korkularını insanın başına toplattıran meş&#8217;um ve sebeb-i taciz bir âlet-i bela olur.</p>
<p style="text-align: justify;">Hem meselâ:</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">(İkinci Misal;)</span> İnsanın en latif ve şirin bir seciyesi olan <strong><u><b>ş</b></u></strong><strong><u><b>efkat</b></u></strong>; eğer sırr-ı tevhid onun yardımına yetişmezse, öyle müdhiş bir hırkat, bir firkat, bir rikkat, bir musibet olur ki, insanı en bedbaht bir dereceye indirir. Tek bir güzel yavrusunu ebedî kaybeden bir gafil vâlide, bu hırkatı tam hisseder.</p>
<p style="text-align: justify;">Hem meselâ: <span style="color: #ff0000;">(İhsan, cemal ve kemale olan muhabbet gibi)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">(Üçüncü Misal;)</span> İnsanın en lezzetli ve tatlı ve kıymetli hissi olan <strong><u><b>muhabbet</b></u></strong>, eğer sırr-ı tevhid yardım etse, bu küçücük insanı, kâinat kadar büyüttürür ve genişlik verir ve mahlukata nazenin bir sultan yapar. Eğer şirk ve küfre düşse el&#8217;iyazü billah öyle bir musibet olur ki, mütemadiyen zeval ve fenada mahvolan hadsiz mahbublarının ebedî firakları ile bîçare kalb-i insanîyi her dakika parça parça eder. Fakat gaflet veren lehviyatlar, muvakkaten ibtal-i his nev&#8217;inden zahiren hissettirmiyor.</p>
<p style="text-align: justify;">İşte bu üç misale yüzer cihazat ve hissiyat-ı beşeriyeyi kıyas etsen; vahdet, tevhid ne derece kemalât-ı insaniyeye medar olduğunu anlarsın. Bu Üçüncü Meyve dahi Siracünnur&#8217;un belki yirmi risalelerinde gayet güzel bir tafsil ve hüccetli bir surette beyan edildiğinden burada kısa bir işaretle iktifa ederiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Beni bu meyveye sevk ve îsal eden şöyle bir histir:</p>
<p style="text-align: justify;">Bir zaman yüksek bir dağ başında idim. Gafleti dağıtacak bir intibah-ı ruhî vasıtasıyla,</p>
<ol style="text-align: justify;">
<li><b></b><strong><b>Kabir </b></strong>tam manasıyla, <strong><b>ö</b></strong><strong><b>l</b></strong><strong><b>ü</b></strong><strong><b>m</b></strong> bütün çıplaklığıyla bana göründü</li>
<li>Ve <strong><b>zeval ve fena </b></strong>ağlattırıcı levhalarıyla bana göründü.</li>
</ol>
<p style="text-align: justify;">Herkes gibi fıtratımdaki fıtrî aşk-ı beka, birden zevale karşı isyan edip galeyana geldi. Ve muhabbet ve takdir ile pek çok alâkadar olduğum ehl-i kemalât ve meşahir-i enbiya ve evliya ve asfiyanın sönmelerine ve mahvolmalarına karşı mahiyetimdeki rikkat-i cinsiye ve şefkat-i nev&#8217;iye dahi kabre karşı tuğyan edip feveran etti.</p>
<p style="text-align: justify;">Ve <strong><b>alt</b></strong><strong><b>ı </b></strong><strong><b>cihete</b></strong> istimdadkârane baktı Hiç bir teselli, bir meded göremedim. Çünki zaman-ı mazi tarafı bir mezar-ı ekber ve müstakbel bir karanlık ve yukarı bir dehşet ve aşağı ve sağ ve sol taraflarından elîm ve hazîn haller, hadsiz muzır şeylerin tehacümatını gördüm.</p>
<p style="text-align: justify;">Birden sırr-ı tevhid imdadıma yetişti, perdeyi açtı. Hakikat-ı halin yüzünü gösterdi. Bak, dedi.</p>
<p>En evvel beni çok korkutan <strong><b>ö</b></strong><strong><b>l</b></strong><strong><b>ü</b></strong><strong><b>m</b></strong><strong><b>ü</b></strong><strong><b>n </b></strong>yüzüne baktı Gördüm ki: Ölüm,</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Ehl-i iman için bir terhistir; ecel, terhis tezkeresidir. <span style="color: #ff0000;">(Vatan-ı aslisine sevdiklerine kavuşmaktır.)</span></li>
<li>Bir tebdil-i mekândır,</li>
<li>Bir hayat-ı bâkiyenin mukaddimesi ve kapısıdır</li>
<li>Zindan-ı dünyadan çıkmak ve bağistan-ı cinana bir uçmaktır</li>
<li>Hizmetinin ücretini almak için huzur-u Rahman&#8217;a girmeğe bir nöbettir</li>
<li>Ve dâr-ısaadete gitmeğe bir davettir diye kat&#8217;î anladığımdan, ölümü ve mevti sevmeğe başladı</li>
</ul>
<p>Sonra, <strong><b>zeval </b></strong>ve <strong><b>fenaya</b></strong> baktı</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Gördüm ki:</li>
</ul>
<ol style="text-align: justify;">
<li>Sinema perdeleri gibi</li>
<li>Ve güneşe mukabil akan kabarcıklar misillü,</li>
</ol>
<p style="text-align: justify;">lezzet verici bir teceddüd-ü emsaldir, bir tazelenmektir.</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Ve esma-i hüsnanın çok hasna ve güzel cilvelerini tazelendirmek için âlem-i gaybdan gelip, âlem-i şehadette vazifedarane bir seyerandır, bir cevelandı <span style="color: #ff0000;">(<span style="color: #0000ff;">Bir zâtın hakaik-i hakikiyesi yedi ise, hakaik-i nisbiyesi yediyüzdür.</span> İşarat-ül İ&#8217;caz &#8211; 27 Bu izahata binaen herbir esmanın tecelliyatı adedince cemali vardır.)</span></li>
<li>Ve cemal-i rububiyetin hikmetdarane bir tezahüratıdır</li>
<li>Ve mevcudatın hüsn-üsermedîye karşı bir âyinedarlığıdır, yakînen bildim.</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">(<span style="color: #0000ff;">Hem zeval ve firak, memat ve vefat ve darağacı olan mürur-u zaman, o iman tılsımı ile, Sâni&#8217;-i Zülcelal&#8217;in taze taze, renk renk, çeşit çeşit mu&#8217;cizat-ı nakşını, havarık-ı kudretini, tecelliyat-ı rahmetini, kemal-i lezzetle seyr ü temaşaya vasıta suretini alır.</span> Sözler &#8211; 31)</span></p>
<p style="text-align: justify;">Sonra <strong><b>alt</b></strong><strong><b>ı </b></strong><strong><b>cihete</b></strong> baktım, gördüm ki: Sırr-ı tevhid ile o kadar nuranidir ki, göz kamaştırı Geçmiş zaman bir mezar-ı ekber olmadığını, belki zaman-ı istikbale inkılab edip binler mecalis-i münevvere ve mecma-i ahbab, binler menazır-ı nuraniye gördüm.</p>
<p style="text-align: justify;">Ve hâkeza bu iki madde gibi binler maddelerin hakikî yüzlerine baktım; sürur ve şükürden başka bir tesir, bir keyfiyet vermediklerini gördüm. <span style="color: #ff0000;">(Binler maddeleri binbir Esmanın tecelliyatı itibariyle düşünebilir. Kâinatta tevhid sırrıyla bakıldığında rahmetin tecellilerini görmekten gelen lezzetler alındığı gibi küfür nazarıyla kâinata bakıldığında rahmetin tecellilerini görememekten gelen elemler alınır.)  </span></p>
<p style="text-align: justify;">Bu üçüncü meyveye ait bu zevkimi ve hissimi Siracünnur&#8217;un belki kırk risalelerinde cüz&#8217;î, küllî deliller ile beyan etmişim. Ve bilhâssa &#8220;Yirmialtıncı Lem&#8217;a&#8221; olan İhtiyarlar Risalesi&#8217;nin onüç aded ricalarında o derece kat&#8217;î ve güzel izah edilmiştir ki, daha fevkinde izah olmaz. Onun için bu pek uzun kıssayı bu makamda pek çok kısa kestim.</p>
<p><a href="https://mutalaainur.com/ikinci-sua/">İkinci Şua</a> yazısı ilk önce <a href="https://mutalaainur.com">Risale-i Nur Külliyatı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yirmibeşinci Söz Birinci Şu&#8217;le İkinci Şua</title>
		<link>https://mutalaainur.com/yirmibesinci-soz-birinci-sule-ikinci-sua/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[mutalaainur]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 19 Dec 2021 17:59:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mütalaalar]]></category>
		<category><![CDATA[Sözler]]></category>
		<category><![CDATA[Birinci Şu'le]]></category>
		<category><![CDATA[İkinci Şua]]></category>
		<category><![CDATA[Risale-i Nur]]></category>
		<category><![CDATA[Yirmibeşinci Söz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://mutalaainur.com/?p=2416</guid>

					<description><![CDATA[<p>  İKİNCİ ŞUA: Kur&#8217;anın câmiiyet-i hârikulâdesidir. (Yani i&#8217;caz derecesindeki icazıdır, veciz olmasıdır.) Şu şuanın, beş lem&#8217;ası var.  Birinci Lem&#8217;a: Lafzındaki câmiiyettir. Elbette evvelki sözlerde, hem bu sözde zikrolunan âyetlerden şu câmiiyet aşikâre görünüyor. Evet لِكُلِّ آيَةٍ ظَهْرٌ وَبَطْنٌ وَحَدٌّ وَمُطَّلَعٌ وَ لِكُلٍّ شُجُونٌ وَغُصُونٌ وَ فُنُونٌ olan hadîsin işaret ettiği gibi; elfaz-ı Kur&#8217;aniye, öyle bir tarzda vaz&#8217;edilmiş ki, herbir kelâmın (1), hattâ herbir [&#8230;]</p>
<p><a href="https://mutalaainur.com/yirmibesinci-soz-birinci-sule-ikinci-sua/">Yirmibeşinci Söz Birinci Şu&#8217;le İkinci Şua</a> yazısı ilk önce <a href="https://mutalaainur.com">Risale-i Nur Külliyatı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3 style="text-align: center;">  <strong><b>İKİNCİ ŞUA:</b></strong></h3>
<p>Kur&#8217;anın câmiiyet-i hârikulâdesidir. <span style="color: #ff0000;">(Yani i&#8217;caz derecesindeki icazıdır, veciz olmasıdır.)</span> Şu şuanın, beş lem&#8217;ası var.</p>
<h4> <strong><b>Birinci Lem&#8217;a:</b></strong></h4>
<p><strong>Lafzındaki câmiiyettir.</strong> Elbette evvelki sözlerde, hem bu sözde zikrolunan âyetlerden şu câmiiyet aşikâre görünüyor. Evet <span style="font-size: 20pt;">لِكُلِّ آيَةٍ ظَهْرٌ وَبَطْنٌ وَحَدٌّ وَمُطَّلَعٌ وَ لِكُلٍّ شُجُونٌ وَغُصُونٌ وَ فُنُونٌ</span> olan hadîsin işaret ettiği gibi; elfaz-ı Kur&#8217;aniye, öyle bir tarzda vaz&#8217;edilmiş ki, herbir kelâmın <span style="color: #ff0000;">(1)</span>, hattâ herbir kelimenin <span style="color: #ff0000;">(2)</span>, hattâ herbir harfin <span style="color: #ff0000;">(3)</span>, hattâ bazan bir sükûtun <span style="color: #ff0000;">(4) </span>çok vücuhu bulunuyor. Herbir muhatabına ayrı ayrı bir kapıdan hissesini verir.</p>
<p>Meselâ: <span style="font-size: 20pt;">وَ الْجِبَالَ اَوْتَادًا</span> yani: &#8220;Dağları zemininize kazık ve direk yaptım&#8221; bir <strong>kelâmdır</strong>.</p>
<p><span style="color: #ff0000;">1-</span> <strong>Bir âminin şu kelâmdan hissesi</strong>: Zahiren yere çakılmış kazıklar gibi görünen dağları görür, onlardaki menafi&#8217;ini ve nimetlerini düşünür, Hâlıkına şükreder.</p>
<p><span style="color: #ff0000;">2-</span> <strong>Bir şâirin bu kelâmdan hissesi:</strong> Zemin, bir taban; ve kubbe-i sema, üstünde konulmuş yeşil ve elektrik lâmbalarıyla süslenmiş bir muhteşem çadır, ufkî bir daire suretinde ve semanın etekleri başında görünen dağları, o çadırın kazıkları misalinde tahayyül eder. Sâni&#8217;-i Zülcelaline hayretkârane perestiş eder.</p>
<p><span style="color: #ff0000;">3-</span> <strong>Hayme-nişin bir edibin bu kelâmdan nasîbi</strong>: Zeminin yüzünü bir çöl ve sahra; (Birinci Sözdeki çöl temsili bu ayetten istihraçtır.) dağların silsilelerini pek kesretle ve çok muhtelif bedevi çadırları gibi, güya tabaka-i türabiye, yüksek direkler üstünde atılmış, o direklerin sivri başları o perde-i türabiyeyi yukarıya kaldırmış, birbirine bakar pek çok muhtelif mahlukatın meskeni olarak tasavvur eder. O büyük azametli mahlukları, böyle yeryüzünde çadırlar misillü kolayca kuran ve koyan Fâtır-ı Zülcelaline karşı secde-i hayret eder.</p>
<p><span style="color: #ff0000;">4-</span> <strong>Coğrafyacı bir edibin o kelâmdan kısmeti:</strong> Küre-i zemin, bahr-i muhit-i havaîde veya esîrîde yüzen bir sefine ve dağları, o sefinenin üstünde tesbit ve müvazene için çakılmış kazıklar ve direkler şeklinde tefekkür eder. O koca küre-i zemini, muntazam bir gemi gibi yapıp, bizleri içine koyup, aktar-ı âlemde gezdiren Kadîr-i Zülkemal&#8217;e karşı <span style="font-size: 20pt;">سُبْحَانَكَ مَا اَعْظَمَ شَانُكَ</span> der.</p>
<p><span style="color: #ff0000;">5- </span><strong>Medeniyet ve heyet-i içtimaiyenin mütehassıs bir hakîminin bu kelâmdan hissesi:</strong> Zemini, bir hane ve o hanenin direği, hayat-ı hayvaniye ve hayat-ı hayvaniye direği, şerait-i hayat olan su, hava ve topraktır. Su ve hava ve toprağın direği ve kazığı, dağlardır. Zira dağlar, suyun mahzeni, havanın tarağı (gazat-ı muzırrayı tersib edip, havayı tasfiye eder) ve toprağın hâmisi <span style="color: #ff0000;">(bataklıktan ve denizin istilâsından muhafaza eder)</span> ve sair levazımat-ı hayat-ı insaniyenin hazinesi olarak fehmeder. Şu koca dağları, şu suretle hane-i hayatımız olan zemine direk yapan ve maişetimize hazinedar tayin eden Sâni&#8217;-i Zülcelal Vel&#8217;ikram&#8217;a, kemal-i ta&#8217;zim ile hamd ü sena eder.</p>
<p><span style="color: #ff0000;">6-</span> <strong>Hikmet-i tabiiyenin bir feylesofunun şu kelâmdan nasîbi şudur ki:</strong> Küre-i zeminin karnında bazı inkılabat ve imtizacatın neticesi olarak hasıl olan zelzele ve ihtizazatı, dağların zuhuruyla sükûnet bulduğunu ve medar ve mihverindeki istikrarına ve zelzelenin irticacıyla medar-ı senevîsinden çıkmamasına sebeb, dağların hurucu olduğunu ve zeminin hiddeti ve gazabı, dağların menafiziyle teneffüs etmekle sükûnet ettiğini fehmeder, tamamen imana gelir. <span style="font-size: 20pt;">اَلْحِكْمَةُ لِلّٰهِ</span> der.</p>
<p>Meselâ: <span style="font-size: 20pt;">اَنَّ السَّمٰوَاتِ وَاْلاَرْضَ كَانَتَا رَتْقًا فَفَتَقْنَاهُمَا</span> daki <span style="font-size: 20pt;">رَتْقًا</span> <strong>kelimesi</strong>,</p>
<p><span style="color: #ff0000;">1-</span> <strong>tedkikat-ı felsefe ile âlûde olmayan bir âlime</strong>, o kelime şöyle ifham eder ki: Sema berrak, bulutsuz; zemin kuru ve hayatsız, tevellüde gayr-ı kabil bir halde iken.. semayı yağmurla, zemini hazrevatla fethedip bir nevi izdivac ve telkîh suretinde bütün zîhayatları o sudan halketmek, öyle bir Kadîr-i Zülcelal&#8217;in işidir ki; rûy-i zemin, onun küçük bir bostanı ve semanın yüz örtüsü olan bulutlar, onun bostanında bir süngerdir anlar, azamet-i kudretine secde eder.</p>
<p><span style="color: #ff0000;">2-</span> Ve <strong>muhakkik bir hakîme</strong>, o kelime şöyle ifham eder ki: Bidayet-i hilkatte sema ve arz şekilsiz birer küme ve menfaatsiz birer yaş hamur, veledsiz mahlukatsız toplu birer madde iken; Fâtır-ı Hakîm, onları feth ve bastedip güzel bir şekil, menfaatdar birer suret, zînetli ve kesretli mahlukata menşe&#8217; etmiştir anlar. Vüs&#8217;at-i hikmetine karşı hayran olur.</p>
<p><span style="color: #ff0000;">3-</span> <strong>Yeni zamanın feylesofuna</strong> şu kelime şöyle ifham eder ki: Manzume-i Şemsiyeyi teşkil eden küremiz, sair seyyareler, bidayette Güneş&#8217;le mümteziç olarak açılmamış bir hamur şeklinde iken; Kadîr-i Kayyum o hamuru açıp, o seyyareleri birer birer yerlerine yerleştirerek, Güneş&#8217;i orada bırakıp, zeminimizi buraya getirerek, zemine toprak sererek, sema canibinden yağmur yağdırarak, Güneş&#8217;ten ziya serptirerek dünyayı şenlendirip bizleri içine koymuştur anlar, başını tabiat bataklığından çıkarır, &#8220;Âmentü billahi-l Vâhid-il Ehad&#8221; der.</p>
<p>Meselâ: <span style="font-size: 20pt;">وَ الشَّمْسُ تَجْرِى لِمُسْتَقَرٍّ لَهَا</span> daki &#8220;Lâm&#8221;; hem kendi manasını, hem &#8220;fî&#8221; manasını, hem &#8220;ilâ&#8221; manasını ifade eder. İşte <span style="font-size: 20pt;">لِمُسْتَقَرٍّ</span>in &#8220;Lâm&#8221;ı,</p>
<p><span style="color: #ff0000;">1-</span> <strong>avam o &#8220;Lâm&#8221;ı &#8220;ilâ&#8221; manasında görüp fehmeder</strong> ki; size nisbeten ışık verici, ısındırıcı müteharrik bir lâmba olan Güneş, elbette bir gün seyri bitecek, mahall-i kararına yetişecek, size faidesi dokunmayacak bir suret alacaktır, anlar. O da, Hâlık-ı Zülcelal&#8217;in Güneş&#8217;e bağladığı büyük nimetleri düşünerek &#8220;Sübhanallah, Elhamdülillah&#8221; der.</p>
<p><span style="color: #ff0000;">2-</span> Ve <strong>âlime dahi o &#8220;Lâm&#8221;ı &#8220;ilâ&#8221; manasında gösterir</strong>. Fakat Güneş&#8217;i yalnız bir lâmba değil, belki bahar ve yaz tezgâhında dokunan mensucat-ı Rabbaniyenin bir mekiği, gece gündüz sahifelerinde yazılan mektubat-ı Samedaniyenin mürekkebi, nur bir hokkası suretinde tasavvur ederek Güneş&#8217;in cereyan-ı surîsi alâmet olduğu ve işaret ettiği intizamat-ı âlemi düşündürerek Sâni&#8217;-i Hakîm&#8217;in san&#8217;atına &#8220;Mâşâallah&#8221; ve hikmetine &#8220;Bârekâllah&#8221; diyerek secdeye kapanır.</p>
<p><span style="color: #ff0000;">3-</span> Ve <strong>kozmoğrafyacı bir feylesofa &#8220;lâm&#8221;ı &#8220;fî&#8221; manasında şöyle ifham eder ki:</strong> Güneş, kendi merkezinde ve mihveri üzerinde zenberekvari bir cereyan ile manzumesini emr-i İlahî ile tanzim edip tahrik eder. Şöyle bir saat-ı kübrayı halkedip tanzim eden Sâni&#8217;-i Zülcelal&#8217;ine karşı kemal-i hayret ve istihsan ile &#8220;El-azametü lillah ve-l kudretü lillah&#8221; der, felsefeyi atar, hikmet-i Kur&#8217;aniyeye girer.</p>
<p><span style="color: #ff0000;">4-</span> Ve <strong>dikkatli</strong> <strong>bir hakîme şu &#8220;lâm&#8221;ı, hem illet manasında, hem zarfiyet manasında tutturup şöyle ifham eder</strong> ki: &#8220;Sâni&#8217;-i Hakîm, işlerine esbab-ı zahiriyeyi perde ettiğinden, cazibe-i umumiye namında bir kanun-u İlahîsiyle sapan taşları gibi seyyareleri Güneş&#8217;le bağlamış ve o cazibe ile muhtelif fakat muntazam hareketle o seyyareleri daire-i hikmetinde döndürüyor ve o cazibeyi tevlid için Güneş&#8217;in kendi merkezinde hareketini zahirî bir sebeb etmiş. Demek <span style="font-size: 20pt;">لِمُسْتَقَرٍّ</span>manası: <span style="font-size: 20pt;">فِى مُسْتَقَرٍّ لَهَا ِلاِسْتِقْرَارِ مَنْظُومَتِهَا</span> yani, kendi müstekarrı içinde manzumesinin istikrarı ve nizamı için hareket ediyor. Çünki hareket harareti, hararet kuvveti, kuvvet cazibeyi zahiren tevlid eder gibi bir âdet-i İlahiye, bir kanun-u Rabbanîdir. İşte şu hakîm, böyle bir hikmeti, Kur&#8217;anın bir harfinden fehmettiği zaman, &#8220;Elhamdülillah Kur&#8217;andadır hak hikmet, felsefeyi beş paraya saymam&#8221; der.</p>
<p><span style="color: #ff0000;">5-</span> Ve <strong>şâirane bir fikir ve kalb sahibine şu &#8220;lâm&#8221;dan ve istikrardan şöyle bir mana fehmine gelir ki:</strong> &#8220;Güneş, nurani bir ağaçtır. Seyyareler onun müteharrik meyveleri&#8230; Ağaçların hilafına olarak Güneş silkinir, tâ o meyveler düşmesin. Eğer silkinmezse, düşüp dağılacaklar.&#8221; Hem tahayyül edebilir ki: &#8220;Şems meczub bir ser-zâkirdir. Halka-i zikrin merkezinde cezbeli bir zikreder ve ettirir.&#8221; Bir risalede şu manaya dair şöyle demiştim: &#8220;Evet Güneş bir meyvedardır; silkinir tâ düşmesin seyyar olan yemişleri. Eğer sükûtuyla sükûnet eylese, cezbe kaçar, ağlar fezada muntazam meczubları.&#8221;</p>
<p>Hem meselâ <span style="font-size: 20pt;">اُولئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ</span> da bir <strong>sükût</strong> var, bir ıtlak var. Neye zafer bulacaklarını tayin etmemiş. Tâ herkes istediğini içinde bulabilsin. Sözü az söyler, tâ uzun olsun. Çünki</p>
<p><span style="color: #ff0000;">1-</span> bir kısım muhatabın maksadı ateşten kurtulmaktır.</p>
<p><span style="color: #ff0000;">2- </span>Bir kısmı yalnız Cennet&#8217;i düşünür.</p>
<p><span style="color: #ff0000;">3- </span>Bir kısım, saadet-i ebediyeyi arzu eder.</p>
<p><span style="color: #ff0000;">4- </span>Bir kısım, yalnız rıza-yı İlahîyi rica eder.</p>
<p><span style="color: #ff0000;">5- </span>Bir kısım, rü&#8217;yet-i İlahiyeyi gaye-i emel bilir ve hâkeza..</p>
<p>Bunun gibi pek çok yerlerde Kur&#8217;an, sözü mutlak bırakır, tâ âmm olsun. Hazfeder, tâ çok manaları ifade etsin. Kısa keser, tâ herkesin hissesi bulunsun. İşte <span style="font-size: 20pt;">اَلْمُفْلِحُونَ</span>der. Neye felah bulacaklarını tayin etmiyor. Güya o sükûtla der: &#8220;Ey müslümanlar! Müjde size.</p>
<p><span style="color: #ff0000;">1- </span>Ey müttaki! Sen Cehennem&#8217;den felah bulursun.</p>
<p><span style="color: #ff0000;">2-</span> Ey sâlih! Sen Cennet&#8217;e felah bulursun.</p>
<p><span style="color: #ff0000;">3-</span> Ey ârif! Sen rıza-yı İlahîye nail olursun.</p>
<p><span style="color: #ff0000;">4-</span> Ey âşık! Sen rü&#8217;yete mazhar olursun.&#8221; ve hâkeza&#8230;</p>
<p>İşte Kur&#8217;an, câmiiyet-i lafziye cihetiyle kelâmdan, kelimeden, huruftan ve sükûttan her birisinin binler misallerinden yalnız nümune olarak birer misal getirdik. <strong>Âyeti</strong> ve <strong>kıssatı</strong> bunlara kıyas edersin.</p>
<p>Meselâ: <span style="font-size: 20pt;">فَاعْلَمْ اَنَّهُ لاَ اِلهَ اِلاَّ اللّٰهُ وَاسْتَغْفِرْ لِذَنْبِكَ</span> <strong>âyeti</strong>, o kadar vücuhu var ve o derece meratibi var ki, bütün tabakat-ı evliya, bütün sülûklerinde ve mertebelerinde şu âyete ihtiyaçlarını görüp ondan kendi mertebesine lâyık bir gıda-yı manevî, bir taze mana almışlar. Çünki &#8220;Allah&#8221; bir ism-i câmi&#8217; olduğundan esma-i hüsna adedince tevhidler, içinde bulunur. <span style="font-size: 20pt;">اَىْ لاَ رَزَّاقَ اِلاَّ هُوَ ٭ لاَ خَالِقَ اِلاَّ هُوَ ٭ لاَ رَحْمنَ اِلاَّ هُوَ</span> ve hâkeza..</p>
<p>Hem meselâ: <strong>Kısas-ı Kur&#8217;aniyeden</strong> kıssa-i Musa Aleyhisselâm, âdeta asâ-yı Musa Aleyhisselâm gibi binler faideleri var. O kıssada,</p>
<p><span style="color: #ff0000;">1-</span> hem Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm&#8217;ı teskin ve teselli,</p>
<p><span style="color: #ff0000;">2-</span> hem küffarı tehdid,</p>
<p><span style="color: #ff0000;">3-</span> hem münafıkları takbih,</p>
<p><span style="color: #ff0000;">4- </span>hem Yahudileri tevbih gibi çok makasıdı, pekçok vücuhu vardır. Onun için surelerde tekrar edilmiştir. Her yerde bütün maksadları ifade ile beraber yalnız birisi maksud-u bizzât olur, diğerleri ona tâbi&#8217; kalırlar.</p>
<p><strong>Eğer desen:</strong> &#8220;Geçmiş misallerdeki bütün manaları nasıl bileceğiz ki, Kur&#8217;an onları irade etmiş ve işaret ediyor?&#8221;</p>
<p><strong>Elcevab:</strong> Madem Kur&#8217;an bir hutbe-i ezeliyedir. Hem muhtelif, tabaka tabaka olarak asırlar üzerinde ve arkasında oturup dizilmiş bütün benî-Âdeme hitab ediyor, ders veriyor. Elbette o muhtelif efhama göre müteaddid manaları dercedip irade edecektir ve iradesine emareleri vaz&#8217;edecektir.</p>
<p>Evet &#8220;İşarat-ül İ&#8217;caz&#8221;da şuradaki manalar misillü kelimat-ı Kur&#8217;aniyenin müteaddid manalarını İlm-i Sarf ve Nahv&#8217;in kaideleriyle ve İlm-i Beyan ve Fenn-i Maânî&#8217;nin düsturlarıyla, Fenn-i Belâgat&#8217;ın kanunlarıyla isbat edilmiştir.</p>
<p>Bununla beraber ulûm-u Arabiyece sahih ve usûl-i diniyece hak olmak şartıyla ve Fenn-i Maânîce makbul ve İlm-i Beyanca münasib ve belâgatça müstahsen olan bütün vücuh ve maânî, ehl-i içtihad (1) ve ehl-i tefsir (2) ve ehl-i usûl-üd din (3) ve ehl-i usûl-ül fıkhın (4) icmaıyla ve ihtilaflarının şehadetiyle Kur&#8217;anın manalarındandırlar.</p>
<p>O manalara, derecelerine göre birer emare vaz&#8217;etmiştir. Ya lafziyedir, ya maneviyedir. O maneviye ise, ya siyak veya sibak-ı kelâmdan veya başka âyetten birer emare o manaya işaret eder. Bir kısmı yirmi ve otuz ve kırk ve altmış, hattâ seksen cild olarak muhakkikler tarafından yazılan yüzbinler tefsirler, Kur&#8217;anın câmiiyet ve hârikıyet-i lafziyesine kat&#8217;î bir bürhan-ı bahirdir. Her ne ise&#8230; Biz şu sözde herbir manaya delalet eden emareyi kanunuyla, kaidesiyle göstersek söz çok uzanır. Onun için kısa kesip kısmen &#8220;İşarat-ül İ&#8217;caz&#8221;a havale ederiz.</p>
<h4> <strong><b>İkinci Lem&#8217;a:</b></strong></h4>
<p><strong>Manasındaki câmiiyet-i hârikadır.</strong></p>
<p>Evet, Kur&#8217;an bütün müçtehidlerin me&#8217;hazlerini <span style="color: #ff0000;">(1)</span>, bütün âriflerin mezâklarını <span style="color: #ff0000;">(2)</span>, bütün vâsılların meşreblerini <span style="color: #ff0000;">(3)</span>, bütün kâmillerin mesleklerini <span style="color: #ff0000;">(4)</span>, bütün muhakkiklerin mezheblerini <span style="color: #ff0000;">(5)</span>; manasının hazinesinden ihsan etmekle beraber; daima onlara rehber ve terakkiyatlarında her vakit onlara mürşid olup, o tükenmez hazinesinden onların yollarına neşr-i envâr ettiği bütün onlarca musaddaktır ve müttefek-un aleyhtir.</p>
<h4> <strong><b>Üçüncü Lem&#8217;a: </b></strong></h4>
<p><strong>İlmindeki câmiiyet-i hârikadır.</strong></p>
<p>Evet Kur&#8217;an, şeriatın müteaddid ve çok ilimlerini <span style="color: #ff0000;">(1)</span>, hakikatın mütenevvi ve kesretli ilimlerini <span style="color: #ff0000;">(2)</span>, tarîkatın muhtelif ve hadsiz ilimlerini <span style="color: #ff0000;">(3)</span>, kendi ilminin denizinden akıttığı gibi; daire-i mümkinatın hakikî hikmetini <span style="color: #ff0000;">(4)</span> ve daire-i vücubun ulûm-u hakikiyesini <span style="color: #ff0000;">(5)</span> ve daire-i âhiretin maarif-i gamızasını <span style="color: #ff0000;">(6)</span>, o denizinden muntazaman ve kesretle akıtıyor. Şu lem&#8217;aya misal getirilse, bir cild yazmak lâzım gelir. Öyle ise, yalnız nümune olarak şu yirmibeş aded Sözleri gösteriyoruz.</p>
<p>Evet, bütün yirmibeş aded Sözler&#8217;in doğru hakikatleri, Kur&#8217;anın bahr-i ilminden ancak yirmibeş katredir. O Sözler&#8217;de kusur varsa, benim fehm-i kasırıma aittir.</p>
<h4> <strong><b>Dördüncü Lem&#8217;a:</b></strong></h4>
<p><strong>Mebahisindeki câmiiyet-i hârikadır.</strong> Evet,</p>
<p><span style="color: #ff0000;">1-</span> insan</p>
<p><span style="color: #ff0000;">2-</span> ve insanın vazifesi,</p>
<p><span style="color: #ff0000;">3-</span> kâinat</p>
<p><span style="color: #ff0000;">4-</span> ve Hâlık-ı Kâinat&#8217;ın,</p>
<p><span style="color: #ff0000;">5-</span> arz ve semavatın,</p>
<p><span style="color: #ff0000;">6-</span> dünya ve âhiretin,</p>
<p><span style="color: #ff0000;">7-</span> mazi ve müstakbelin,</p>
<p><span style="color: #ff0000;">8-</span> ezel ve ebedin</p>
<p>mebahis-i külliyelerini cem&#8217;etmekle beraber</p>
<p><span style="color: #ff0000;">1-</span> nutfeden halketmek, <span style="color: #ff0000;">(insanın üç karanlık içinde yaratılışından tut)</span></p>
<p>tâ kabre girinceye kadar; <span style="color: #ff0000;">(insanın kabre girinceye kadar geçireceği bütün vaziyetlerine kadar Kur&#8217;an külli bahisleri cem&#8217;ediyor.)</span></p>
<p><span style="color: #ff0000;">2-</span> yemek, yatmak âdâbından tut, <span style="color: #ff0000;">(insanın esma-i İlahi dairesindeki en zahir vazifesinden tut)</span></p>
<p>tâ kaza ve kader mebhaslerine kadar; <span style="color: #ff0000;">(insanın kendinde görünen kemalatı Allah&#8217;a vermek vazifesinden kendinde ve kâinatta görünen noksanlıkta Allah&#8217;ı tenzih etmek vazifesine kadar Kur&#8217;an külli bahisleri cem&#8217;ediyor.)</span></p>
<p><span style="color: #ff0000;">3-</span> altı gün hilkat-i âlemden tut <span style="color: #ff0000;">(kâinatın alt-ı günde yaratılmasından tut)</span></p>
<p>tâ <span style="font-size: 20pt;">وَالْمُرْسَلاَتِ ٭ وَالذَّارِيَاتِ</span> kasemleriyle işaret olunan rüzgârların esmesindeki vazifelerine kadar; <span style="color: #ff0000;">(Kâinattaki zerratın harekatına kadar Kur&#8217;an külli bahisleri cem&#8217;ediyor.)</span></p>
<p><span style="color: #ff0000;">4- </span><span style="font-size: 20pt;"> وَمَا تَشَاؤُنَ اِلاَّ اَنْ يَشَاءَ اللّٰهُ ٭ يَحُولُ بَيْنَ الْمَرْءِ وَقَلْبِهِ</span> işaratıyla, insanın kalbine ve iradesine müdahalesinden tut, <span style="color: #ff0000;">(Hâlık-ı Kâinat&#8217;ın, insanın kalbinden en küçük hatıratı ilmiyle bilmesinden iradesiyle halk edip etmemesinden tut)</span></p>
<p>tâ <span style="font-size: 20pt;">وَالسَّمٰوَاتُ مَطْوِيَّاتٌ بِيَمِينِهِ</span> yani, bütün semavatı bir kabzasında tutmasına kadar; <span style="color: #ff0000;">(Hâlık-ı Kâinat&#8217;ın, semavatı kudretiyle idare etmesine kadar Kur&#8217;an külli bahisleri cem&#8217;etmekle Hâlık-ı Kâinat&#8217;ın bütün esma ve sıfatını tanıttırıyor.)</span></p>
<p><span style="color: #ff0000;">5-</span>   <span style="font-size: 20pt;">وَجَعَلْنَا فِيهَا جَنَّاتٍ مِنْ نَخِيلٍ وَاَعْنَابٍ</span> zeminin çiçek ve üzüm ve hurmasından tut, <span style="color: #ff0000;">(Arzın zineti ve içindeki nimetlerden tut)</span></p>
<p>tâ <span style="font-size: 20pt;">اِذَا زُلْزِلَتِ اْلاَرْضُ زِلْزَالَهَا</span> ile ifade ettiği hakikat-ı acibeye kadar; <span style="color: #ff0000;">(Küre-i arzın benî-Âdemden, bahusus ehl-i imandan beğenmediği bir kısım etvar-ı gafletin sıklet-i maneviyesinden omuz silkmeye benzeyen zelzele gibi mevt-âlûd hâdisat-ı hayatiyesine kadar Kur&#8217;an külli bahisleri cem&#8217;ediyor.)</span></p>
<p>ve semanın <span style="font-size: 20pt;">ثُمَّ اسْتَوَى اِلَى السَّمَاءِ وَهِىَ دُخَانٌ</span> haletindeki vaziyetinden tut, <span style="color: #ff0000;">(Cenab-ı Hakkın esir maddesine tecelli ederek mâi halden arzı, duhan halinden de semavatı halketmesinden tut)</span></p>
<p>tâ duhanla inşikakına ve yıldızlarının düşüp hadsiz fezada dağılmasına kadar ve dünyanın imtihan için açılmasından, tâ kapanmasına kadar <span style="color: #ff0000;">(Kıyamette dağlar uçarak, denizler yanarak yeryüzünün dağılması, semavatın duhanla parçalanması, Cehennem&#8217;in hazırlanması ve Cennet ehline bağ ve bostan vermesine kadar Kur&#8217;an külli bahisleri cem&#8217;ediyor.)<br />
</span></p>
<p><span style="color: #ff0000;">6-</span> ve âhiretin birinci menzili olan kabirden, sonra berzahtan, haşirden, köprüden tut, <span style="color: #ff0000;">(Dünya ve âhiretin yaratılmasından tut)</span></p>
<p>tâ Cennet&#8217;e, tâ saadet-i ebediyeye kadar; <span style="color: #ff0000;">(Âhiret ehlinin ebedî olarak orada kalmasına kadar Kur&#8217;an külli bahisleri cem&#8217;ediyor.)</span></p>
<p><span style="color: #ff0000;">7-</span> mazi zamanının vukuatından, Hazret-i Âdem&#8217;in hilkat-ı cesedinden, iki oğlunun kavgasından <span style="color: #ff0000;">(Mazideki vukuattan tut) </span></p>
<p>tâ Tufana, tâ kavm-i Firavunun garkına, tâ ekser enbiyanın mühim hâdisatına kadar <span style="color: #ff0000;">(Müstakbeldeki hadisata kadar Kur&#8217;an külli bahisleri cem&#8217;ediyor.)</span></p>
<p><span style="color: #ff0000;">8-</span> ve <span style="font-size: 20pt;">اَلَسْتُ بِرَبِّكُمْ</span> işaret ettiği hâdise-i ezeliyeden tut, <span style="color: #ff0000;">(Ebedler tarafında ve zerreler âleminde iken ezel canibinden suale cevab vermekten tut)</span></p>
<p>tâ <span style="font-size: 20pt;">وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ نَاضِرَةٌ اِلَى رَبِّهَا نَاظِرَةٌ</span> ifade ettiği vakıa-i ebediyeye kadar <span style="color: #ff0000;">(Kıyamet gününde müminlerin Rablerine bakarak sevinecekleri gibi Cennette de rü&#8217;yet-i cemal-i İlahîye mazhar olmalarına kadar Kur&#8217;an külli bahisleri cem&#8217;ediyor.)</span></p>
<p>bütün mebahis-i esasiyeyi ve mühimmeyi öyle bir tarzda beyan eder ki;</p>
<p>o beyan,</p>
<ul>
<li>bütün <strong>kâinatı</strong> bir saray gibi idare eden</li>
<li>ve <strong>dünyayı</strong> ve <strong>âhireti</strong> iki oda gibi açıp kapayan</li>
<li>ve <strong>zemin</strong> bir bahçe ve <strong>sema</strong>, misbahlarıyla süslendirilmiş bir dam gibi tasarruf eden</li>
<li>ve <strong>mazi</strong> ve <strong>müstakbel</strong>, bir gece ve gündüz gibi nazarına karşı hazır iki sahife hükmünde temaşa eden</li>
<li>ve <strong>ezel</strong> ve <strong>ebed</strong>, dün ve bugün gibi silsile-i şuunatın iki tarafı birleşmiş, ittisal peyda etmiş bir surette bir zaman-ı hazır gibi onlara bakan</li>
</ul>
<p>bir Zât-ı Zülcelal&#8217;e yakışır bir tarz-ı beyandır.</p>
<p>Nasıl bir usta,</p>
<ul>
<li>bina ettiği ve idare ettiği iki haneden bahseder.</li>
<li>Proğramını ve işlerinin liste ve fihristesini yapar.</li>
</ul>
<p>Kur&#8217;an dahi,</p>
<ul>
<li>şu kâinatı yapan ve idare eden</li>
<li>ve işlerinin listesini ve fihristesini -tabir caiz ise- proğramını yazan, gösteren</li>
</ul>
<p>bir zâtın beyanına yakışır bir tarzdadır.</p>
<p>Hiçbir cihetle eser-i tasannu&#8217; ve tekellüf görünmüyor.</p>
<p>Hiçbir şaibe-i taklid veya başkasının hesabına ve onun yerinde kendini farzedip konuşmuş gibi bir hud&#8217;anın emaresi olmadığı gibi bütün ciddiyetiyle, bütün safvetiyle, bütün hulusuyla safî, berrak, parlak beyanı, nasıl gündüzün ziyası &#8220;Güneş&#8217;ten geldim&#8221; der. Kur&#8217;an dahi, &#8220;Ben, Hâlık-ı Âlem&#8217;in beyanıyım ve kelâmıyım&#8221; der.</p>
<p>Evet şu dünyayı antika san&#8217;atlarla süslendiren ve lezzetli nimetlerle dolduran ve san&#8217;atperverane ve nimetperverane şu derece san&#8217;atının acibeleriyle, şu derece kıymetdar nimetlerini dünyanın yüzüne serpen, sıra-vari tanzim eden ve zeminin yüzünde seren, güzelce dizen</p>
<ul>
<li>bir Sâni&#8217;, bir Mün&#8217;imden başka şu velvele-i takdir ve istihsanla ve zemzeme-i hamd ü şükranla dünyayı dolduran ve zemini bir zikirhane, bir mescid, bir temaşagâh-ı san&#8217;at-ı İlahiyeye çeviren Kur&#8217;an-ı Mu&#8217;ciz-ül Beyan kime yakışır ve kimin kelâmı olabilir?</li>
<li>Ondan başka kim ona sahib çıkabilir?</li>
<li>Ondan başka kimin sözü olabilir?</li>
<li>Dünyayı ışıklandıran ziya, Güneş&#8217;ten başka hangi şeye yakışır?</li>
<li>Tılsım-ı kâinatı keşfedip âlemi ışıklandıran beyan-ı Kur&#8217;an, Şems-i Ezelî&#8217;den başka kimin nuru olabilir?</li>
<li>Kimin haddine düşmüş ki, ona nazire getirsin, onun taklidini yapsın?</li>
</ul>
<p>Evet, bu dünyayı san&#8217;atlarıyla zînetlendiren bir san&#8217;atkârın, san&#8217;atını istihsan eden insanla konuşmaması muhaldir.</p>
<ul>
<li>Madem ki, yapar ve bilir; elbette konuşur.</li>
<li>Madem konuşur,</li>
</ul>
<p>elbette konuşmasına yakışan Kur&#8217;andır.</p>
<p>Bir çiçeğin tanziminden lâkayd kalmayan bir Mâlik-ül Mülk,</p>
<ul>
<li>bütün mülkünü velveleye veren bir kelâma karşı nasıl lâkayd kalır?</li>
<li>Hiç başkasına mal edip hiçe indirir mi?</li>
</ul>
<h4> <strong><b>Beşinci Lem&#8217;a:</b></strong></h4>
<p><strong>Kur&#8217;anın üslûb ve îcazındaki câmiiyet-i hârikadır.</strong> Bunda &#8220;<strong>Beş Işık</strong>&#8221; var.</p>
<h4> <strong><b>Birinci Işık:</b></strong></h4>
<p>Üslûb-u Kur&#8217;anın o kadar acib bir cem&#8217;iyeti var ki, <span style="color: #ff0000;">(Bütün maksad ve vazife-i asliyesini herbir sure, âyet ve kelimesinde cem&#8217;etmesi Kur&#8217;anın Üslûb itibariyle bir mu&#8217;cizesidir.)</span></p>
<p><span style="color: #ff0000;">(<span style="color: #0000ff;">Kur&#8217;anın takib ettiği maksadlar; tevhid, nübüvvet, haşir, adalet ile ibadet olmak üzere dörttür.</span> İşarat-ül İ&#8217;caz 12</span><br />
<span style="color: #ff0000;"><span style="color: #0000ff;">Kur&#8217;anın vazife-i asliyesi: Daire-i rububiyetin kemalât ve şuunatını ve daire-i ubudiyetin vezaif ve ahvalini talim etmektir.</span> Sözler 265 )</span></p>
<ul>
<li>Birtek sure, kâinatı içine alan bahr-i muhit-i Kur&#8217;anîyi içine alır.</li>
<li>Birtek âyet, o surenin hazinesini içine alır.</li>
<li>Âyetlerin çoğu, herbirisi birer küçük sure, surelerin çoğu, herbirisi birer küçük Kur&#8217;andır.</li>
</ul>
<p>İşte şu, i&#8217;cazkârane îcazdan büyük bir lütf-u irşaddır ve güzel bir teshildir.</p>
<p>Çünki herkes, her vakit Kur&#8217;ana muhtaç olduğu halde, ya gabavetinden veya başka esbaba binaen her vakit bütün Kur&#8217;anı okumayan veyahut okumaya vakit ve fırsat bulamayan adamlar, Kur&#8217;andan mahrum kalmamak için; herbir sure, birer küçük Kur&#8217;an hükmüne, hattâ herbir uzun âyet, birer kısa sure makamına geçer. Hattâ Kur&#8217;an Fatiha&#8217;da, Fatiha dahi Besmele&#8217;de münderic olduğuna ehl-i keşif müttefiktirler. Şu hakikata bürhan ise, ehl-i tahkikin icmaıdır. <span style="color: #ff0000;">(O muhakkiklerden tek birisi Risale-i Nur&#8217;dur.)</span></p>
<h4> <strong><b>İkinci Işık:</b></strong></h4>
<p>Âyât-ı Kur&#8217;aniye,</p>
<p><span style="color: #ff0000;">(Âyât-ı Kur&#8217;aniyenin makam itibariyle </span><span style="color: initial;">umum tabakat-ı kelâmiyeyi <span style="color: #ff0000;">cem&#8217;etmesi Kur&#8217;anın Üslûb itibariyle bir mu&#8217;cizesidir. K</span></span><span style="color: #ff0000; font-size: revert;">elimelerinin tabakalarını esma-ül hüsna adedince düşüne biliriz.)</span></p>
<ul>
<li>emir ve nehy, <span style="color: #ff0000;">(herbir esmanın bize karşı emirleri ve nehiyleri ayrı ayrı olmasından dolayı kelamın tabakaları ortaya çıkıyor.)</span></li>
<li>va&#8217;d ve vaîd, <span style="color: #ff0000;">(Yapılan amelin sonuçlarını ayrı ayrı olmasından dolayı kelamın tabakaları ortaya çıkıyor.)</span></li>
<li>tergib ve terhib, <span style="color: #ff0000;">(Yapılacak amellerin menfaat ve mazarratı ayrı ayrı olmasından dolayı teşvik ve sakındırmak itibariyle kelamın tabakaları ortaya çıkıyor.)</span></li>
<li>zecr ve irşad, (Ameller daha işlenmeden zecr ederek ameli kötü göstermek veya amelin hakikatını ders vererek irşad etmek itibariyle de <span style="color: #ff0000;">kelamın tabakaları ortaya çıkıyor.)</span></li>
<li>kısas ve emsal, <span style="color: #ff0000;">(Kıssa-i Yusufîye gibi kıssalar ve saray, güneş ve ağaç gibi verilen temsiller</span> <span style="color: #ff0000;">ayrı ayrı olmasından dolayı kelamın tabakaları ortaya çıkıyor.)</span></li>
</ul>
<p><span style="color: #ff0000;">(Âyât-ı Kur&#8217;aniye, ayrı ayrı muhatablarının her seviyesinde onlara maarif-i İlahiye ve ulûm-u kevniyeyi ders vermesi ve onlara ait ahkâmı bildirmesi Kur&#8217;anın Üslûb itibariyle bir mu&#8217;cizesidir.)</span></p>
<p>ahkâm ve maarif-i İlahiye ve ulûm-u kevniye</p>
<p><span style="color: #ff0000;">(Âyât-ı Kur&#8217;aniyenin beşerin şahsî, içtimaî, kalbî, manevî ve uhrevî bütün ihtiyaçlarını cem&#8217;etmesi Kur&#8217;anın Üslûb itibariyle bir mu&#8217;cizesidir.)</span></p>
<p>ve kavanin <span style="font-size: revert; color: initial;">ve şerait-i hayat-ı şahsiye ve hayat-ı içtimaiye ve hayat-ı kalbiye ve hayat-ı maneviye ve hayat-ı uhreviye gibi</span></p>
<ul>
<li>umum tabakat-ı kelâmiye</li>
<li>ve maarif-i hakikiye</li>
<li>ve hacat-ı beşeriyeye</li>
</ul>
<p>delalatıyla, işaratıyla câmi&#8217; olmakla beraber; <span style="font-size: 20pt;">خُذْ مَا شِئْتَ لِمَا شِئْتَ</span> yani, &#8220;İstediğin herşey için Kur&#8217;andan her ne istersen al&#8221; ifade ettiği mana, o derece doğruluğuyla makbul olmuş ki, ehl-i hakikat mabeyninde durub-u emsal sırasına geçmiştir. <strong>Âyât-ı Kur&#8217;aniyede öyle bir câmiiyet var ki, her derde deva, her hacete gıda olabilir</strong>. Evet, öyle olmak lâzım gelir. Çünki daima terakkiyatta kat&#8217;-ı meratib eden bütün tabakat-ı ehl-i kemalin rehber-i mutlakı elbette şu hâsiyete mâlik olması elzemdir.</p>
<h4> <strong><b>Üçüncü Işık:</b></strong></h4>
<p>Kur&#8217;anın i&#8217;cazkârane îcazıdır. Kâh olur ki, uzun bir silsilenin iki tarafını öyle bir tarzda zikreder ki, güzelce silsileyi gösterir. Hem kâh olur ki, bir kelimenin içine sarihan, işareten, remzen, imaen bir davanın çok bürhanlarını derceder.</p>
<p>Meselâ: <span style="font-size: 20pt;">وَمِنْ آيَاتِهِ خَلْقُ السَّمٰوَاتِ وَاْلاَرْضِ وَاخْتِلاَفُ اَلْسِنَتِكُمْ وَ اَلْوَانِكُمْ</span> de âyât ve delail-i vahdaniyet silsilesini teşkil eden silsile-i hilkat-ı kâinatın mebde&#8217; ve müntehasını zikr ile o ikinci silsileyi gösterir, birinci silsileyi okutturuyor.</p>
<p>Evet bir Sâni&#8217;-i Hakîm&#8217;e şehadet eden sahaif-i âlemin</p>
<p>birinci derecesi, semavat ve arzın asl-ı hilkatleridir.</p>
<p>Sonra gökleri yıldızlarla tezyin ile zeminin zîhayatlarla şenlendirilmesi,</p>
<p>sonra Güneş ve Ay&#8217;ın teshiriyle mevsimlerin değişmesi,</p>
<p>sonra gece ve gündüzün ihtilaf ve deveranı içindeki silsile-i şuunattır.</p>
<p>Daha gele gele tâ kesretin en ziyade intişar ettiği mahal olan sîmaların ve seslerin hususiyetlerine ve imtiyazlarına ve teşahhuslarına kadar&#8230;</p>
<p>Madem ki en ziyade intizamdan uzak ve tesadüfün karışmasına maruz olan ferdlerin sîmalarındaki teşahhusatta hayret verici bir intizam-ı hakîmane bulunsa, üzerinde gayet san&#8217;atkâr bir hakîmin kalemi işlediği gösterilse, elbette intizamları zahir olan sair sahifeler kendi kendine anlaşılır, nakkaşını gösterir.</p>
<p>Hem madem koca semavat ve arzın asl-ı hilkatinde eser-i san&#8217;at ve hikmet görünüyor. Elbette kâinat sarayının binasında temel taşı olarak gökleri ve zemini hikmetle koyan bir Sâni&#8217;in sair eczalarında eser-i san&#8217;atı, nakş-ı hikmeti pekçok zahirdir.</p>
<p>İşte şu âyet, hafîyi izhar, zahirîyi ihfa ederek gayet güzel bir îcaz yapmış. Elhak: <span style="font-size: 20pt;">فَسُبْحَانَ اللّٰهِ حِينَ تُمْسُونَ</span> den tut, tâ <span style="font-size: 20pt;">وَلَهُ الْمَثَلُ اْلاَعْلَى فِى السَّمٰوَاتِ وَاْلاَرْضِ وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ</span> e kadar altı defa <span style="font-size: 20pt;">وَمِنْ آيَاتِهِ وَمِنْ آيَاتِهِ</span> ile başlayan silsile-i berahin, bir silsile-i cevahirdir, bir silsile-i nurdur, bir silsile-i i&#8217;cazdır, bir silsile-i îcaz-ı i&#8217;cazîdir. Kalb istiyor ki, şu definelerde gizli olan elmasları göstereyim. Fakat ne yapayım makam kaldırmıyor. Başka vakte talik edip, o kapıyı şimdi açmıyorum.</p>
<p>Hem meselâ: <span style="font-size: 20pt;">فَاَرْسِلُونِ {٤٥} يُوسُفُ اَيُّهَا الصِّدِّيقُ</span></p>
<p><span style="font-size: 20pt;">فَاَرْسِلُونِ</span> kelâmıyla <span style="font-size: 20pt;">يُوسُفُ</span>kelimesi ortalarında şunlar var:</p>
<p style="text-align: center;"><span style="font-size: 20pt;">اِلَى يُوسُفَ ِلاَسْتَعْبَرَ مِنْهُ الرُّؤْيَا فَاَرْسَلُوهُ فَذَهَبَ اِلَى السِّجْنِ وَ قَالَ يُوسُفُ</span></p>
<p>Demek beş cümleyi bir cümlede icmal edip îcaz ettiği halde vuzuhu ihlâl etmemiş, fehmi işkal etmemiş.</p>
<p>Hem meselâ: <span style="font-size: 20pt;">اَلَّذِى جَعَلَ لَكُمْ مِنَ الشَّجَرِ اْلاَخْضَرِ نَارًا</span> İnsan-ı âsi, &#8220;Çürümüş kemikleri kim diriltecek&#8221; diye meydan okur gibi inkârına karşı Kur&#8217;an der: &#8220;Kim bidayeten yaratmış ise, o diriltecek. O yaratan zât ise, herbir şeyi herbir keyfiyette bilir.</p>
<p>Hem size yeşil ağaçtan ateş çıkaran bir zât, çürümüş kemiğe hayat verebilir.&#8221; İşte şu kelâm, diriltmek davasına müteaddid cihetlerle bakar, isbat eder.</p>
<p><span style="color: #ff0000;">1-</span> Evvelâ, insana karşı ettiği silsile-i ihsanatı şu kelâmıyla başlar, tahrik eder, hatıra getirir. Başka âyetlerde tafsil ettiği için kısa keser, akla havale eder. Yani, size ağaçtan meyveyi ve ateşi ve ottan erzakı ve hububu ve topraktan hububatı ve nebatatı verdiği gibi, zemini size hoş -herbir erzakınız içinde konulmuş- bir beşik ve âlemi, güzel ve bütün levazımatınız içinde bulunur bir saray yapan bir zâttan kaçıp başıboş kalıp, ademe gidip saklanılmaz. Vazifesiz olup kabre girip uyandırılmamak üzere rahat yatamazsınız. <span style="color: #ff0000;">(Ölmüş kemikleri diriltecek Zâtın ihsanatıyla insana verdiği kıymet gösteriliyor.)</span></p>
<p><span style="color: #ff0000;">2-</span> Sonra o davanın bir deliline işaret eder: <span style="font-size: 20pt; color: #ff0000;">اَلشَّجَرِ اْلاَخْضَرِ</span> kelimesiyle remzen der: &#8220;Ey haşri inkâr eden adam! Ağaçlara bak! Kışta ölmüş kemikler gibi hadsiz ağaçları baharda dirilten, yeşillendiren; hattâ herbir ağaçta yaprak ve çiçek ve meyve cihetiyle üç haşrin nümunelerini gösteren bir zâta karşı inkâr ile, istib&#8217;ad ile kudretine meydan okunmaz.&#8221; <span style="color: #ff0000;">(Bahar mevsimindeki ihya hakikatı nazara verilmekle haşrin nümunesi gösteriliyor.</span></p>
<p><span style="color: #ff0000;">Aynı zamanda İnsanın da üç nevi haşirlerini ihtar eder. İnsan ruhunun mahiyeti maneviyesinde üç nevi haşir; <span style="color: #0000ff;">kalb cüzdanındaki letaif ve akıl defterindeki havas ve istidadındaki cihazat</span> üstünde olacaktır. Sözler &#8211; 88 )</span></p>
<p><span style="color: #ff0000;">3- </span>Sonra bir delile daha işaret eder, der: &#8220;Size ağaç gibi kesif, sakil, karanlıklı bir maddeden ateş gibi latif, hafif, nurani bir maddeyi çıkaran bir zâttan, (yani Cenab-ı Hakk birbirine zıt olan tabiatlardan dahi hayattar şeyleri yaratması gösteriyor ki insan toprak altına girip de toprağa karışmasa dahi kül olsa veya havaya karışsada yine hayat verebilir.) odun gibi kemiklere ateş gibi bir hayat ve nur gibi bir şuur vermeyi nasıl istib&#8217;ad ediyorsunuz?&#8221; <span style="color: #ff0000;">(Kemik gibi ODUNLARDAN zıt mizaçlı ATEŞİ yaratmayı nazara verilmekle, KEMİKTEN HAYATI, yaratmadaki keyfiyet gösteriliyor.)</span></p>
<p><span style="color: #ff0000;">4-</span> Sonra bir delile daha tasrih eder der ki: &#8220;Bedeviler için kibrit yerine ateş çıkaran meşhur ağacın, yeşil iken iki dalı birbirine sürüldüğü vakit ateşi yaratan ve rutubetiyle yeşil ve hararetiyle kuru gibi iki zıd tabiatı cem&#8217;edip, onu buna menşe etmekle herbir şey hattâ anasır-ı asliye ve tabayi-i esasiye, onun emrine bakar, onun kuvvetiyle hareket eder, hiçbirisi başıboş olup tabiatıyla hareket etmediğini gösteren bir zâttan, topraktan yapılan ve sonra toprağa dönen insanı, topraktan yeniden çıkarması istib&#8217;ad edilmez. İsyan ile ona meydan okunmaz.&#8221;  <span style="color: #ff0000;">(Topraktan yaratılan insanı yine topraktan çıkarılmasının suhuleti nazara veriliyor. Aslında Cenab-ı Hak için kolaylık zorluk olmaz ama mes’elenin daha iyi anlaşılması için biz insanların nazarına göre izahat veriliyor.)</span></p>
<p><span style="color: #ff0000;">5-</span> Sonra Hazret-i Musa Aleyhisselâm&#8217;ın şecere-i meşhuresini hatıra getirmekle şu dava-yı Ahmediye Aleyhissalâtü Vesselâm, Musa Aleyhisselâm&#8217;ın dahi davasıdır. Enbiyanın ittifakına hafî bir îma edip, şu kelimenin îcazına bir letafet daha katar. <span style="color: #ff0000;">(Kim yaratacak diye sual soran ehl-i küfre karşı Enbiyanın ittifakını nazara veriyor.)</span></p>
<h4> <strong><b>Dördüncü Işık:</b></strong></h4>
<p>Îcaz-ı Kur&#8217;anî o derece câmi&#8217; ve hârıktır, dikkat edilse görünüyor ki: Bazan bir denizi bir ıbrıkta gösteriyor gibi pek geniş ve çok uzun ve <strong>küllî düsturları ve umumî kanunları,</strong> basit ve âmi fehimlere merhameten <strong>basit bir cüz&#8217;üyle, hususî bir hâdise ile gösteriyor</strong>. Binler misallerinden yalnız iki misaline işaret ederiz.</p>
<p><strong>Birinci Misal:</strong> Yirminci Söz&#8217;ün Birinci Makamında tafsilen beyan olunan üç âyettir ki,</p>
<p><span style="color: #ff0000;">1-</span> şahs-ı Âdem&#8217;e talim-i esma ünvanıyla nev&#8217;-i benî-Âdeme ilham olunan bütün ulûm ve fünunun talimini ifade eder. Ve Âdem&#8217;e, melaikenin secde etmesi ve şeytanın etmemesi hâdisesiyle nev&#8217;-i insana semekten meleğe kadar ekser mevcudat müsahhar olduğu gibi, yılandan şeytana kadar muzır mahlukatın dahi ona itaat etmeyip düşmanlık ettiğini ifade ediyor.</p>
<p><span style="color: #ff0000;">2-</span> Hem kavm-i Musa (A.S.) bir bakarayı, bir ineği kesmekle Mısır bakar-perestliğinden alınan ve &#8220;İcl&#8221; hâdisesinde tesirini gösteren bir bakar-perestlik mefkûresinin Musa Aleyhisselâm&#8217;ın bıçağıyla kesildiğini ifade ediyor.</p>
<p><span style="color: #ff0000;">3-</span> Hem taştan su çıkması, çay akması ve dağılıp yuvarlanması ünvanıyla; tabaka-i türabiye altında olan taş tabakası, su damarlarına hazinedarlık ve toprağa analık ettiğini ifade ediyor.</p>
<p><strong>İkinci Misal:</strong> Kur&#8217;anda çok tekrar edilen kıssa-i Musa Aleyhisselâm&#8217;ın cümleleri ve cüz&#8217;leridir ki, herbir cümlesi, hattâ herbir cüz&#8217;ü, bir düstur-u küllînin ucu olarak gösterilmiş ve o düsturu ifade ediyor.</p>
<p><span style="color: #ff0000;">1-</span> Meselâ: <span style="font-size: 20pt;">يَا هَامَانُ ابْنِ لِى صَرْحًا</span> Firavun, vezirine emreder ki: &#8220;Bana yüksek bir kule yap, semavatın halini rasad edip bakacağım. Semanın gidişatından acaba Musa&#8217;nın (A.S.) dava ettiği gibi semada tasarruf eden bir İlah var mıdır?&#8221; İşte <span style="font-size: 20pt;">صَرْحًا </span>kelimesiyle ve şu cüz&#8217;î hâdise ile, dağsız bir çölde olduğundan dağları arzulayan ve Hâlıkı tanımadığından tabiat-perest olup rububiyet dava eden ve âsâr-ı ceberutlarını göstermekle ibka-yı nam eden, şöhret-perest olup dağ-misal meşhur ehramları bina eden ve sihir ve tenasühe kail olup cenazelerini mumya edip dağ misillü mezarlarda muhafaza eden Mısır firavunlarının an&#8217;anesinde hükümferma bir düstur-u acibi ifade eder.</p>
<p><span style="color: #ff0000;">2-</span> Meselâ: <span style="font-size: 20pt;">فَالْيَوْمَ نُنَجِّيكَ بِبَدَنِكَ</span> Gark olan Firavuna der: &#8220;Bugün senin gark olan cesedine necat vereceğim&#8221; ünvanıyla umum Firavunların tenasüh fikrine binaen cenazelerini mumyalamakla maziden alıp müstakbeldeki ensal-i âtiyenin temaşagâhına göndermek olan mevt-âlûd, ibretnüma bir düstur-u hayatiyelerini ifade etmekle beraber, şu asr-ı âhirde o gark olan Firavunun aynı cesedi olarak keşfolunan bir beden, o mahall-i gark denizinden sahile atıldığı gibi, zamanın denizinden asırların mevceleri üstünde şu asır sahiline Süfyanın atılacağını, mu&#8217;cizane bir işaret-i gaybiyeyi, (bu ayetin ebced hesabı 1881 tarihine tevafuk ediyor) bir lem&#8217;a-yı i&#8217;cazı ve bu tek kelime bir mu&#8217;cize olduğunu ifade eder.</p>
<p><span style="color: #ff0000;">3-</span> Hem meselâ: <span style="font-size: 20pt;">يُذَبِّحُونَ اَبْنَاءَكُمْ وَيَسْتَحْيُونَ نِسَاءَكُمْ</span> Benî-İsrail&#8217;in oğullarının kesilip, kadın ve kızlarını hayatta bırakmak; bir Firavun zamanında yapılan bir hâdise ünvanıyla, Yahudi milletinin ekser memleketlerde her asırda maruz olduğu müteaddid katliamları, kadın ve kızları hayat-ı beşeriye-i sefihanede oynadıkları rolü ifade eder.</p>
<p style="text-align: center;"><span style="font-size: 20pt;">وَلَتَجِدَنَّهُمْ اَحْرَصَ النَّاسِ عَلَى حَيٰوةٍ ٭ وَتَرَى كَثِيرًا مِنْهُمْ يُسَارِعُونَ فِى اْلاِثْمِ وَالْعُدْوَانِ وَاَكْلِهِمُ السُّحْتَ لَبِئْسَ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ ٭ وَيَسْعَوْنَ فِى اْلاَرْضِ فَسَادًا وَاللّٰهُ لاَ يُحِبُّ الْمُفْسِدِينَ ٭ وَقَضَيْنَا اِلَى بَنِى اِسْرَائِيلَ فِى الْكِتَابِ لَتُفْسِدُنَّ فِى اْلاَرْضِ مَرَّتَيْنِ ٭ وَلاَ تَعْثَوْا فِى اْلاَرْضِ مُفْسِدِينَ</span></p>
<p><span style="color: #ff0000;">4- </span>Yahudilere müteveccih şu iki hükm-ü Kur&#8217;anî, o milletin hayat-ı içtimaiye-i insaniyede dolap hilesiyle çevirdikleri şu iki müdhiş düstur-u umumîyi tazammun eder ki:</p>
<p>Hayat-ı içtimaiye-i beşeriyeyi sarsan ve sa&#8217;y ü ameli, sermaye ile mübareze ettirip fukarayı zenginlerle çarpıştıran, muzaaf riba yapıp bankaları tesise sebebiyet veren ve hile ve hud&#8217;a ile cem&#8217;-i mal eden o millet olduğu gibi;</p>
<p>mahrum kaldıkları ve daima zulmünü gördükleri hükûmetlerden ve galiblerden intikamlarını almak için her çeşit fesad komitelerine karışan ve her nevi ihtilale parmak karıştıran yine o millet olduğunu ifade ediyor.</p>
<p><span style="color: #ff0000;">5-</span> Meselâ: <span style="font-size: 20pt;">فَتَمَنَّوُا الْمَوْتَ</span> &#8220;Eğer doğru iseniz, mevti isteyiniz. Hiç istemeyeceksiniz.&#8221; İşte meclis-i Nebevîde küçük bir cemaatin cüz&#8217;î bir hâdise ünvanıyla, milel-i insaniye içinde hırs-ı hayat ve havf-ı mematla en meşhur olan millet-i Yehud&#8217;un tâ kıyamete kadar lisan-ı halleri, mevti istemeyeceğini ve hayat hırsını bırakmayacağını ifade eder.</p>
<p><span style="color: #ff0000;">6-</span> Meselâ: <span style="font-size: 20pt;">ضُرِبَتْ عَلَيْهِمُ الذِّلَّةُ وَالْمَسْكَنَةُ</span> Şu ünvanla o milletin mukadderat-ı istikbaliyesini umumî bir surette ifade eder. İşte şu milletin seciyelerinde ve mukadderatında münderic olan şöyle müdhiş desatir içindir ki, Kur&#8217;an onlara karşı pek şiddetli davranıyor. Dehşetli sille-i te&#8217;dib vuruyor.</p>
<p>İşte şu misallerden kıssa-i Musa Aleyhisselâm ve Benî-İsrail&#8217;in sair cüz&#8217;lerini ve sair kıssalarını bu kıssaya kıyas et. Şimdi şu Dördüncü Işıktaki i&#8217;cazî lem&#8217;a-i îcaz gibi Kur&#8217;anın basit kelimatlarının ve cüz&#8217;î mebhaslerinin arkalarında pekçok lemaat-ı i&#8217;caziye vardır. Ârife işaret yeter.</p>
<p><strong><b>Beşinci Işık: </b></strong>Kur&#8217;anın makasıd ve mesail, maânî ve esalib ve letaif ve mehasin cihetiyle câmiiyet-i hârikasıdır.</p>
<p>Evet Kur&#8217;an-ı Mu&#8217;ciz-ül Beyan&#8217;ın surelerine ve âyetlerine ve hususan surelerin fatihalarına, âyetlerin mebde&#8217; ve makta&#8217;larına dikkat edilse görünüyor ki: Belâgatların bütün enva&#8217;ını, fezail-i kelâmiyenin bütün aksamını, ulvî üslûbların bütün esnafını, mehasin-i ahlâkıyenin bütün efradını, ulûm-u kevniyenin bütün fezlekelerini, maarif-i İlahiyenin bütün fihristelerini, hayat-ı şahsiye ve içtimaiye-i beşeriyenin bütün nâfi&#8217; düsturlarını ve hikmet-i âliye-i kâinatın bütün nurani kanunlarını cem&#8217;etmekle beraber hiçbir müşevveşiyet eseri görünmüyor. Elhak, o kadar ecnas-ı muhtelifeyi bir yerde toplayıp bir münakaşa, bir karışık çıkmamak, kahhar bir nizam-ı i&#8217;cazînin işi olabilir.</p>
<p>Elhak, bütün bu câmiiyet içinde şu intizam ile beraber geçmiş yirmidört aded Sözlerde izah ve isbat edildiği gibi; cehl-i mürekkebin menşei olan âdiyat perdelerini keskin beyanatıyla yırtmak, âdet perdeleri altında gizli olan hârikulâdeleri çıkarıp göstermek ve dalaletin menbaı olan tabiat tagutunu, bürhanın elmas kılıncıyla parçalamak ve gaflet uykusunun kalın tabakalarını ra&#8217;d-misal sayhalarıyla dağıtmak ve felsefe-i beşeriyeyi ve hikmet-i insaniyeyi âciz bırakan kâinatın tılsım-ı muğlakını ve hilkat-i âlemin muamma-yı acibesini feth ve keşfetmek, elbette hakikat-bîn ve gayb-aşina ve hidayet-bahş ve hak-nüma olan Kur&#8217;an gibi bir mu&#8217;cizekârın hârikulâde işleridir.</p>
<p>Evet, Kur&#8217;anın âyetlerine insaf ile dikkat edilse görünüyor ki: Sair kitablar gibi bir-iki maksadı takib eden tedricî bir fikrin silsilesine benzemiyor. Belki, def&#8217;î ve ânî bir tavrı var ve ilka olunuyor bir gidişatı var ve beraber gelen herbir taifesi müstakil olarak uzak bir yerden ve gayet ciddî ve ehemmiyetli bir muhaberenin tek tek, kısa kısa bir surette geldiğinin nişanı var. Evet kâinatın Hâlıkından başka kim var ki, bu derece kâinat ve Hâlık-ı Kâinat&#8217;la ciddî alâkadar bir muhabereyi yapabilsin? Hadsiz derece haddinden çıkıp Hâlık-ı Zülcelal&#8217;i kendi keyfiyle söyleştirsin, kâinatı doğru olarak konuştursun. Evet, Kur&#8217;anda kâinat Sâni&#8217;inin pek ciddî ve hakikî ve ulvî ve hak olarak konuşması ve konuşturması görünüyor. Taklidi îma edecek hiçbir emare bulunmuyor. O söyler ve söylettirir. Farz-ı muhal olarak Müseylime gibi hadsiz derece haddinden çıkıp taklidkârane o izzet ve ceberut sahibi olan Hâlık-ı Zülcelalini kendi fikriyle konuşturup ve kâinatı onunla konuştursa, elbette binler taklid emareleri ve binler sahtekârlık alâmetleri bulunacaktır. Çünki en pest bir halinde en yüksek tavrı takınanların her haleti taklidciliğini gösterir. İşte şu hakikatı kasem ile ilân eden <span style="font-size: 20pt;">وَالنَّجْمِ اِذَا هَوَى مَا ضَلَّ صَاحِبُكُمْ وَمَا غَوَى وَمَا يَنْطِقُ عَنِ الْهَوَى اِنْ هُوَ اِلاَّ وَحْىٌ يُوحَى</span> ya bak, dikkat et&#8230;</p>
<p><a href="https://mutalaainur.com/yirmibesinci-soz-birinci-sule-ikinci-sua/">Yirmibeşinci Söz Birinci Şu&#8217;le İkinci Şua</a> yazısı ilk önce <a href="https://mutalaainur.com">Risale-i Nur Külliyatı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
